<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698</id><updated>2011-11-27T15:17:51.126-08:00</updated><category term='atatürk'/><category term='SAVAŞ'/><category term='DİN'/><category term='teori'/><category term='cumhuriyert'/><category term='günah'/><category term='güreş'/><category term='katre'/><category term='40 hadis'/><category term='özlü sözler'/><category term='çanakkale zaferi'/><category term='şuayb peygamber'/><category term='KADIN'/><category term='hafız'/><category term='19 mayıs'/><category term='avrupa hun imparatorluğu'/><category term='sorgula'/><category term='RUH'/><category term='buluş'/><category term='cengiz destanı'/><category term='dede korkut'/><category term='hoca'/><category term='IŞIK'/><category term='ata inkilapları'/><category term='aynalar'/><category term='arşimet'/><category term='bosna'/><category term='cehennem'/><category term='INDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri'/><category term='cahit sıtkı'/><category term='kadına şiddet'/><category term='ali kuşçu'/><category term='ali erdemir'/><category term='akraba evliliği'/><category term='son savaş'/><category term='abdulhak hamit'/><category term='renk'/><category term='tortum'/><category term='aşık veysel'/><category term='cennet'/><category term='hz.şuayb a.s'/><category term='bakteri'/><category term='hakikat'/><category term='ülkeler'/><category term='TEOREM'/><category term='sorgulama'/><category term='ders'/><category term='osmanlıda kadın'/><category term='danişmentler'/><category term='bohr atom teorisi'/><category term='AŞK'/><category term='çin seddi'/><category term='falaka'/><category term='HASERT'/><category term='azzınlık cemiyetleri'/><category term='6666'/><category term='cemaat'/><category term='einstein'/><category term='sevgi'/><category term='bor'/><category term='dna ve rna'/><category term='sömürü'/><category term='ahi evran'/><category term='dünya'/><category term='beyin geliştirme'/><category term='şuayb'/><category term='BİRİNCİ'/><category term='tc'/><category term='cahit külebi'/><category term='kadınhakkı'/><category term='güzel sözler'/><category term='EWRİM'/><category term='antalya tarihi'/><category term='okul'/><category term='b.hunlar'/><category term='bilgisayar'/><category term='bayrak'/><category term='ŞİİR'/><category term='ahmet yesevi'/><category term='dünyanın yedi harikası'/><category term='behram kurşunoğlu'/><category term='asef çelebi'/><category term='cirit'/><category term='çardaklı'/><category term='BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri'/><category term='anne baba sevgisi'/><category term='alper tunga destanı'/><category term='ilginç'/><category term='arkadaşlık'/><category term='tarikat'/><category term='armagedon'/><category term='marifet'/><category term='müdür'/><category term='cumhurlar'/><category term='bestekarlar'/><category term='devletçilik'/><category term='ahilik'/><category term='ahirte ve insan'/><category term='dostluk'/><category term='film'/><category term='doğu anadolu'/><title type='text'>şuayb ateş</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>82</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6499235955522877117</id><published>2011-08-24T16:02:00.001-07:00</published><updated>2011-08-24T16:02:11.737-07:00</updated><title type='text'>Müslümanların en büyük 20 icadı</title><content type='html'>Müslümanların en büyük 20 icadı&lt;br /&gt;KAHVE&lt;br /&gt;Rivayete göre Güney Etiyopya'nın Kaffa bölgesinde Arap bir çoban olan Halid koyunlarının bir bitkiyi yedikten sonra canlandığını gördü. Halid bu bitkiden topladı ve götürüp kaynarak içti.&lt;br /&gt;İlk olarak geceleri uyanık kalıp çalışmak ya da dua etmek isteyen Sufi alimler tarafından kullanıldığı tahmin edilen kahve ancak 1645 yılında Venedik'e ulaştı. İngiltere'nin başkenti Londra'daki ilk kahvehaneyi ise bir Türk açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZ&lt;br /&gt;Antik Yunan'da insanlar gözümüzden ışınların çıktığını ve bu sayede görebildiğimizi düşünürdü.&lt;br /&gt;Dünyada ilk kez ışığın göz içine girerek kırılması sonucunda dünyayı gördüğünü keşfeden 10. yüzyılda yaşamış bir Müslüman alim olan İbni Haytam'dı. Karanlık odayı ve ışık oyunlarıyla görüntü elde etmeyi ilk olarak İbni Haytam keşfetmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SANTRANÇ&lt;br /&gt;Satrançın bugün oynanan formu ilk kez İran'da geliştirildi ve buradan Batıya yayıldı.10. yüzyılda İspanyollar Emeviler aracılığıyla satrançla tanıştı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UÇMAK&lt;br /&gt;Wright Kardeşlerin ilk uçma denemesinden 1000 yıl kadar önce 852 yılında Abbas İbn Firnas adlı bir Arap Cordoba'daki Ulucaminin minaresinden tahtadan kanatlarla atladı.&lt;br /&gt;Uçmayı umuyordu, tabii uçamadı. Ama tahta kanatların yarattığı paraşüt etkisi sayesinde hafif bir şekilde yere düştü. 875 yılında 70 yaşındayken bu kez ipek ve kartal tüylerinden yaptığı kanatlarla bir uçurumdan atladı. 10 dakika kadar havada kalmayı başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SABUN&lt;br /&gt;Haçlı Seferlerindeki Hıristiyan askerleri gören Müslümanları dehşete düşüren şey onların saldırganlığı değil Avrupalıların çok nadir banyo yapmaları ve vücutlarının çok kötü kokmasıydıEski Mısır'da da sabun vardı ancak Araplar bitki yağlarını karıştırarak modern anlamdaki sabunu oluşturdu. Şampuan da bir Arap icadıdır. Şampuan ilk kez İngiltere'ye 1759'da gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIVILAR&lt;br /&gt;Sıvıları dağişik kaynama noktalarına göre birbirinden ayırma da ilk kez Müslüman bilim insanı Jabir ibni Hayyan tarafından bulundu.Yaptığı deneylerle de modern kimyanın kurucusu sayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİL SİSTEMİ&lt;br /&gt;Düz hareketi döner harekete çeviren mil sistemi de ilk kez bir İslam bilgili olan El Ciziri tarafından geliştirilmiş ve içten ateşli motorun icadına kadar tüm dünyadaki mekanik cihazların temel presibini oluşturmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ELBİSE&lt;br /&gt;Elbiselerin kumaşı ve astarının arasına dolgu malzemesi kullanılması da yine Ortadoğu'da ortaya çıkan bir icattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;KUBBE VE KEMER&lt;br /&gt;Kubbe ve kemer şeklindeki yapılar İslam mimarisinin ürünüdür. Özellikle kubbe mimarisi konusundaki teknikler Avrupa'ya İslam bilginleri aracılığıyla taşınmıştır.İngiltere Kralı V Henry'nin sarayının mimarı da bir Müslümandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CERRAHİ ALETLER&lt;br /&gt;Dünyada bugün kullanılan cerrahi aletlerin tümünün nihai dizaynları Endülüs Emevilerinden El Zehravi'ye aittir. Neşter, kemik testereleri, göz ameliyatı makaslarının da aralarında bulunduğu 200 cerrahi alet modern tıpta da kullanılır.&lt;br /&gt;Hayvan bağırsaklarından yaptığı iplikle attığı dikişlerin kendi kendine kaybolduğunu da Zehravi keşfetmiş ve yine hayvan bağırsaklarından ilk kapsülü yapmıştır. 13. yüzyılda İbn Nafis de dolaşım sistemini tanımlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNYA VE GÜNEŞ&lt;br /&gt;Dokuzuncu yüzyılda çok sayıda İslam alimi dünyanın güneş etrafında döndüğünü söylüyordu.&lt;br /&gt;Yani Galileo'dan tam 500 sene önce. O zaman yapılan ölçümlere göre dünyanın çapı 40 bin 253 kilometreydi. (gerçek ölçüden 200 kilometre daha az&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RÜZGAR DEĞİRMENİ&lt;br /&gt;Rüzgar değirmeni ilk olarak İran'da keşfedilmiş ve Arap ülkelerinde de geliştirilmiştir.Avrupa'da ilk rüzgar değirmeni bundan tam 500 yıl sonra kullanılmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AŞI&lt;br /&gt;İlk aşı da İslam dünyasında geliştirildi.Çiçek aşısının Avrupa'da kullanılmasından 50 yıl önce Osmanlı'daki çocuklar Çiçek hastalığına karşı aşılanıyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALOGRATMA&lt;br /&gt;Alogratma ve Trigonometri de İslam dünyasından Avrupa'ya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOLMAKALEM&lt;br /&gt;İlk dolmakalem de 953 yılında ellerini mürekkeple kirletmekten bıkan Mısır Sultanı'nın isteği üzerine icat edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇ ÇEŞİT YEMEK&lt;br /&gt;Ali İbni Nafi, Irak'tan İspanya'nın Cordoba şehrine geldiğinde Avrupa ilk kez bir öğünde üç çeşit yemek kültürüyle tanıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALI&lt;br /&gt;Halı da Müslümanlar tarafından Avrupa'ya taşındı.Halı dokumasındaki tekniklerin hemen hemen tümü de Avrupalılar tarafından Müslümanlardan alındı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇEK&lt;br /&gt;Modern banka çekinin kökeni de Araplarda kullanılan ve “sak” olarak adlandırılan bir kağıttı.Araplarda eskiden kervan soygunları çok olunca uzak yerlerdeki mallarını insanlar küçük yazılı kağıtlarla satmaya başladı. Dokuzuncu yüzyılda Müslüman bir tüccar Çin'de elindeki “sak”ları bozdurabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARAŞTIRMACI(hayalperest):Şuayb ATEŞ&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6499235955522877117?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6499235955522877117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/08/muslumanlarn-en-buyuk-20-icad.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6499235955522877117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6499235955522877117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/08/muslumanlarn-en-buyuk-20-icad.html' title='Müslümanların en büyük 20 icadı'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-3995062389896281607</id><published>2011-06-17T14:22:00.001-07:00</published><updated>2011-06-17T14:22:36.457-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;iframe width="140" height="240" src="http://www.haber365.com/sd/sdrd.php?renk=000000&amp;arkarenk=FFFFFF&amp;linkrenk=A50101&amp;cizgirenk=000000&amp;kalin=1&amp;font=10&amp;uzunluk=140&amp;genislik=240" scrolling="no" border="0" frameborder="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-3995062389896281607?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/3995062389896281607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/06/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3995062389896281607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3995062389896281607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/06/blog-post.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2464100093436375757</id><published>2011-05-22T12:43:00.000-07:00</published><updated>2011-05-22T12:43:13.976-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" height="450" src="http://www.elbiseleri.org/player/player-1201455551223.swf" width="535"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="height: 1px; left: -90px; overflow: hidden; position: absolute; top: -90px; width: 1px;"&gt;&lt;a href="http://www.ingilizce-turkce-ceviri.net/" target="_blank" title="ingilizce türkçe"&gt;ingilizce türkçe çeviri&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.turkcedeningilizceyecevir.com/" target="_blank" title="türkçeden ingilizceye çeviri"&gt;türkçe ingilizce çeviri&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.firma-rehberi.us/" target="_blank" title="türkiye firma rehberi"&gt;firma rehberi&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://facebookvideoindir.gen.tr/fetih-1453-filmi-geliyor-hq.html" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;"FETİH 1453 "  FİLMİ GELİYOR! [HQ]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2464100093436375757?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2464100093436375757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/05/ingilizce-turkce-ceviri-turkce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2464100093436375757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2464100093436375757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/05/ingilizce-turkce-ceviri-turkce.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2067954090829860995</id><published>2011-05-20T14:35:00.001-07:00</published><updated>2011-05-20T14:35:08.717-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a _fcksavedurl="http://fbmlkod.tr.gg" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=184130856119145698" target="_blank"&gt;&lt;img _fcksavedurl="http://i40.tinypic.com/1zlwy86.jpg" alt="Facebook tasarım merkezi" border="0" src="http://i40.tinypic.com/1zlwy86.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2067954090829860995?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2067954090829860995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/05/facebook-tasarm-merkezi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2067954090829860995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2067954090829860995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/05/facebook-tasarm-merkezi.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i40.tinypic.com/1zlwy86_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8722688850621905169</id><published>2011-05-17T15:47:00.001-07:00</published><updated>2011-05-17T15:47:45.142-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;script type="text/javascript" src="http://widgets.amung.us/tab.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt;WAU_tab('iczaow6u3a6i', 'bottom-center')&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8722688850621905169?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8722688850621905169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/05/wautabiczaow6u3a6i-bottom-center.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8722688850621905169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8722688850621905169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2011/05/wautabiczaow6u3a6i-bottom-center.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-3640336238503890349</id><published>2010-10-16T14:30:00.000-07:00</published><updated>2010-10-16T14:31:30.085-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hakikat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cemaat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sömürü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marifet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarikat'/><title type='text'>CEMAATLER VE TARİKATLAR</title><content type='html'>&lt;div style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;CEMAATLER VE TARİKATLAR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&amp;nbsp;Geçmişe dönüp baktığımızda Tarikatların aktif bir durumda olduğunu, çalışma alanlarının insana ve İslam a yönelik olduğunu görmekteyiz. Bu tarikatlar iyiliği yaymayı, kötülüğü nehyetmeyi amaçlamış ve topluma yararlı fertler yetiştirmişlerdir. Tabiiyetini üstlendikleri &amp;nbsp;şakirdlerini olgun insan (kamil-i mürşid) seviyesine getirmek için çalışmışlardır. Bu şakirdler, mensubu bulundukları tarikatların ilke ve ideolojilerini en iyi şekilde yansıtmışlardır. Türklerin İslam ’ı kabulünden sonra, İslam’ın temel kaide ve prensiplerini diğer insanlara anlatmak için örgütlenmiş olan bu tarikatlar, aynı zamanda Anadolu nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında da aktif rol oynamışlardır. Aynı zamanda Osmanlı gibi devasa bir İmparatorluğun büyüyüp gelişmesinde ve yükselmesinde ciddi bir fonksiyon üstlenmişlerdir. Bu tarikatlar geniş bir hizmet ağı kurup, çalışmalarını da aynı paralelde yürütmüşlerdir. Anadolu ve Balkanlar da bulunan Hıristiyan, Musevii &amp;nbsp;azınlıklarla çeşitli münasebetlere girmiş, onlara İslam ın hakikatlerini öğretmişlerdir. Sanat, Bilim ve Felsefe alanında da ilerleme göstermiş olan bu tarikatlar, kültür mirasının devamında taşıyıcı bir görev üstlenmişlerdir. Toplum bu tarikatları maddi ve manevi yönden desteklemiş, onlarla iç içe olmaktan büyük haz almıştır. Bu tarikatların sayısı az olmasına rağmen birbirlerini destekler nitelikte bir yol izlemişler ve her daim tevazu ile hareket ederek birbirlerini yüceltmişlerdir. Tarihte bunun örnekleri mevcuttur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İzahını yaptığımız bu durum Osmanlı nın altın çağını bitirip gerileme dönemine girmesine kadar devam etmiştir. İmparatorlukta bozulma görülen birçok müessese gibi tarikatlarda da ciddi manada bozulmalar görülmüştür. Tarikatların ilkeleri değişmeye başlamış ve Tarikatlar içinde kırılmalar görülmüştür. Anadolu halkının safiyetinden yararlanmak isteyen birçok şahsi zihniyet kendi çapında tarikatlaşmaya başlamıştır. Bunun devamında Tarikatların sayısı büyük artış göstermiştir. Bu tarikatlaşma faaliyetleri ülkenin doğusu ağırlıklı olmak üzere Anadolu nun her yönüne yayılmıştır. Doğrusu şu anda Anadolu da faaliyet gösteren yüzlerce aktif Tarikat ve Cemaat vardı. Bunlar içinde gerçek manada güç sahibi olanlar vardır. Cemaatlerin ve Tarikatların bu şekilde çoğalması ve kanaat önderlerinin şahsi, pervasız davranışları Tarikatlar arası rekabete, sürtüşmeye ve sonunda büyük husumetlere &amp;nbsp;&amp;nbsp;yol açmıştır. Bu durum İslam esaslarına aykırı olmasına rağmen duyarsızca devam ettirilmektedir. İslam ın en büyük hakikat olarak kabul ettiği hümanist, birleştirici unsurlar bu Cemaat ve Tarikatlar tarafından zedelenmektedir. Cemaat önderlerinin karşılıklı reddiyeleşmeleri ve hakarete varan restleşmeleri, bu gruplara mensup olan kişileri de fazlası ile etkilemektedir. Bu durum ciddi bir ilerleme kat etmiş ve nerede ise birbirlerini dinsizlikle, zındıklıkla suçlamaya başlamışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Cemaatler kendi mensuplarına dünya işlerinden uzak durmayı, avareliği ve meczupluğu hoş göstermeye çalışmışlardır. Kendi hazırladıkları kitapları ya da izinden gittiğini ifade ettikleri din büyüklerinin kitaplarını tek doğru olarak lanse etmişlerdir. Bunların birçoğu şekil itibarı ile gerici bir zihniyete hizmet etmeyi İslam esası olarak görmektedir. Bu Tarikat mensuplarına toplumdan farklı görüntü vermeleri ve &amp;nbsp;6.yy kıyafet, saç, sakal şekilleri ile hayatlarını sürdürmeleri öğretilmektedir. Zamanın siyasi ve ideolojik gruplar tarafından kullanılmaya başlanan bu Cemaatlerin birçoğu topluma kalıcı zararlar vermektedir. Kendilerini Cemaat önderi olarak gösteren, İslam dininden başka dinsel yada bilimsel hiçbir bilgiye sahip olmayan bu insanlar, kendi &amp;nbsp;egoları uğruna insanlığı ve İslamlığı büyük bir uçuruma taşımaktadır.Bu cemaat ve tarikatlar büyü bozma, nusha yapma, cin çıkarma, üfürme vs gibi birçok batıl inanç üzerinden para kazanmakta yada itibar elde etmektedir.Sadece hadis, kelam yada tefsir üzerinden çalışmalar yaparak kendi fikir ve kaidelerini meşru göstermekteler.Hatta bazı hadislere dayanarak tek cemaatin kıyamete dek kalacağını ifade ederler ve bu cemaat hep kendileri olmaktadır. Diğer cemaatler ise yanlış bir yol üzerinedir. Böylesi bir yozlaşma ve yobazlaşma içinde bulunan bu cemaatler geniş kitlelere hitap etmektedir.buda cemaatlerin nufuz sahibi olmalarını sağlamaktadır.Bu cemaatlerin ülke siyasetine yön verenler,çeşitli terör örgütlerini destekleyip kaynak sağlayanlar,halkı maddi ve manevi yönden sömürenleri mevcuttur.Bu cemaatler halkın saadeti ve refahı için değil, kendi menfaatleri için çalıştıkları gözle görünür gerçeklerdendir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TLoZd_KswrI/AAAAAAAAAak/7IX0pQBwRNM/s1600/ulu_cami_erzurum.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TLoZd_KswrI/AAAAAAAAAak/7IX0pQBwRNM/s1600/ulu_cami_erzurum.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Kendi keyfiyetleri doğrultusunda çalışan bu cemaatlerin , bu yy da ömürlerini tamamladıkları aşinadır.İnsanlar bu bilişim çağında her bilgiye ulaşabilmektedir.Dinsel bilgi gelişimini sağlayan Diyanet ve Yüksek İslam Akademileri mevcuttur.buralarda alanında ihtisas yapmış akademisyenler ,din alimleri vardır. Medreseden yetişme &amp;nbsp;, bilgi yoksunu, sahte şeyhlere, hocalara ,hacılara İslam aleminin ihtiyacı yoktur.Bu cemaatler ,tarikatlar vs gruplar derhal lağvedilmeli ve tekrar bir oluşum içine girme ihtimalleri ortadan kaldırılmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;&amp;nbsp;Yazan:&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #bf9000;"&gt;TOPRAK&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-3640336238503890349?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/3640336238503890349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/10/cemaatler-ve-tarikatlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3640336238503890349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3640336238503890349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/10/cemaatler-ve-tarikatlar.html' title='CEMAATLER VE TARİKATLAR'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TLoZd_KswrI/AAAAAAAAAak/7IX0pQBwRNM/s72-c/ulu_cami_erzurum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4238182754052147770</id><published>2010-09-23T12:26:00.003-07:00</published><updated>2010-09-23T12:27:25.675-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://tinypic.com/" target="_blank"&gt;&lt;img alt="Image and video hosting by TinyPic" border="0" src="http://i42.tinypic.com/mj9121.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; ŞUAYB ATEŞ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4238182754052147770?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4238182754052147770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/09/bu-resmin-ur-lsi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4238182754052147770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4238182754052147770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/09/bu-resmin-ur-lsi.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i42.tinypic.com/mj9121_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8330153331571016633</id><published>2010-09-08T12:32:00.000-07:00</published><updated>2010-10-16T14:41:55.096-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ders'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hoca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hafız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müdür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falaka'/><title type='text'>HAFIZ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TIfki5WjI3I/AAAAAAAAAaY/rdXL4MXSqI8/s1600/hafiz1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TIfki5WjI3I/AAAAAAAAAaY/rdXL4MXSqI8/s320/hafiz1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Yıl 2000 aralık ayı 21 olmuş ben hala ders sırasına girmedim.bu 6.günüm ders vermeyeli neredeyse bir hafta olmuş. vermediğim her ders günü için yediğim dayağın hattı &amp;nbsp;hesabı sorulmaz.5. ders gününde hoca beni evire çevire dövdü büyük mescitte.benim yüzümde isyankar bir korku ve hocanın yüzünde endişeli,dehşetli bir yüz ifadesi, fena hırçın görünüyor :)) ben içten içe gülüyorum.hoca tekmeler yumruklar savuruyor ama hırsını alamıyor çünkü o da biliyor bu farklı bir durum farklı hava var mescitte, beş gün üst üste ders vermemenin ardında yatan, zincirleri kıracağım (ilk devrim) günün heyacanını Hoca en az benim kadar hissediyor olmalı ,ondandır ki onlarca talebeye örnek olayım diye dövüyor. asilerin sonu böyle olur gibi bir ifade takınmış kendince.derken yorulmuş olmalı mescidin en tenha köşesine kıvrılmış mazlum halime yada kanlar içinde kalmış yüzüme acımış olabilir çekip gitti.mescitten çıkarken sessiz kalmış melun melun bakan diğer hıfz mahkumlarına çıkıştı.saatlerce öyle oturdum o köşede içimde patlamaya hazır volkanın ilk kıvılcımları canlanıyordu . kafam ellerim arasında gözlerim kapalı dönüp kardeşlerime bakmaya utandım. Ağlamıyordum lakin anlıyordum....&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Aralık 21 sabah ezanına yarım saat kala Belletmen avazı çıktığı kadar bağırıyor 'kovuş kalk' sesleri dolaphane nin demir dolaplarına aks ediyor olmalı baya yankı yapıyor.Uyanıp abdestini alan dışarı koşuyor. bahçenin karı ezilmiş biraz dün ikindi sonrası top oynamışız.derken sıra oluyoruz iştima alınacak ,soğuk ve karanlık şafak atmamış (ya bizim şafağımız o ne zaman atacak) 123... sayıldı iştima tamam sorun yok 15-20 dakika uykumuz kaçması için koşuyoruz :)) ısındık artık üşümüyoruz...ayağımda yarı sağlam kalite yoksunu bir çift bot içleri kar doluyor umrumda değil koşuyorum.Uykumuz kaçtı sınıflara geçiyoruz 45 derece sallanarak okumaya başlıyoruz . Ben ders vermediğim 6. günün hesabını güdüyorum kendimce, belki talebenin bir çoğu sabahın köründe yavuklusunun yada sıcak bir uykunun hayalini kuruyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Saat 7 gibi abdetshane de muhabbet içinde abdest alan bir kaç arkadaşız günün korkusu hepimizin üzerinde benim gibi birkaç günlük ders aksatanlar var. ne yapmalı diye planlar kuruyoruz küçük beynimizde ve Hoca nın biri göründü camdan ağır ve istikrarlı adımlarla yurda doğru geliyor. onlar ne gördü bilmem ama &amp;nbsp;ben cellatımın adım ses seslerini iliklerimde hissediyordum.Hoca yurda giriş yaptı kitli kapılar açıldı daha odasına yeni girmişti ki hadi gidiyoruz dedim ve benimle beraber dört kişi acele ile &amp;nbsp;öyle ki daha gül yüzünde abdest suları kurumamıştı.Hoca paltoyu asmadan biz yurdun bahçesinden çıkmalıydık. ayağıma ıslanmış ucuz botları taktım üstümüze mont bile alamadan kaçtık başladık koşmaya arkamıza bile bakmıyoruz hatta bakamıyoruz trajıkomik bir durum ama aynı zamanda konuşuyoruz,gülüyoruz ne var ki elemliyiz korkuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yurttan kaçış ilginç bir duygu ilk defa tadıyoruz ben ilk devrimin heycanını,hüznünü yaşıyorum artık kendimle yarışıyorum.Ha devrim derken kendi içimde ki,zihnimde ki devirim bu. zincirleri kırmışım isyanın tadını çıkarıyorum . yanımızda tek kuruş yok sırtımızda mont,zihnimizde herhangi bir fikir yok öyle çıktık gidiyoruz artık koşmuyoruz yurttan baya uzaklaştık yürüyoruz ve birbirimize bakıp gülüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #741b47;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;-İnşaatta bir gece&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;Burası soğuk memleket hemde haddinden fazla soğuk var.Yanımızda paramız olsa sobası yanan bir kıraathanede günü gün ederiz .ama yok, sırtımıza büyük bir yok yüklenmiş ilerliyoruz.Şehrin o başına kadar yürüdük vardığımız nokta yeni yerleşim alanı dubleks&amp;nbsp;tripleks&amp;nbsp;evler yoğun burada, birçoğu daha inşaat daha. derken karşımıza yurttan bir kardeşimiz çıkıyor, hatırlamıyorum ama belki çıkmıştı yurttan belki izinde idi ne var ki onun karşımıza çıkması büyük mucize oldu.durumu izah ettik &amp;nbsp;kendi evlerinin inşaat halinde olan üst katında kalmamızı önerdi ve karanlık çökünce inşaata girdik çok sessiz hareket ediyorduk her an baskın yiyebilir, yakayı ele verebilirdik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Kendileri üç katlı evin bodrum katında ikamet ediyorlardı.gecenin bir yarısı atıştırmak için bir şeyler getirdi. Gerçekten acıkmışız ama sorun o değil fena halde üşüyoruz durumu anladı. gidip kapı önünde duran minderleri üzerinden sökülmüş çift kişilik kanepe getirdi. küçük kız kardeşi ona yardım ediyordu, daha 8-9 yaşlarında anca vardı.gece yarısını geçmişti neredeyse çimento kağıtları vardı yakıp ısınabilirdik lakin yerleşkede dikkat çeksin istemedik. kanepeye üç arkadaşım oturdular bende dizlerinin üzerine uzandım ha birde battaniye vardı onuda üstümüze aldık . Gece defalarca yer değiştirdik sırayla diz üzerlerine uzanıp sabahı ettik .&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Uyandığımızda çok erkendi ,tan yeri henüz ağarmıştı. ayaklarım ıslaktı ve mosmor kesilmişlerdi. inşaattan çıkıp gittik sokaklarda köpeklerden başka kimsecikler yoktu.Caddeye kadar yürüdük yeni yeni birileri uyanmıştı. birkaç insan gördük nihayet.cadde ye doğru ilerliyorduk .Derken aniden bir polis aracı önümüze duruverdi. Durumun hezimetine uğradık şaşkındık yerimizden bile kıpırdamadık. Polis amcalar indi arabadan ve sabahın köründe yollarda yaşları 15 16 olan gençler napıyorlardı diye merak ettiler galiba . durumu izah ettik zaten haberi varmış merkezin. bizi karakola götürme gereği bile duymadılar.Bir saate yakın süre içinde Mercedes'i ile Alamancı hoca yanaşıverdi . Kısa bir macera oldu. Ama o geceyi asla unutmam, o fedakarlık örneğini,o küçük kızın masum bakışını,birbirine kenetlenmiş dört genç profilini asla unutmam unutamam&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #a64d79;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;Çay kavgası&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TLobGOF96QI/AAAAAAAAAao/HPI2CXHND4A/s1600/6939588002.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="147" src="http://3.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TLobGOF96QI/AAAAAAAAAao/HPI2CXHND4A/s200/6939588002.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;Yaş onaltı delidolu yıllarımız .Sabah kahvaltı da bir gün çorba bir gün çay olur.Çorba olduğu günler normaldi.Herkes iner yemekhaneye çorbasını içen çırak dersinin başına. Gün &amp;nbsp;sorunsuz ,sakin şekilde geçerdi. Lakin çay oldu mu kahvaltıda, küçük kıyamet &amp;nbsp;kopardı . Nöbetçiler, yurdun bıçkın delikanlıları tarafından tehditle yada işbirliği ile tutulur&amp;nbsp; bir demlik fazla çay saklanırdı . tabi o çay demliğini saklayan grubun masasında iki demlik çay olurdu. Bu gidişat gruplar arasında ciddi bir rekabeti ve zamanla kini ,düşmanlığı doğurdu . Yurtta talebe azalmış altmış civarında kalmıştık . bu kötü durum öyle ki yurdu ikiye böldü bir taraftan diğer tarafa selam veren olsa guruptan dışlanır azarlanırdı.Şaka yapmıyorum gruplar arası transferler olurdu. Herhangi bir gruba dahil olmamak en kötüsü idi aç gezerdin ezilirdin hakarete maruz kalırdın. Grubun üst düzey ağabeyleri birbirlerine&amp;nbsp; nisbet yapar dalaşmak için fırsat kollardı. Birkaç küçük arkadaş grubu olsa da herkesin safı belliydi. Benim adaşım güçlü bir gurup lideri idi. Ben onun fikri danışmanı idim ve sağ kolu, J benimle arasın da 1-2 yaş farkı vardı ama dolgun ve gözü pek biriydi. İnanın tanıdığım en delikanlı gençti , kardeşim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp; Gün, bugün yemekhaneye indik .bizim adaş çay kaldırtmış nöbetçiye. Lakin masaya geçtiğimizde çay demliği yoktu ve durum belliydi büyük olay olacaktı.Demliğin kaldırılması ilk kıvılcım oldu.Sabah kahvaltılarında yurtta Hoca olmaz, Belletmenlerde uyanıp bize iştirak etme gereği duymazdı. Derken bizim adaş kalktı ve yemekhande bir nutuk çekti. Çay demliği ya gelecek ya da sorumlular bedelini ödeyecekti. Kimseden ses yoktu ,çay demliğini karşı grup kaldırmıştı bu kesin, ama kimse ben aldım demeye cesaret edemiyordu . karşı gruptan bedenen dolgun olmasa da &amp;nbsp;yürekli mi yürekli bir kardeşim merdiven çıkışında bizimkilerden birine omuz attı. Olay önümde cerayan ediyordu . lakin omuz yiyen kardeşim umursamadı öyle bir yüzüne bakıp geçti. Talebenin kimi abdese kimi derse&amp;nbsp; geçmiş ,kimi koridorda dolaşıyordu.Daha çok erken bir saate ancak gelirdi bizim mübarek Hocalar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Koridorun önünde dolaşıyoruz bizim arkadaşa bir omuz daha geldi. Ama sabırlı kardeşim yine ses çıkarmadı. ‘Ben seni döverim git denginle uğraş dedi ‘’ ve daha sözü bitmeden ilk yumruk darbesini aldı .biz henüz izliyoruz ,herkes koridora döküldü.Omuz atan karşı gruptan ama bizim adaşın en sevdiği insan birebir kankası .Sadece izliyoruz ve bizimkine yumrukların biri inip biri kalkıyor .lakin kardeşimde mangal gibi yürek var dönüp karşılık vermiyor. aslında durum karışık bizim adaş ile bozulmak istemiyor .yani ikilemde, derken ‘’yeter lan ‘’sesi ile ilk yumruk geldi ve çocuğun kaçı açıldı anında ,sonra bir iki saydırmaya başladı , çocuğun yüzü tanınmayacak hale geldi kaşarlın ikide açılmış ağzı kan dolmuş . bizim adaş ne yapacağını bilmiyor. Atılıp elinden aldı. ama onun atılması olayın başlangıcı oldu.sonra herkes birbirine girmeye başladı göz gözü görmüyor ,kimin kime vurduğu belli değil . gelip ayırt edecek bir Allah kulu yok belletmen zıbarmış yatıyor odasında sesler ona ulaşmaz bile.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;Ben kendimden bahsedeyim ;köylü bir çocuk var onunla birbirimize girdik . beni altına alıyor bizim uzun bir arkadaş gelip kurtarıyor onu alta alıyor. Olay anı karışık zaten ama gözü bende ben alta düştükçe gelip kaldırıyor. Derken çocuk baya hırpalıdı beni. Yarım saate aşkın kavga devam etti. Ve ilk hocanın yurda gelmesi ile ortam sakinledi . bizim büyük başlar idareye çekildi. Lavobaya gittiğimde yüzü gözü kanlar içinde karşılıklı gruplardan kişiler temizliyordu. İçler acısı bir durum vardı . yaşımız ağlamaya müsait lakin herksin yüzünde hırs intikam vardı. Kimse göz yaşı ile kendini ve gurubunu küçük düşüremezdi.onların yüzüne bakamıyordum öyle ki içim parçlanıyordu . belki en sağlam durumda olan bendim ama kafama&amp;nbsp; iyi bir darbe yemişim şişkinlik yumurta kadar olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;Velhaslı kelam kavgasını ettiğimiz bir demlik çay, kendi kazanda pişmiş ,tozu direk içine atılmış ,pekte tadı olmayan demden yoksun sıcak su işte.aylarca kavgasını ettiğimiz bir demlik çay. belki hırsımız hocalara ama onlar Allah tan bir parçalar Onlara değil karşı gelmek arkalarından laf bile etmeyiz.Haşa dinden çıkarız . Din dedimde dört yıl sonra acaba Dini olan, Allah ı olan hafız varmıdır. Bizim içimizde ki&amp;nbsp; kin ,nefret hocalara ama biz bunu birbirimize kustuk .&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #741b47;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;-A sınıfı vukuatı &amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;Biz yurdun alt katında ki büyük mescit de ders görüyoruz.Hemen mescidin girişinde solda bir sınıf var , A sınıfı.B sınıf bizden bir sene önce gelmiş bizler bu sınıf yanında çömez sayılıyoruz.Zten bunların bizi kale aldıkları da yok .son seneleri, bir çoğu has vuruyor. (yeni ezber yapılmış ham sayfaların tekrar edilmek sureti ile kuvvetlendirilmesi;has vurmak) Bizler büyük mescitte ders çalışıyoruz .Başımızda deli ....... dediğimiz bir hoca . bizler mescit boyu düzensiz bir şekilde dizilmişiz.hoca başımızda dolaşıyor.birşeyler heseplıyor hiç boş durduğu yok ha bire bir şeyler mırıldanıyor . elleri ile işaretler yapıyor kızıyor, gülüyor. kendi iç dünyasında birileri ile cebelleşiyor bu kesin. Benim gözüm hep hocanın üzerinde ne yaptığını anlamaya çalışıyorum ama nafile belli&amp;nbsp;ki kafadan bir zoru var işte. ama mübarek diğer hocalara göre daha insaflı biriydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Yurtta aynı günlerden birgün işte . olaylar bu şekilde devam ederken A sınıfına hocalardan biri geldi.Bu hoca pek namaz kılmayan, fazla etliye sütlüye karışmayan , genç üniversiteli kızlarla &amp;nbsp;takılabilecek kadar cesur , talebe tarafından sevilen ama hocalar tarafından beş para etmez bir insan işte. derken bu adam sınıfın kapısını kapatıp onlarla bağırarak konuşmaya başladı. ben hemen mescit kapısının karşısında çalışıyordum sesler iyi geliyor ama ne konuşulduğu anlaşılmıyordu. hoca fena kızmış olmalı sınıfı inletiyordu. derken kapı açıldı şimdi içeriyi net görebiliyorum lakin konuşmalar kesildi. sınıf sıraya dizilmiş başlar önde bekliyorlar.hoca terliğini çıkardı ve başladı bunları sıradan geçmeye gayet soğukkanlı hiç konuşmadan devamlı başa dönüyordu. belli ki hırsını alamamış elleri ters çevirip üstlere vurmaya başladı dayak sırası bir kaç defada öyle döndü. yorulmuş oturdu biraz dinlendi. dikkatimi çeken bazılarını ayırmıştı. herkese vurmuyordu. lakin sınıfın büyük çoğunluğu dayak sırasında idi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #6fa8dc;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; O gün sınıfın niçin dayak yediğini anlamadım . Zaten A sınıfı büyükler sınıfı bize durumu açıklayacakta değillerdi. Olayı en iyi izleme imakanı bulan ben ve yanımda bir kaç arkadaş oldu. Tahminimize göre sınıfta bir çocuğun özeline girilmiş çocuk ciddi derece rencide edilmişti.Hoca doğru düşünen bir adamdı dediğim gibi talebede Onu severdi. Ama adam o gün fena kızmıştı. belli ki sınıf sınırı zorlamış kişisel haklara müdahale etmişlerdi. derken hoca biraz daha dinlendi ve kalkıp terlik ile yüzlerine vurmaya başladı . durum vahim acaba olay bu kadar ciddimiydi bilmiyoruz ama hoca düşündükçe hırslanıyordu. bizler yerimizde titriyorduk varın sınıfın halini siz &amp;nbsp;düşünün .&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8330153331571016633?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8330153331571016633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/09/hafz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8330153331571016633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8330153331571016633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/09/hafz.html' title='HAFIZ'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/TIfki5WjI3I/AAAAAAAAAaY/rdXL4MXSqI8/s72-c/hafiz1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2401780412356368708</id><published>2010-08-31T17:39:00.000-07:00</published><updated>2011-05-20T14:34:50.913-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a _fcksavedurl="http://fbmlkod.tr.gg" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=184130856119145698" target="_blank"&gt;&lt;img _fcksavedurl="http://i40.tinypic.com/1zlwy86.jpg" alt="Facebook tasarım merkezi" border="0" src="http://i40.tinypic.com/1zlwy86.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2401780412356368708?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2401780412356368708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/facebook-tasarm-merkezi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2401780412356368708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2401780412356368708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/facebook-tasarm-merkezi.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i40.tinypic.com/1zlwy86_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6422400222227966510</id><published>2010-08-29T06:18:00.001-07:00</published><updated>2010-08-29T06:18:07.849-07:00</updated><title type='text'>ÜLKÜM</title><content type='html'>&lt;b&gt;ÜLKÜM&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;ülküm sessizliğin acı sesidir&lt;br /&gt;ülküm ölümün pis nefesidir&lt;br /&gt;ülküm yokluğun hikayesidir&lt;br /&gt;karanlık bir şehrin destanıdır bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canlıyı parçalar canı hekimler&lt;br /&gt;hükümler beş para etmez hükümler&lt;br /&gt;sanıklar sorgular sorgulanır hakimler&lt;br /&gt;karanlık bir şehrin destanıdır bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rektörler devlet olmuş devlet içinde&lt;br /&gt;terör cirit atar millet içinde&lt;br /&gt;amirim memurum illet içinde &lt;br /&gt;karanlık bir şehrin destanıdır bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fuhuş için ocaklar boylu boyunca&lt;br /&gt;kim kime dum duma koyun koyunca&lt;br /&gt;bizde gafil avlandık geldik oyuna&lt;br /&gt;karanlık bir şehrin destandır bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adalet kolumda bir çift kelepçe&lt;br /&gt;hüküm giydim kar etmez yazsam dilekçe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlık bir şerin destanıdır bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOPRAK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6422400222227966510?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6422400222227966510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/ulkum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6422400222227966510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6422400222227966510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/ulkum.html' title='ÜLKÜM'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6173820621670290923</id><published>2010-08-29T06:17:00.003-07:00</published><updated>2010-08-29T06:17:39.479-07:00</updated><title type='text'>ELBET</title><content type='html'>&lt;b&gt;ELBET&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;dünyaya bir amaçla geldik elbette&lt;br /&gt;gözümüz ya parada ya çıplak ette&lt;br /&gt;ne hesap verecez biz ahirette &lt;br /&gt;defterimiz soldan verilir elbet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayattan ne bir öğüt ne bir ders aldık&lt;br /&gt;ayakta uyuduk hülyaya daldık&lt;br /&gt;avrupa çağ kapadı biz geri kaldık&lt;br /&gt;gün gelir kafaya vurulur elbet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yetimin hakkı yendi ses çıkarmadık&lt;br /&gt;bir gün olsun zalime hesap sormadık&lt;br /&gt;mazlumun derdine kafa yormadık&lt;br /&gt;bir gün bunlar bizden sorulur elbet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nerde genç osmanlar nerde kemaller&lt;br /&gt;ne zaman kesilir günahkar eller&lt;br /&gt;haydi cevap verin gaybı bilenler&lt;br /&gt;orada gerçekler görülür elbet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6173820621670290923?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6173820621670290923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/elbet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6173820621670290923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6173820621670290923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/elbet.html' title='ELBET'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8315025217663990691</id><published>2010-08-29T06:17:00.001-07:00</published><updated>2010-08-29T06:17:00.945-07:00</updated><title type='text'>korku</title><content type='html'>yıllardır pusudayım&lt;br /&gt;bir dağın yamacında&lt;br /&gt;nefesim ölüm kokar&lt;br /&gt;bir namlunun ucunda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm çıkan ruhla benim &lt;br /&gt;bak bu çıkan ruh benim&lt;br /&gt;pas tutan miğferimle&lt;br /&gt;gömülsün bu bedenim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçmişin her anını &lt;br /&gt;siler yok eder ahım&lt;br /&gt;bir mermi kovanını &lt;br /&gt;doldurmaz tüm günahım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOPRAK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8315025217663990691?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8315025217663990691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/korku.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8315025217663990691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8315025217663990691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/korku.html' title='korku'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-42155553375248463</id><published>2010-08-29T06:16:00.001-07:00</published><updated>2010-08-29T06:16:24.222-07:00</updated><title type='text'>MUSATAFA KEMALLER ÖLMESİN</title><content type='html'>karanlık bir gecenin,hüzün dolu şafağında&lt;br /&gt;çığlıkların sessizliğe karıştığı&lt;br /&gt;bir ’10 Kasım’ sabahında&lt;br /&gt;saatler dursun...&lt;br /&gt;saatler 9 vurmasın!&lt;br /&gt;duyulmasın ağıt sesleri dolmabahçede&lt;br /&gt;ve sussun siren sesleri...&lt;br /&gt;anadolu sokaklarında&lt;br /&gt;bir hüznü tatmasın feza&lt;br /&gt;bu hüznü tatmasın toprak&lt;br /&gt;bir sonbahar sabahında, ’Koca Çınar’&lt;br /&gt;boyun bükmesin &lt;br /&gt;yaprak dökmesin&lt;br /&gt;filiz versin &lt;br /&gt;müjde versin &lt;br /&gt;elem vermesin &lt;br /&gt;keder vermesin&lt;br /&gt;n’lur durdurun zamanı &lt;br /&gt;Mustafa Kemal ler ölmesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-42155553375248463?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/42155553375248463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/musatafa-kemaller-olmesin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/42155553375248463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/42155553375248463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/musatafa-kemaller-olmesin.html' title='MUSATAFA KEMALLER ÖLMESİN'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4208044141867326900</id><published>2010-08-29T06:13:00.001-07:00</published><updated>2010-08-29T06:13:14.659-07:00</updated><title type='text'>ReSSam</title><content type='html'>bana bir resim çiz &lt;br /&gt;yokluğu anlatan...&lt;br /&gt;bana bir resim çiz &lt;br /&gt;yoksulluğu anlatan.. &lt;br /&gt;ve ağlatan bir resim .. &lt;br /&gt;sen ressamsın ..&lt;br /&gt;tabloların da ya kir olsun &lt;br /&gt;ya da kan ..&lt;br /&gt;and cennetlerinden ırmaklar &lt;br /&gt;olsun insanın içine akan ... &lt;br /&gt;gözlerimi çiz.. &lt;br /&gt;bir masumun &lt;br /&gt;bir yetimin gözlerini çiz .&lt;br /&gt;.ruhu dimdik ayakta... &lt;br /&gt;bedeni aciz bir resim..&lt;br /&gt;.sessizliğe bürünen ve&lt;br /&gt;sensizliğe koşan bir resim çiz tuvaline..&lt;br /&gt;. ve fırçanı al eline,,&lt;br /&gt;yokluğu çiz yoksulluğu çiz..&lt;br /&gt;.her gece karanlıkla konuşan&lt;br /&gt;benim ..&lt;br /&gt;her gece sana koşan &lt;br /&gt;benim .. &lt;br /&gt;ya ! bedenim ...&lt;br /&gt;ızdırapla, acıyla ,elemle, &lt;br /&gt;çökmüş bedenim &lt;br /&gt;. onuda çiz .. &lt;br /&gt;konuştur renkleri.&lt;br /&gt;ve koştur çatlasın &lt;br /&gt;hayatın ahenkleri .&lt;br /&gt;.sen yokluğu çizebilir misin &lt;br /&gt;yoksulluğu çizebilir misin ...&lt;br /&gt;bir meczubun dünya ya haykırışını &lt;br /&gt;çizebilir misin ..&lt;br /&gt;bir sefilin zincirleri kırışını &lt;br /&gt;çizebilir misin....&lt;br /&gt;''sen ressamsın yokluğu çiz yoksulluğu çiz''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4208044141867326900?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4208044141867326900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/ressam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4208044141867326900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4208044141867326900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/ressam.html' title='ReSSam'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-3665890374127087206</id><published>2010-08-29T06:11:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T06:11:15.497-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİR'/><title type='text'>....................GÜNAHKAR...........................</title><content type='html'>....................GÜNAHKAR...........................&lt;br /&gt;Ölüm yağdı tam yağmur yağacak derken&lt;br /&gt;Kızıl renkli damlalardan günah kokuyor &lt;br /&gt;Birileri aşk adına çılgınca sevişirken &lt;br /&gt;Birileri masumca sevilmekten korkuyor&lt;br /&gt;...Toprak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-3665890374127087206?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/3665890374127087206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/gunahkar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3665890374127087206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3665890374127087206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/gunahkar.html' title='....................GÜNAHKAR...........................'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4247122310959166835</id><published>2010-08-29T06:10:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T06:10:10.941-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armagedon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='son savaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='6666'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>6666 Son SavAş</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;cengiz çok güçlüdür orduları tüm orta asyayı yakıp yıkar ve bu ilerleyiş devam etmektedir. dünya hakimiyeti hırsı cengiz in gözünü bürümüştür lakın gün geçtikçe yaşlanmaktadır ölümü ve ölüm korkusunu yenmek ister emrindeki alimleri sihirbazları görevlendirir ama hiçbir çare bulamaz ... bu sırda bu nu fırsat bilen şeytan cengiz e bir teklif sunar kabul etmesi karşılığında ona ölümsüzlüğü vaad etmektedir.. şeytan cengiz e gelecekte şeytanın ordularını komuta etmesini ister. kıyamete yakın cengiz i deccall olarak şeytan ordusunun başına geçirecektir .. cengiz yıllar sonra öldü denilerek bir mağaraya götürülür ve yeri sır olarak saklanır kimse mezarını bilemez cengizin,, çünkü onun bedeni asırlar sonra tekrar can bulacaktır. cengiz ölümsüzlüğü tadar ve kıyamte kadar şeytan ordularını komuta eder derken bu ordular yeraltından gün yüzüne çıkmaya başlar ve tekrar doğudan batıya doğru ülekeri yakıp yıkarlar bu ilerleyiş sürerken dünyanın her yerinde bu gidişi durduracak çalışmalar yapılmaktadır lakin şeytan ve cinlerden oluşan bu orduya kimse karşı duramaz teknolojik tüm imkanlar tüm silahlar kullanılır ama her şey yetersiz kalmıştır .. derken yapılan araştırmalarda şifrelerin kutsal kitaplarda saklı olduğu anlaşılır.kutsal kitaplarda deccalın ordusu nu yok edecek şeyin altın ve gümüş karışımdan yapılmış silahlarla olabileceği söylenmektedir ve derhal demirciler işe başlar, altın gümüş karışımı elktrom denilen yeni madenden kılıçlar baltalar ok uçları yaparlar... ve kuran 6666 ile şifrelidir ..6000 ordu, 600 atlı, 60 okçu ve 6 komutan daccal ordusuna karşı gönderilir. her komutan 1000 kişilik ordusu ile beraber hilal şeklini alacak şekilde tepeler yerleştirilirve son savaş başlar, 600 atlı deccal ordusuna karşı hucuma geçer(sahte ricat) ordu deccal (cengiz) ordusu atlılar üzerine hareketlenince ,süvari geri çekilmeye başlar atmış okçu tarafında oklar yağdırılır ve ve deccal ordusu çember içine girince ,herbir komutan tepelerden ordusu ile akmaya başlar son savaşta hepsi katledilir ......................&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4247122310959166835?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4247122310959166835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/6666-son-savas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4247122310959166835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4247122310959166835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/6666-son-savas.html' title='6666 Son SavAş'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4620013996075812400</id><published>2010-08-29T06:07:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T06:07:12.200-07:00</updated><title type='text'>nAziRe</title><content type='html'>Can Yücel / Aşk&lt;br /&gt;Sebepsiz sevmektir aşk,&lt;br /&gt;nedeni olmadan bağlanmak birine.&lt;br /&gt;Gözlerine baktığında erimektir içten içe,......&lt;br /&gt;Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.&lt;br /&gt;Hatta sarılamamaktır utançtan,&lt;br /&gt;Çünkü utanmaktır sevmek aslında,&lt;br /&gt;Sevmek nedir aslen?&lt;br /&gt;Ölmek mi uğruna?&lt;br /&gt;Yaşamak mı onunla?&lt;br /&gt;Sevmek mi ömür boyunca?&lt;br /&gt;yoksa ayrılmak mı gerekince?&lt;br /&gt;Nedir insanı başkasına bağlayan?&lt;br /&gt;Güzelliğimi?&lt;br /&gt;Bilmez kimse bu soruların cevabını..&lt;br /&gt;Kimi sever güzelini,&lt;br /&gt;Kimi sever özelini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOPRAK /.......Aşk.......&lt;br /&gt;Zaten sebepsiz sevdim,&lt;br /&gt;Nedensiz bağlandım ona.&lt;br /&gt;Ve bakıp gözlerine eridim içten içe,...&lt;br /&gt;Tutup ellerini, titredim tüm benliğimle.&lt;br /&gt;Sarılamadım utandım,&lt;br /&gt;Çünkü aşk utanmaktı.&lt;br /&gt;Sevmek şudur!&lt;br /&gt;Ölmek uğruna...&lt;br /&gt;Onunla yaşamak&lt;br /&gt;Ve onunla yaşlanmak&lt;br /&gt;Yoksa ayrılmalı mı?&lt;br /&gt;Neydi beni ona bağlayan&lt;br /&gt;Güzelliği mi?&lt;br /&gt;Bilinmez....&lt;br /&gt;Kimi sever güzelini&lt;br /&gt;Ben sevdim özelini&lt;br /&gt;...................Can Yücel' e :)))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4620013996075812400?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4620013996075812400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/nazire.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4620013996075812400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4620013996075812400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/08/nazire.html' title='nAziRe'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4355895393359143126</id><published>2010-04-01T17:35:00.001-07:00</published><updated>2010-04-01T17:35:57.504-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;img src="http://pic1.resimupload.com/r6/thumb_863245984.gif" _fcksavedurl="http://pic1.resimupload.com/r6/thumb_863245984.gif" border="0"&gt;     &lt;!---www.fbmlkod.tr.gg---&gt; Bize hediyeniz arkadaş listenizi davet etmek olsun &lt;!---www.fbmlkod.tr.gg---&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4355895393359143126?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4355895393359143126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/04/bize-hediyeniz-arkadas-listenizi-davet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4355895393359143126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4355895393359143126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/04/bize-hediyeniz-arkadas-listenizi-davet.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-3358343542665821362</id><published>2010-04-01T17:27:00.001-07:00</published><updated>2010-04-01T17:27:02.686-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IŞIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HASERT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ata inkilapları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='katre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='renk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aynalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AŞK'/><title type='text'>TÜM ŞİİRRLERİM</title><content type='html'>&lt;strong&gt;GİTTİNYA ''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;GİTTİNYA ARKANDAN AĞLAYIP DURDUM &lt;br /&gt;KAFAMI TAŞLARDAN TAŞLARA VURDUM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;HER GEÇEN YOLCUYA BEN SENİ SORDUM &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;SEN BENİ BIRAKIP GİTTİNYA ZALİM &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;GİTTİNYA HASRETİNLE TUTUŞTUM YANDIM &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;NE RESMİNE BAKTIM NEDE İSMİNİ ANDIM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;GÜN GELİR GERİ DÖNERSİN SANDIM &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;SEN BENİ BIRAKIP GİTTİNYA ZALİM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;GİTTİNYA SEVGİDEN AŞKTAN HABERSİZ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;DEMEDİN BU SEFİL NE YAPAR SENSİZ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;TOPRAĞA GÖMDÜLER BENİ KEFENSİZ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;SEN BENİ BIRAKIP GİTTİNYA ZALİM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'' BİR GÜN''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNYAYA BİR MAÇLA GELDİK ELBETTE &lt;br /&gt;GÖZÜMÜZ YA PARADA YA ÇIPLAK ETTE &lt;br /&gt;NE HESAP VERECEZ BİZ AHİRETTE &lt;br /&gt;DEFTERİMİZ SOLDAN VERLİR BİRGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYATTAN NEBİR ÖĞÜT NE BİR DERS ALDIK &lt;br /&gt;AYAKATA UYUDUK HÜLYAYA DALDIK&lt;br /&gt;AVRUPA ÇAĞ KAPADI BİZ GERİ KALDIK&lt;br /&gt;ELBETTE KAFAYA VURULUR BİRGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YETİMİN HAKKI YENDİ SES ÇIKARMADIK &lt;br /&gt;HASTAYA YAŞLIYA HATIR SORMADIK&lt;br /&gt;İLİM İÇİN BİR AN KAFA YORMADIK &lt;br /&gt;ELBETTE HESABI SORULUR BİRGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NRDE GENÇ OSMANLAR NERDE KEMALLER &lt;br /&gt;İŞLEMEZ OLDU ARTIK ÇALIŞAN ELLER &lt;br /&gt;CEVAP VERİN HAYDİ GAYBI BİLENLER &lt;br /&gt;GERÇEKLER ORADA GÖRÜLÜR BİRGÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'' O NA''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILLARDIR PUSUDAYIM &lt;br /&gt;BİR DAĞIN YAMACINDA&lt;br /&gt;NEFESİM ÖLÜM KOKAR &lt;br /&gt;BİR NAMLUNUN UCUNDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEÇMİŞİN HER ANINI &lt;br /&gt;SİLER YOK EDER AHIM&lt;br /&gt;BİR MERMİ KOVANINI &lt;br /&gt;DOLDURMAZ TÜM GÜNAHIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜM ÇIKAN RUHLAR BENİM &lt;br /&gt;BAK BU ÇIKAN RUH BENİM&lt;br /&gt;PAS TUTAN MAVZERİMLE &lt;br /&gt;GÖMÜLSÜN BU BEDENİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞLASINLAR ARDIMDAN&lt;br /&gt;GARBİMDİR DESİNLER&lt;br /&gt;YILLARCA HEP ADIMDAN &lt;br /&gt;TÜRKÜLER DİNLESİNLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YİĞİTTİR MERTTİR DEYİP&lt;br /&gt;NAMIMI YÜRÜTSÜNLER&lt;br /&gt;DESTANIMI DİNLEYİP&lt;br /&gt;=EVLATLAR BÜYÜTSÜNLER=&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'' GÜNAHKAR''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLÜM YAĞDI TAM YAĞMUR YAĞACAK DERKEN&lt;br /&gt;KIZIL RENKLİ DAMLALARDAN GÜNAH KOKUYOR&lt;br /&gt;BİRİLERİ AŞK ADINA ÇILGINCA SEVİŞİRKEN &lt;br /&gt;BİRLERİ MASUMCA SEVİLMEKTEN KORKUYOR&lt;br /&gt;İŞTE AŞK İŞTE BENİM GÜNAHIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;''ÜTOPYAM''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜTOPYAM SESSİZLİĞİN ACI SESİDİR &lt;br /&gt;ÖTOPYAM KORKUNUN PİS NEFESİDİR&lt;br /&gt;ÜTOPYAM YOKLUĞUN BİR BELDESİDİR&lt;br /&gt;KARANLIK BİR ŞEHRİN DESTANIDIR BU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLIYI PARÇALAYAN CANİ HEKİMLER &lt;br /&gt;HÜKÜMLER BEŞ PARA ETMEZ HÜKÜMLER&lt;br /&gt;SANIKLAR SORGULAR SORGALANIR HAKİMLER&lt;br /&gt;KARANLIK BİR ŞEHRİN DESTANIDIR BU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;REKTÖRLER DEVLET OLMUŞ DEVLET İÇİNDE &lt;br /&gt;TERÖRİSTLER SÖZ SAHİBİ MİLLET İÇİNDE&lt;br /&gt;AMİRİM MEMURUM İLLET İÇİNDE &lt;br /&gt;KARANLIK BİR ŞEHRİN DESTANIDIR BU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAN KUSTU, HÜKÜM GİYDİ HALEPÇE&lt;br /&gt;ADALET KOLUMDA BİR ÇİFT KELEPÇE&lt;br /&gt;KAR ETMEZ DOSTLARIM, YAZSAM DİLEKÇE&lt;br /&gt;KARANLIK BİR ŞEHRİN DESTANIDIR BU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;''MUSTAFA KEMALLER ÖLMESİN''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARANLIK BİR GECENİN HÜZÜN DOLU ŞAFAĞINDA&lt;br /&gt;ÇIĞLIKLARIN SESSİZLİĞE KARIŞTIĞI &lt;br /&gt;BİR 10 KASIM &lt;br /&gt;SABAHINDA&lt;br /&gt;SAATLER DURSUN&lt;br /&gt;SAATLER 9 U VRMASIN&lt;br /&gt;DUYULMASIN AĞIT SESLERİ&lt;br /&gt;DOLMABAHÇEDE&lt;br /&gt;VE SUSSUN ACI SİREN SESLERİ &lt;br /&gt;ANADOLU SOKAKLARINDA&lt;br /&gt;BİR HÜZNÜTATMASIN FEZA &lt;br /&gt;BU HÜZNÜ TATMASIN TOPRAK&lt;br /&gt;BİR SONBAHAR SABAHINDAKOCAÇINAR&lt;br /&gt;BOYUN BÜKMESİN &lt;br /&gt;YAPRAK DÖKMESİN&lt;br /&gt;FİLİZ VERSİN &lt;br /&gt;MÜJDE VERSİN&lt;br /&gt;KEDER VERMESİN&lt;br /&gt;ELEM VERMESİN&lt;br /&gt;N OLUR&lt;br /&gt;DURDURUN ZAMANI&lt;br /&gt;MUSTAFA KEMALLER ÖLMESİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;''GİDİYORSUN''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SENDE GİDİYORSUN YABANCI GİBİ&lt;br /&gt;BİL Kİ ADIM ADIM İZLENİYORSUN&lt;br /&gt;YÜREĞİME DOLAN BİR ACI GİBİ&lt;br /&gt;SOKULUP İÇİME GİZLENİYORSUN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BENDEN SELAM GÖTÜR SENSİZLİĞE &lt;br /&gt;VE BEN YİNE SENİ ANMAYACAĞIM &lt;br /&gt;KAPANIP BOĞULUP HEP SESSİZLİĞE &lt;br /&gt;YALANCI ADIMLARA KANMAYACAĞIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU GİDİŞ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YERE &lt;br /&gt;DÖNERSEN LANET OKURLAR SANA &lt;br /&gt;YOKMU BU GİDİŞTEN BAŞKA Bİ ÇARE&lt;br /&gt;AŞIĞIM SEVGİLİ ’ BE’ ANLASANA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARDELENLER BAHARI MÜJDELİYORKEN&lt;br /&gt;HÜZÜNLÜ GÖZLERLE SENİ BEKLERİM&lt;br /&gt;VAKİT GEÇ DEĞİL DAHA ÇOK ERKEN &lt;br /&gt;DÖNMEZSEN KÜL OLUR TÜM DİLEKLERİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;''AYNALAR''&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYAT ŞERİDİMDE YANLIŞ BİR ÇİZGİ&lt;br /&gt;ZAMANI PARÇALAYAN KIRIK AYNALAR &lt;br /&gt;YALNIZ HÜLYALARDA OLUŞAN SEZGİ&lt;br /&gt;VARLIĞIN SİMASINA VURUK AYNALAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARŞINIZA GEÇİP KİBİR BÜRÜNDÜM &lt;br /&gt;YALANCI SURATLI YALAN AYNALAR &lt;br /&gt;NASIL İSTEDİMSE ÖYLE GÖRÜNDÜM&lt;br /&gt;GEÇMİŞTEN YADİGAR KALAN AYNALAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TABLOLARDA SICACIK RENKLER SİZDİNİZ&lt;br /&gt;DEĞERSİZ BEŞ PARA ETMEZ AYNALAR&lt;br /&gt;BENİM KADERİMİ SİZ Mİ ÇİZDİNİZ&lt;br /&gt;CEFASI ÇİLESİ BİTMEZ AYNALAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEFENSİZ TOPRAĞA BÜRÜNMÜŞ YATAR &lt;br /&gt;DAMARLARI KÖKLENMİŞ KANSIZ AYNALAR&lt;br /&gt;NE BEN BAHTI KARAYIM NE SİZ BAHTİYAR&lt;br /&gt;YERLERDE PARAMPARÇA CANSIZ AYNALAR &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ŞAİR: TOPRAK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-3358343542665821362?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/3358343542665821362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/04/tum-siirrlerim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3358343542665821362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/3358343542665821362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/04/tum-siirrlerim.html' title='TÜM ŞİİRRLERİM'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8792147291716790114</id><published>2010-03-10T13:43:00.000-08:00</published><updated>2010-03-10T13:43:18.841-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KADIN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='osmanlıda kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadına şiddet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ali kuşçu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadınhakkı'/><title type='text'>KADIN (KADIN HAKLARI)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;KADIN (KADIN HAKLARI)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESKİ TOPLULUKLARDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamiyet´in geldiği çağda kadın, Türklerin dışında yeryüzündeki hemen hemen bütün milletlerde aşağılık bir mahluk diye kabul ediliyor,hiçbir zaman ona hayat hakkı tanınmıyordu.&lt;br /&gt;Eski Türk toplumunda kadın konusuna girmeden önce, sağlam bir karşılaştırma zeminine sahip olmak için, Türklerle tarih boyunca temasta bulunmuş topluluklardaki kadının statüsünü, ana hatlarıyla belirtmek lazımdır.&lt;br /&gt;Böylece Türk kadının toplumdaki yeri, daha iyi anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİN TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Çinlilerde kadın, insan sayılmaz, ona ad bile takılmazdı. Numara verilerek, sayı ile çağırılırdı. Kızlar, pis bir hayvanın adı ile anılırlardı.&lt;br /&gt;Hayatı boyunca bir erkeğin nüfus ve otoritesi altında bulunmak zorundaydı.&lt;br /&gt;Erkek evleneceği kadını, kıymetli hediyeler vermek suretiyle satın alırdı.&lt;br /&gt;Hiç kimse, ölen baba veya kardeşlerinin eşlerini yanına almazdı. Erkeğe kötü davranan kadına yüz sopa ceza verilirken, aynı fiili işleyen erkeğe ceza verilmezdi. Kadın küçük yaşta ayağını ezdirerek, gezmemek için erkeğe iyi niyet gösterisi yapardı. Yani doğan çocuklar erkek ise pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı. Kız çocuklarını öldüren annelere ceza verilmezdi. Çoğu zaman kız çocuklarına isim verilmez,"bir, iki, üç" diye çağırılırdı.&lt;br /&gt;Çin´de evlilik, nesli devam ettirme anlayışı üzerine kurulan bir ittifaktı.&lt;br /&gt;Kadın, erkek çocuk dünyaya getirdiği ölçüde itibar sahibi sayılırdı. Ailede kadın söz sahibi değildi, otorite erkekteydi. Boşanma hakkı erkeğindi.&lt;br /&gt;Kısırlık bir kadını boşama sebebi olarak sayılabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARS TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Kadın, kocasına mutlak itaate mecbur tutulmuştu. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi normaldi. Kan bağlılığının nikaha mani olmaması sebebiyle,Sasani devletinde bir İranlı, kendi kızıyla veya kız kardeşiyle evlenebilir ve hatta bu teşvik edilirdi. (Akamenid kralı Dariuslun kız kardeşi Puroşat´la evlenmesi, 2.Artakhşatra´nın kızı Atossa ile evlenmesi, Atossa´nın babası öldükten sonra kardeşi Ohas´la evlenmesi örneklerinde görüldüğü gibi.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;Fars edebi metinlerinde, kadına ahlaki olarak iyi bir şekilde yaklaşılmadığını, kadınların da ahlaki bir çöküntü içinde olduklarını görüyoruz. Şehname´de Fars kumandanı Piran, kızlarından birini, gerekirse hepsini Siyavuş´la evlendirmek için adeta yalvarmaktadır. Yine Şehname´nin kadın kahramanlarından biri olan Sübade, üvey oğlu Siyavuş´a çirkin tekliflerde bulunur; onunla beraber olabilmek için adeta yalvarır. Yine evli bir kadın olan Tehmine´nin Rüstem´e, kendisini gayrimeşru olarak teslim edebilmek için yaptığı yalvarışlar, bu ahlaki çöküntüyü göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMA TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Ailede bulunanların yaşama hakkı babaya aitti. Baba, karısını veya çocuklarını istediği şekilde kullanabilirdi. Eşler değerli bir eşya gibi satın alınırlardı. Kadın hiçbir vakit hür değildi. Kız iken pederine tabi idi. Kızına koca olacak kimseyi baba seçerdi. Evlendikten sonra kocasının emrine giren kadın, hayatı boyunca birinin hakimiyetinde bulunurdu.&lt;br /&gt;Romalılar kızlarının talim ve terbiyelerine önem vermezlerdi. Kadınlarda aradıkları en büyük özellik, ciddiyet ve ev idaresinde ehil olmalarıydı. Bir kadının mezarının başına, meth-ü sena için,"Eve bakar ve yün eğirirdi." Diye yazarlardı. Kız çocukları kocaya verinceye kadar evde kalırlar, annelerinin nezareti altında iplik bükerler, bez dokurlardı. Kadın ve çocukların mal sahibi olma hakkı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİNT TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Hint anlayışında evlenmenin esas gayesi, babaya varis olabilecek, babanın günahlarının affedilmesi için aile dinini devam ettirebilecek bir oğulla sahip olmaktı. Eğer baba kısırsa, karısının bir başkasıyla birleşmesine müsaade ederdi. Erkek çocuk aile için saadet, kız çocuk felaket sayılırdı.&lt;br /&gt;Dul kadınlar yeniden evlenemezdi; ölen kocasının öbür dünyada da onun sevgisine ihtiyacı olduğu düşünülerek, yakılıp öldürülürdü. Kocası kadını boşayabilirken, kadının boşanma hakkı yoktu.. Çok kadınla evlilik normal olarak karşılanırdı. Kadının en asli görevi, yaptığı ayinlerde kocasına yardım etmek ve neslin devamını sağlayacak bir oğul doğurmaktı.Hind geleneğinde kadın zayıf karaktere ve fena ahlaka sahip olduğu için, "Manu Kanunu", onu çocukluğunda babasına, gençliğinde kocasına, kocasının vefatının sonrasında da oğluna veya kocasının akrabasından birine bağlanmayı mecbur etmiştir. Budizmin kuruyucusu Buda, önceleri kadınları dinine kabul etmemişti. Sebep olarak da, Budizmin saflığını bozacaklarını göstermiştir.&lt;br /&gt;Hintliler arasında dul kalan kadınları yakmak adeti, eski zamanlardan beri vardı. Ölen kocasının üzerinde yakılan kadın, sadık ve saygıdeğer bir zevce olarak kabul edilirdi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YUNAN TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Eski Yunanlılarda da kadının saygıdeğer bir yanı yoktu. Kocası isterse sağlığında veya ölümüne bağlı olarak karısını bir başkasına devredebilirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Eşyadan farksız olan bir kadın, tıpki diğer mallar gibi miras kalır veya birine bağışlanabilirdi.&lt;br /&gt;Kadın, her türlü siyasi haktan mahrumdu. Yakın akraba ile evlenme çoktu.&lt;br /&gt;Helenistik devirde birbirlerinin karılarını satın alma olayı vardı. Çocuklar ana, babaya değil, devlete ait olduğundan, babanın kim olduğu önemsizdi)). Bu yüzden şehrin yarısı gayri meşru durumdaydı.&lt;br /&gt;Eflatun, kadınların erkekler arasında ortak olması gerektiğini, kız kardeşlerle erkek kardeşlerin birleşmesine izin verileceğini;çocukların, kadınlarda 20-40, erkeklerde ise 55 yaşına kadar yapılabileceğini, bu sınırlardan önce veya sonra çocuk yapanların cezalandırılacağını belirtmiştir.&lt;br /&gt;Aristo´ya göre ise kadın, erkeği için bir köle, bir işçi, bir barbar Grek´e neyse, odur . Kadın, yaratılışta yarım kalmış, tamamlanmamış erkektir. Erkek üstündür, yönetendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demosten ise, Atina´lı erkeklerin, evlerinde sadık bekçiler bulundurmak için evlendiklerini belirtmektedir. Gündelik hizmetleri ve zevkleri için de odalıklar kullandıklarını da ilave eder.&lt;br /&gt;Yunan mitolojisinden vereceğimiz örnekte ise, tanrıça Athena, büyük tanrı Zeus´un hem karısı, hem de kız kardeşidir. Bu durum bize, Eflatun´un fikirlerinin edebiyatta da gerçeklik kazandığını gösteriyor. Tanrıça tiplerine baktığımızda, fiziki tahlillerin en ince ayrıntısına kadar yapılırken, ruhi tasvirlere önem verilmediğini görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MOĞOL TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Aile, maNarşahi bir özellik göstermekteydi. Dıştan evlenme vardı. Evlenmede kızın rızasına ihtiyaç duyulmazdı. Çok evlilik muteber olup, dul kalan kadınların yeniden evlenmeleri yasaktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;İSLAV TOPLUMUNDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Kadın: Eşya durumundaydı Zodruga olarak adlandırılan İslav ailesinde, çocuklar da esir muamelesi görüyordu. Ruslarda kadın, ölen kocasıyla birlikte gömülürdü.:)))) Rus hükümdarlarının, yakın adamlarının gözleri önünde, halkın da, cariyeleriyle topluluk içinde cinsel münasebette bulundukları bir çok gezgin tarafından belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;ESKİ MISIR DA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Firavunlarin çok zengin haremi olurdu. III. Amenhotep'in hareminde 300'den fazla seçme genç kiz bulundugu bilinmektedir. Bu arda bazi zenginler de harem kurarlardi.Kırallar evlilikleri aile içinden yaparlardı kız kardeşleri ile evlenirlerdi mısır kırallarında ensest ilişki olağandı ve mecburi idi. Ama halkin arasinda erkeklerden çogunun tek esi vardi ve ensest olaması şartı yoktu. Bosanmaya ender rastlanirdi. Eger bosanmaya sebep, kadinin bir baksa erkekle iliski kurmasiysa, koca, karisini bosar ve hiçbir sey vermezdi. Ama bir baska sebeple onu terk ediyorsa servetinin bir kismini bosadigi esine birakirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Misir'in gündelik hayatinda kadinin büyük önemi ve o nispette de degeri vardi. Son bulunan firavun mezarlarindaki resimlerde Eski Misirli kadinlarin siyah saçli, uzun boylu, düz burunlu olduklari görülüyor. Misirli kadin yanaklarini, dudaklarini, tirnaklarini boyar, saçlarina kokulu yaglar sürerdi. Heykellerde bile kadinlarin gözlerini boyali oldugu fark edilmektedir. Böylesine incelmis bir makyaj için, elbette ki makyaj malzemelerinin e son derce gelismis olmasina sasmamak gerekir.&lt;br /&gt;Eski Misirlilarin, giyimleri bugünkü anlayisimiza pek uymamaktaydi. Buna da sebep yilin her zamaninda havanin çok sicak olmasidir. Üstelik kumas da kolay dokunulamadigindan zor bulunan bir nesneydi. Hele iyi cins kumaslari ancak zenginler alabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misirli çocuklar kiz olsun, erkek olsun çiplak dolasirlardi. Ta ki büyüyüp ergenlik çagina gelinceye&lt;br /&gt;kadar. Bu, yalniz fakirler için degil, zenginler için de böyleydi. Zengin çocuklari küpe, gerdanlik takarlardi. Çocuklarin bahçelerde, sokaklarda anadan dogma kosup oynamamalari onlara gayet tabii gelirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmetçiler, basit halk tabakasi ve köylüler, sadece kisa bir etek kusanirlardi. Eski Krallik devrinde&lt;br /&gt;kadinlar da erkekler gibi bellerine kadar çiplak gezerlerdi.bunlarin Bütün giyimi göbeklerinden dizlerinin hemen asagisina kadar uzanan beyaz bir eteklikten ibaretti. Bu giyimi ne erkekler yadirgayip rahatsiz olurlar, ne de kadinlar bu sekilde dolasmaktan utanirlardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servet artip kumas bollasinca birinci etek üzerine İkinci bir etek örtülürdü. Gögsün örtülmesine ancak çok sonralari imparatorluk zamaninda baslandi. O çagda kadinlar da erkeklerle birlikte gezer, yer,&lt;br /&gt;içerdi. Yine Ehram duvarlarinda bulunan resimlerde tek basina diledigi yere giden, serbestçe alisveris yapan kadinlara rastlanmaktadir.bu bazı kırallıklar döneminde böyle olmuştur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doguda bugün de oldugu gibi, Eski Misir'da da genç evlenilirdi. 15 yasina gelmeden erkekler de, kizlar da evlenip yuva kurarlardi. Erkeklerin ayrica nikahsiz esleri de olabilirdi.Bunları istedikleri gibi kullanma hakkına sahiptiler. Ama kanun nazarinda bütün haklar, nikahli esine aitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misir'da bulunan 3.400 yillik mezarlar arasinda Teb sehri valisi Senefer'inki özel bir yer tutar. Senefer&lt;br /&gt;esi Merit'i o kadar sevmisti ki, mezar odasinin duvarlarina tam 21 degisik pozda resmini yaptirmistir.&lt;br /&gt;Iki nikahsiz esinin resimleriyle de bitisik odalarin duvarlarini süslemistir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;İSLAMİYET ÖNCESİ ARAPLARDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Araplarda pederşahi aile tipi görülürdü ve babanın otoritesi çok genişti.&lt;br /&gt;Kocası istediği zaman karısını boşayabilirdi; bazen bir kadın, boşandıktan sonra bile kocasının etkisinden kurtulamazdı. Kadın toplumun bir uzvu değil, erkeklerin ihtiraslarını tatmin ve hizmetlerini temin için yaratılmış bir mahluk olarak kabul edilirdi.(ETTEN ROBOT) Kadın, evlenme dini bir mahiyet taşımadığından, ancak çocuk sahibi olduktan sonra aileye dahil olabiliyordu. Kadınlar varis olma hakkına sahip değildi. Çok evlilik muteber olup, bir erkek, iki kız kardeş ve aynı zamanda üvey anne ile evlenebilmekte idi.&lt;br /&gt;Çocukları kız olanlar utanır, bu yavruyu aile için felaket sayarlardı. Kız çocukların diri diri toprağa gömülme olayı sıkça görülürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahiliyet devri Araplarında, on değişik nikah vardı ve bunların yedisi, kadının namus mefhumunu ortadan kaldıracak şekildeydi. İstibda nikahında erkeğin rızasıyla karısı, asil bir kimseyle birleşiyordu. Bu yolla asil bir evlada sahip olma düşüncesi vardı.. Bedel nikahında, iki erkek, bir süre için, karşılıklı olarak karılarını değiştiriyorlardı.. Hıda nikahı, metres hayatı yaşamayı sağlarken, Ortak nikahı, on kişiden az olmak üzere, bir takım erkeklerin aralarında anlaşarak, bir kadını müşterek zevce edinmelerine imkan tanıyordu. Biga nikahı, bir takım kadınların evlerine gelen erkeklerle beraber olabilmeleri için yapılırdı.. Mut´a nikahında, velilerin rızasına lüzum görmeden, kadınla erkek,, belirli bir zaman için nikah yapardı. Ortaklaşa nikahta, aralarında kardeşlik antlaşması yapan iki adam, malları gibi karılarına da müşterek olarak sahip olabiliyorlardı. Nakt nikahında babası ölen bir kişi, üvey annesiyle evlenebiliyordu. Takas nikahında, evlenecek erkekler, velisi bulundukları kadınları değiş ederek, bir şey vermekten kurtulurlardı. Nihayetinde, normal olarak evlenmek için de bir nikah şekilleri de vardı.BUNLARIN BİR ÇOĞU GÜNÜMÜZE YANSIMIŞ VE İSLAMA UYARLANARAK İSLAMLA BAĞDAŞLATIRILMIŞTIR. RABBIM HESABINI SORSUN!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak görülüyor ki, Araplar, kadınları cinsel arzularına alet edebilmek için, yukarıda belirtildiği gibi resmi kılıflar hazırlamışlardır.&lt;br /&gt;Ebu Cehil´in, Kureyş adına bir kabile ile anlaşabilmek için ileri sürdüğü şart, cahilliye devrinin güzel bir örneğidir. "Kureyşliler olarak sizden karılarımızı esirgemeyeceğiz; siz de bizden karılarınızı ve kızlarınızı esirgemeyin, onlarla oynaşmamıza müsaade edin. Yoksa iki kabile arasında antlaşma mümkün olmaz."&lt;br /&gt;İşte, adet zamanlarında evden zorla çıkarttıkları kadına, şimdi adi bir pazarlık için nasıl değer veriyorlar. Cahili yet devri Araplarında, kadına verilen en büyük değerin, cinsel değer olduğunu anlıyoruz.&lt;br /&gt;Çok garip bir namus hissine ve vahşi bir düşünce tarzına sahip Arapların halini Kur´an-ı Kerim şöyle anlatır:&lt;br /&gt;"Onların birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelendiği zaman yüzü kararır.&lt;br /&gt;Hiddetinden köpürür. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Kız çocuğunu utana utana tutsun mu? Yoksa toprağa mı gömsün? Ne de kötü hüküm veriyorlar."(Nahil sür, 58-59)&lt;br /&gt;"Bu çöl bedevilerine göre kız evladının dünyaya gelmesi bir felaket sayılırdı. Ya kızı ****** oluırsa, ya kızını esir edip kaçırırlarsa, baba bu izzet-i nefis yarasına nasıl dayansındı? Hele bir de fakirlik ve sefalet yakasına yapışırsa hali ne olurdu? Onların bu duygularına temasla KuR´n-ı Kerim´de:&lt;br /&gt;"Yoksulluktan ötürü çocuklarınızı öldürmeyin."(En´am sür. 151.) buyurulur.&lt;br /&gt;Hatta ırzına geçerler korkusuyla erkek çocuklarını bile diri gömdükleri olurdu.&lt;br /&gt;Eğer bir baba kızını diri diri gömmeğe karar vermişse, yavrusunu alır,, çöle götürür, onu eliyle kazdığı çukurun kenarında durdurur, sonra çukura iterek, feryad eden masumun üzerine yığın yığın kumlar atarak diri diri gömerdi.&lt;br /&gt;Bazı tarihçilerin rivayetine göre de, hamile olan kadın, doğumu yaklaşınca bir çukur kazar ve orada doğum yapardı. Şayet doğan yavru kız ise, çukura atıp üzerini örter, oğlan ise muhafaza ederdi.&lt;br /&gt;Bu cinayetlerin vebal ve günahını bile düşünmezlerdi; zira onlarda durumlarını muhakeme edecek kalb kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Peygamber Efendimizin yanına bir adam gelerek şunları anlatmıştı:&lt;br /&gt;-"Ya Rasulallah, biz cahiliyyet devrinde yaşamış insanlarız. Putlara tapar, çocuklarımızı öldürürdük. Benim bir kızım vardı. Çağırdığım zaman yanıma sevinerek gelirdi. R gün yine onu çağırmıştım. Koşarak geldi; arkama düştü.&lt;br /&gt;Onu evimizin civarındaki bir kuyumuza kadar götürdüm. Elinden tutup kuyuya atıverdim. Onun bana son sözü" babacığım! Babacığım!" demek oldu. Bunları duyan Hzz. Peygamber üzüntüsünden ağlamaya başladı. Orada oturanlardan biri, "Be adam, Rasulallah´ı hüzün içinde bıraktın." Dedi. Peygamber Efendimiz o adama;"Söylediklerini bir defa daha anlat!" buyurdu. Adam söylediklerini tekrarlayınca Peygamber Efendimiz yine ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakalını ıslattı. Gözyaşlarını sildikten sonra ona dönerek:" Muhakkak ki Allah, cahillik icabı yaptıklarınızı yeniden işlenmedikçe cahiliyyet devrinde kor, İslam devrine geçirmez." Buyurdu.&lt;br /&gt;Bir defasında da Kays b. Asım Hz. Peygamber´e gelerek, cahiliyle devrinde sekiz kızını diri diri toprağa gömdüğünü anlatmıştı. Resul-i Ekrem ona, günahına kefaret olarak, diri diri gömdüğü çocuklarının her birine mukabil bir köle azad etmesini tavsiye etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AVRUPA VE KADIN ( GEÇMİŞTEN )&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;İster İslam´dan önce ister sonra olsun, Allah´ın gönderdiği dinin hakim olmadığı(kelimenin tam anlamıyla yaşayıp yaşatılmadığı) bir yerde cahilliye hayatının hüküm süreceği muhakkaktır. Bu yerin Arabistan yarımadasında bulunması şart değildir. Avrupa´nı bir çok ülkesinde yüzyıllar boyu iffetsizlik en şeni haliyle devam etmiştir. Bir Avrupalı olan Münihli yazar Maks Kemmeriç, "Tarihte Garip Olaylar" adlı eserinde Batı´nın ahlaksızlığını şöyle anlatır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;"1240 tarihlerinde ölen Jak dö Vitri, Paris hayatını tasvir ederken şunları yazar: Fuhuş günah sayılmamaktadır.. Orta malı fahişeler sokak ve geçit başlarında bekleyerek gelip geçen rahipleri çekip evlerine alırlardı. Rahip aya direyecek olursa, arkasından küfreder, oğlancı diye bağırırlardı. Bu iğrenç illet şifasız cüzam veya öldürücü bir başka hastalık gibi şehri öylesine istila etmişti ki, erkekler, homoseksüel olmadıklarını göstermek maksadıyla bir veya bir çok metres tutmayı akıl karı sayarlardı. Dahası var; Bazen aynı evin üst katında okul, alt katında genelev bulunur, yukarda ders okunurken, aşağıda fahişeler icra-i sanat ederlerdi..."&lt;br /&gt;1527 tarihinde Ulumda hatta evli kadınlar bile arasına geneleve devam ederlerdi."&lt;br /&gt;1492 yılında Basel´de vaftiz edilmiş bir Yahudi kadını, şehirde temiz kız, iffetli kadın bulunmadığını, böyle birini arayanların beşiklere bakmaları gerektiğini söylemişti.&lt;br /&gt;1526´da Nrünberg´de lağvedilen bir kadın manastırındaki rahibelerin bir çoğu genelevlere dağıldılar. Halbuki bu manastır, kadınlar arasındaki ahlaksızlığı azaltmak, düşmüş kızları kurtarmak için kurulmuştu.&lt;br /&gt;Polis raporlarına göre 1793 Ekim´inde Paris ihtilal bahçesi, bilhassa Montansier tiyatrosu galerileri, her gün 7 ila 15 yaş arası körpe kızlar, tüysüz oğlanlarla dolup taşar, bu çocuklar yarı çıplak bir halde, gelip geçenlerin gözleri önünde en rezil ahlaksızlıkların faili, mefulü olurlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail hukukuna göre kızlar, babalarının evinde bile hizmetçi gibiydiler.&lt;br /&gt;Baba onları satabilirdi. Boşama hakkı keyfi bir surette kocaya aitti. Kızlar ancak başka bir varis bulunmadığı takdirde babalarının mirasına sahip olabilirlerdi.&lt;br /&gt;İngiltere´de M.S.5. asırdan 11. asra kadar kocalar karılarını satabilirlerdi. İlk günahın işlenmesine sebep olan ve böylece insanlığın felaketini hazırlayan bir kadın (Havva validemiz) olduğuna inanan karamsar Hıristiyan milletler, kadına daima bir şeytan nazarıyla bakmışlardır Nitekim ilk Hıristiyan liderlerinden olan Tertullian, bu dinin kadınlarla ilgili görüşünü şu şekilde belirtmektedir:&lt;br /&gt;"Kadın, insanın kalbine şeytanın girmesini temin etmek için. Açılan bir kapı demektir. O, erkeği, Allah tarafından kendine yaklaşılması men edilen ağaca sürükleyen varlıktır. Ve ilahi kanunu bozmuş, Allah´ın yeryüzündeki sureti olan erkeği aldatmıştır." Hıristiyan dünyasının meşhur şahsiyetlerinden biri olan"aziz" unvanlı Krisostem´in kadınla ilgili fikirleri şöyledir:&lt;br /&gt;Kadın," kaçınılması imkansız bir kötülük kaynağı... Vesvese yatağı... Hoşa giden bir bela.. Bir iç tehlike... Gönüller avlayan güzel eşkıya... Süslü püslü bir musibet..."&lt;br /&gt;İşte böylesine tehlikeli ve zararlı görülen kadın, "İngiltere"de mundar bir mahluk sayıldığı için İncil´e el süremezdi. Bu vaziyet ancak kral V111. Hanri´nin devrinde (1509-1547) parlamentodan çıkan bir kararla sona erebildi.&lt;br /&gt;Bu karara göre kadınlar İncil okuyabileceklerdi.".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK AİLESİNİN ÖZELLİKLERİ VE AİLEDE KADININ YERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk ailesi, yukarıda bahsedilen toplumların hemen hemen hepsinde görülen geniş aile tipinde değil, küçük aile tipindeydi.. Küçük aile tipi olması, kadının aile içindeki statüsünün artmasını sağlıyordu. Aile ilk zamanlar maderşahi(anayı esas alan topluluk anlayışı) bir özellik göstermiştir. İyi Oza(ana Batını) olarak adlandırılan bu ailede, Türkler avcılıkla geçinmekteydi ve Göçebe yaşayan diğer toplumlardan iç güvey damat almaktaydılar. Daha sonraları bu aile şekli, kan akrabalığı esasına dayanan pederşahi aile tipine dönüşmüştür. Fakat diğer topluluklarda görüldüğü gibi sultaya(cebir, zor) dayanan bir pederşahilik değil, velayete (dost, yardımcı) dayanan bir baba hukuku vardı. Tek evlilik görülürdü. Hükümdar ailesinde siyasi sebeple birden fazla evlilik de mevcuttu.&lt;br /&gt;Ölen kardeşin dul kalan zevcesi ile evlenme(leviratus) suretiyle de, hem dul kalan kadın, himaye edip hayatını teminat altına alıyorlardı(BU MADDEYE DİKKAT EDELİM ŞİMDİ BUNU YAPAN TÜRK YA DA KÜRTLERE ATFEDİLEN YANLIŞLIK SANKİ BUNU İSLAMDAN ALMIŞLAR GİBİDİR NE VAR Kİ BU BİR TÜRK ÖRFÜDÜR…) hem de aileden ayrıldığı takdirde kendi malını alıp gideceği için, aile mülkünün parçalanmasını önlüyorlardı. Ailede kadının özel mülkiyeti vardı. Kız çocukları evleneceği kişiyi kendisi seçerdi. Bu, ailede ferdi hürriyet hakkının da bulunduğunun işaretidir. Babadan sonra aileyi, anne temsil ederdi. Bunun için ananın yeri, babanın diğer akrabalarından önce gelirdi. Ailede kararlar, herkesin fikri sorulduktan sonra alınırdı. Ailede erkek ve kadında bulunan en büyük vasıf, sadakatti. Bu vasıf, yabancı kadın ve erkeklerin de takdirini toplamaktadır. Erkek ve kadın, zinadan şiddetle kaçınırlardı. Zina ihanetti ve kanunlar ihaneti hoş görmezdi. Kocalar karılarına, "görklüm"(güzelim) diye hitap ederlerdi. Kadın bakımına büyük özen gösterirdi. Giydikleri elbiseler, diğer toplumlarda moda olurdu. (Hazar Prensesi çiçek´in, 8. asırda Bizans sarayına gittiği zaman giydiği Türk tipi imparatoriçe elbisesinin moda olması, bunun bir örneğidir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKLERİN YAZILI VE SÖZLÜ EDEBİYATINDA KADIN:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Milletimizin yüksek inanışlarını, ruhunu, ahlak anlayışlarını gösteren destan ve efsaneler, atasözleri gibi edebi eserlerde kadının yerine bakmak gereklidir. Çünkü edebi eserler, toplumların düşünüş tarzlarının en güzel ve en belirgin örnekleridir.&lt;br /&gt;Destan ve efsanelerde kadın, çoğu kez, insan üstünde bir varlık olarak karşımıza çıkar. Yaratılış Destanında, Tanrıya yaratma ilhamını veren Ak Ana, ışıktan bir kadın hayalidir. Oğuz Kağanın ilk karısı, ortalığı karanlık bastığı zaman, karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktı. Uygur Destanında Böğü Han, semavi bir ışıktan doğmuştu. Aynı Böğü Kağana dünyanın hakimiyetini kuracağını bir kız söylemişti. Böğü Kağan bundan sonra seferler yaparak dünya hakimi olmuştur. Destan kahramanları, karısının veya hemşiresinin sadakati sayesinde ölümden kurtulurlardı. Duha Koca oğlu Deli Dumrul hikayesinde olduğu gibi.) Dede Korkut hikayelerinde, Bay Bican´ın beylere, Allah´tan bir kız evlat vermesi için dua ettirmesi, sanırım diğer toplumlarla Türk inanışının farkı bakımından mukayese olur. Dirse Ghan oğlu Boğaç Han destanında, karısına, "Beri gel başımın bahtı, evimin tahtı" hitabıyla, evladı olmadığından dolayı suçun karısında mı, kendisinde mi olduğunda karara varmalarını istemesi, çocuk yapmadığı halde kadının statüsünden bir şey kaybetmediğini gösteriyor.&lt;br /&gt;Wambery, gerek kadınlar, gerekse erkekler için ahlaksızlık ifadesi olan kelimelerin Türk dilinde bulunmadığını, daha sonraki çağlarda Farsça ve Arapça´dan geçtiğini belirtmiştir. Gerçekten de, Türk dilinde özellikle kadınlara, hep güzel unvanlar verilmiştir.. Yün-çü, Divan-ı Lugat-ı Türk´te, inci manasına gelen ve Hun imparatoriçelerine verilen bir isimdir. Hazarlar prenseslerine, Türkçe çiçek adını veriyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe´de, kendisine kuvvet kapsamlı anlamlar vereceğimiz konunun başına "Ana"sözcüğünü oturtmak olayı vardır. (Anavatan, Ana damar, Anayurt örneklerinde görüldüğü gibi) Eski Türkler ise, ana kelimesini önce kullanarak, "ana-baba" derlerdi. Dede Korkut´ta buna "ana-ata"denirdi.&lt;br /&gt;Çin´de ise, baba öne alınır ve "baba-ana" denirdi.&lt;br /&gt;Ata sözlerimiz de, Türk kadınına verilen değeri gözler önüne sermektedir.&lt;br /&gt;Ana hakkı ödenmez.&lt;br /&gt;Kadın erkeğin eşi, evin güneşidir.&lt;br /&gt;Yuvayı dişi kuş yapar.&lt;br /&gt;Kadını eve bağlayan altın şakırtısı değil, beşik gıcırtısıdır.&lt;br /&gt;Fransız yazarı Quitard´ın derlediği Fransız atasözlerinde ise, Türk ve Fransız toplumlarındaki kadın anlayışı farkını görüyoruz.&lt;br /&gt;Şeytanın yapmadığını kadın yapar.&lt;br /&gt;İyi kadın demek, kafası olmayan kadın demektir.&lt;br /&gt;Bir kadın da bir takvim de ancak bir yıl işe yarar.&lt;br /&gt;Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratılmıştır. V.b...&lt;br /&gt;Türk erkeğinin bu güne kadar, geleneklerinde yerleşmiş çok aziz ve kutsal saydığı üç varlığı vardır: At, Avrat, Pusat...&lt;br /&gt;Türkler, kadına duydukları saygıyı ve kadının yüceliğini, altay dağlarının en yüksek tepesine Kadın başı adını vermekle belirtmişlerdir. Türklerin İslamiyet öncesi inanışlarında tabiat kuvvetlerine inanmanın da olduğunu söylersek, yukarıda yaptıkları olayın önemi daha da belli olur. Bu bölümü, bir Uygur türküsü ile bitirmek istiyorum:&lt;br /&gt;"Ayıpsız kadına erkek,&lt;br /&gt;boynunu eğmek gerek.&lt;br /&gt;Öyle dürüst bir insan ile,&lt;br /&gt;Hayat sürmek gerek.&lt;br /&gt;Bu ebedi bir gerçektir ebedi,&lt;br /&gt;Daha ne demek gerek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İBNİ FAZLAN SEYAHATNAMESİNDEN BİR KAÇ KESİT&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Türkler, zina diye bir şey bilmezler. Böyle bir suç işleyen birini ortaya çıkarırlarsa onu iki parçaya bölerler. Şöyle ki: Bu kimseyi, iki ağacın dallarını bir yere yaklaştırarak bağlarlar. Sonra da bu dalları bırakırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Dalların eski durumuna gelmesi neticesi, o kimse iki parçaya bölünür."&lt;br /&gt;Kutlıklarda da zina eden kadın ve erkeği yakarlardı.&lt;br /&gt;Göktürklerde sağlam bir aile hayatı vardı. "Fuhuş nedir bilmezlerdi.&lt;br /&gt;Evli bir kadına tecavüzün cezası idamdı. Bir genç kıza tecavüz ise, genç kız evlenmeyi kabul etmezse aynı ceza ile karşılık görürdü. Hırsızlık yapan, çaldığının on mislini ödeyecek serveti yoksa hürriyetini kaybeder, esir olarak satılırdı.&lt;br /&gt;Fuhşun yasak olduğu, zina edenlerin en ağır şekilde cezalandırıldığı bir yerde muhakkak ki iffetin derin bir manası vardır. Nitekim eski bir inanışa göre kadınlar doğum yapacağı zaman imdatlarına koşan Ayzıt adında bir doğum tanrıçası olduğu kabul edilirdi. Ayzıt´ın hiç müsamaha kabul etmeyen bir şartı vardı: İsmetini muhafaza etmemiş olan kadınların yardımına, ne kadar yalvarırlarsa yalvarsınlar ve ne kadar kıymetli kurbanlar ve hediyeler&lt;br /&gt;takdim ederlerse etsinler, bir türlü gelmezdi "Bu misaller bize gösteriyor ki, Müslüman olmadan önce bile. Türklerde, cahiliyet Arapları ve Hıristiyanlık sonrası Avrupa milletleri ile mukayese edilmeyecek şekilde sağlam bir iffet ve namus anlayışı vardı. Bu anlayışın onların sadece örf ve adetlerinden doğan sosyal bir ahlak olduğu söylenemez; zira Ayzıt´ın iffetsizliğe müsaade etmemesi, kadını iffetli olmaya iten tamamen dini bir motiftir. Onların diğer milletlerinden tamamen farklı olarak fuhuş bataklığına düşmelerine mani olan otorite, İslamiyet ten önce kabul ettikleri Budizm, Brahmanizm, Mani ve Zerdüşt dinleri ile Şamanizm´den kalan inançların oluşturduğu bir milli ahlaktır. Daha sonra İslamiyet Türk kadınının şahsiyetine yakışmayan mezkur pürüzleri törpüleyecek, onu gerçek iffet anlayışına sahip kılarak layık olduğu üstün değere kavuşturacaktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKLER DE GERÇEK HAYATTA KADIN:&lt;br /&gt;Kadın, erkeğin her türlü faaliyetlerine iştirak ederdi. Siyasi ve idari faaliyetlerinde, en üst kademelerde bulunurlardı. Örnek vermeye, Orhun kitabelerinden başlamak istiyorum.&lt;br /&gt;"Türk Milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İlteriş Kağanı, annnem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olarak" ifadesiyle, Türk Milletine kurtarıcı olarak ylnız Kağanın değil, Kağan-hatun ikisinin gönderildiğini belirtmektedir. İdari hayatta bu ikili, devlet yönetiminde her zaman beraberdi. Nasıl ailede kararları, karı-koca alıyorsa, devlet idaresinde de kararları, hatun-kağan alıyorlardı. Kağanlar, yabancı devlet elçilerini hatunla birlikte kabul ederdi. Kabul törenlerinde, ziyafetlerde hatun, hakanın solunda oturur, siyasi, idari, askeri konulardaki görüşmeleri dinler, fikrini beyan ederdi. Harp meclisine bile katıldıkları olurdu. Hatunların hükümdar Kut´una sahip oldukları kabul edilirdi. Bu yüzden ,hükümdar Kut´una sahip kadın anlamında "Terken" unvanına sahip olurlardı. Orhun kitabelerindeki "Umay gibi anam Hatun´un Kut´una küçük kardeşim er oldu." ifadesi, bu görüşü doğrular. Hükümdar buyrukları, "Hakan ve hatun buyuruyor ki" ifadesiyle başlıyordu. Attala´nın hatunu Arıkan örneğinde görüldüğü gibi, Terkenlerin, kendilerine ait ikta vilayetleri, bunları idareye memur divan teşkilatları, askerleri ve kendi hazinelerine akan mühim gelirleri vardı. Hatunlar gerektiğinde, devlet idaresini tek başlarına da yönetiyorlardı. Arap istilası sırasındada, oğlu Tuğ-Şad küçük olduğu için, anası Hatun, on beş yıl Buhara hükümdarı olarak tahtta kalmıştır. Bu süre içinde Araplarla savaşta bulunmuş, Çinlilerle de barış antlaşması imzalamıştır.&lt;br /&gt;Hatunlar, siyasi işlere baktıkları gibi, adli işlere de bakıyorlardı.&lt;br /&gt;Uygurlar V11. asırda, devletlerini kurmadan önce, reisleri Alp İlteber savaşlarla meşgul olurken, anası Uluğ Hatun, ihtilaf ve davalara bakıyor; kanunlara tecavüz edenleri şiddetle fakat adaletle cezalandırıyordu. Bu sayede Uygurlar arasında nizam kurulmuş oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk cemiyet hayatında kadın, bütün faaliyetlere serbestçe katılıyordu.&lt;br /&gt;Bunun sebebi, kadına yönelik suçların en ağır şekilde cezalandırılmasıydı.&lt;br /&gt;Fuhuşum meçhul olduğu bu cemiyette, ırza tecavüzün cezası ölümdü. Bu yüzden, kadın, hayatın her safhasında rahatlıkla yer alabiliyordu. Töreyle, kendisine yönelecek en hafif suç bile, büyük bir şiddetle cezalandırılıyordu. Böyle olunca, kadın erkeğiyle birlikte vatan müdafaası da dahil olmak üzere tüm faaliyetlere katılıyordu. Bu özgürlük ortamında, iffet ve saygınlığın en üst noktasına çıkıyorlardı. Türk ülkelerini ziyaret eden Marko Polo, İbn Batuta, İbn Fadlan gibi gezginler, bunları doğrular bilgiler vermektedir&lt;br /&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;OSMANLI DA KADIN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Osmanlı toplumunda kadının statüsü incelenmek istendiğinde Osmanlı Devleti’nin coğrafi sahası 600 yıllık tarihinin her aşaması ve her bir yüzyılı araştırma konusu olabilecek niteliktedir. Türk töresinin ve İslâmî unsurların bir sentezinin oluşturduğu Osmanlı medeniyetinin üç kıtaya yayılmasında devletin bir dünya devleti olmasında Osmanlı kadınının da erkeği kadar katkısı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin kuruluşundan itibaren Anadolu Bacıları (Bacıyân-ı Rum) ile başlayan Osmanlı kadınlarının siyasî askerî hukukî ve sosyal ekonomik ve kültürel faaliyetlerinin tam olarak anlaşılabilmesi için Osmanlı Devleti arşiv kaynaklarının; şeriyye sicillerinin vakfiyyelerin tapu tahrir defterlerinin tereke defterlerinin o dönemle ilgili yazılan klâsik eserlerin seyahatnamelerin yeterince incelenmesi gerekmektedir. Osmanlı kadınının statüsünün incelenmesinde dönem sınırlamasına da dikkat edilmesi gerekmektedir. Osmanlı kadınının sadece Tanzimattan sonra faal olduğunu farzederek yapılan çoğu -popüler- araştırmalarda Osmanlı tarihinin daha önceki dönemlerinde Osmanlı kadını çoğunlukla yok farzedilmektedir. Tanzimat dönemi ile ortaya çıkan farklılıkları anlayabilmek için klâsik dönem üzerinde yapılan araştırmaları da incelemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekan zaman ve sosyal tabaka açısından geniş bir yelpazeye sahip Osmanlı kadını içinde haremdeki köy kasaba ve şehirdekinin yanında müslim gayri-müslim Arabı Acemi Rumu Ermenisi ve Türkmenine kadar uzanan bir çeşitlilikte mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Osmanlı toplumunda kadın denildiğinde ilk akla gelen kesim haremdeki kadın olmuştur. Harem hakkında edinilen bilgiler Avrupalı gezginler İstanbul’a gelen büyükelçiler sarayda hizmet etmiş esirler tarafından yazılan; ancak gerçekte söylentinin ve hayalin birbirine karıştığı eserlerden öğrenilenlerden oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harem halkı “sultan unvanını taşıyanlar (valide sultan haseki sultan şehzadeler ve sultan kızlar) haremde bulunan idareci - eğitici kadro ve en son olarak hizmetliler grubundan oluşuyordu.Padişahın özel hayatını sürdürdüğü Harem-i hümayun; aynı zamanda Enderun kısmı ile erkeklerin harem kısmı ile kadınların eğitim gördüğü bir mekan idi. Her iki bölümde ilerleyebilmenin şartı liyâkat ve zekâ idi hareme alınan cariyelerin saray görgülerini öğrenmeleri terbiye ve nezaket konusunda bilgi sahibi olmaları amacıyla eğitimlerine dikkat edilirdi. Harem de kadınlara okuma-yazma Kur’an-ı Kerim ve Türkçe öğrenmelerinin yanında nakış işlemek dikiş dikmek dantel işlemek örgü örmek gibi meziyetler de kazandırılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harem hiyerarşisi içinde ğitim süresi Enderunda olduğu gibi yedi sekiz yıllık bir eğitimden oluşuyordu her kademede başarılı olanlar bir üst eğitime geçerlerdi. Bu sistem içinde yükselen kadınlar farklı bilgi ve becerilere sahip oluyorlardı. Padişah eşlerinin hemen hemen hepsinin odasında bir kitaplığı vardı. Günlerinin büyük çoğunluğunu okumakla ve okudukları kitaplar hakkında sohbet ederek geçirirlerdi. Özellikle tarih kitapları okuyanların yanında musikiye aşina olanlar da vardı. Bu açıdan valide sultanların çeşitli dönemlerde menfi-müsbet manada sarayda etkili olmalarında aldıkları eğitimin de etkisi büyüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişah kızlarının -sultanların- eğitimi ile ise kendi anneleri dadı ve kalfalar uğraşırlardı. Okuma çağına geldiklerinde padişahın emri ile ilk derslere başlanırdı. Kur’an-ı Kerim’i okuma Arapça Farsça derslerinin yanında matematik tarih coğrafya dersleri verilirdi. XIX. yüzyıldan sonra bu derslere Fransızca musiki piyano dersleri de eklenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;,,,,,,,,Osmanlı da sadece haremdeki kadın değil; Anadolu kadınının da hukukî sosyal ekonomik alanlarda haklarını kullandıklarına dair örnekler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileye verilen öneme bağlı olarak bu müessesenin kurulması devamı için devlet tarafından birtakım tedbirler alınmıştır. İslâm hukukunun uygulandığı Osmanlı Devletinde evlenmelerin kadı huzurunda yapılması ve yazılı hale getirilmesi ile kadınların güvence altına alındığı görülmektedir. Fetvâlarda izinnâmelerde ve sicillere kaydedilmiş nikah akidlerinde evlenecek kızın bu evliliğe razı olması şartı getirilmiştir. Dönemin kayıtları incelendiğinde hakkında kayıt tutulmayan evlenme akidlerinin geçersiz sayıldığı ortaya çıkmaktadır. Osmanlı Devletinde evlenme boşanma miras konularında kadınlar mahkemelere başvurarak haklarını aramışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemelere kadınların başvurmalarının başlıca sebebleri; İslam hukukuna göre hakları olan miras nafaka ve mehir konusunda alacakları ve anlaşmazlıkları halletmek idi. Kadınlar nikah akdi sırasında boşanma selâhiyeti isterlerse bu haklarını kullanabiliyorlardı. Şiddetli geçimsizlik kadının boşanma talebinde ilk sırayı alıyordu. Gaziantep’de Ümmühan adlı bir kadın mahkemeye başvurarak kocası Osman b. Ali’den mehrinden ve iddet parasından vazgeçerek ayrılmıştır. Ancak kadın daha sonra ödediği bedelin ağır olduğunu belirterek bu miktarı ödemesinin zor olduğunu ve haksızlığın giderilmesini talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin eş ve çocuklarının geçimini temin ile mesul olmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan nafaka hakkı erkeğin kadına karşı bir mesuliyeti idi. Bursa’da Abdullah oğlu Mehmet İzmir’e giderken ailesinin nafakasını karşılama konusunda bir akrabasını kefil tayin etmiş ancak bu kişi vazifesini yerine getirmeyince Mehmet’in eşi Kerime Hatun mahkemeye başvurarak hakkını istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen şahsın kimliği varisleri aile fertleri çocuk sayısı anne ve baba kardeşler ve mirasa dahil edilen diğer akrabalar hakkında bilgi sahibi olduğumuz tereke defterleri üzerinde Ankara Kayseri Konya Sivas Amasya Adana Diyarbakır Edirne Manisa ve Trabzon şehirlerinde yapılan bir araştırmada 1350 tereke defterinden 246 tanesi kadınlara aittir. Bunlar içinde 10 kadın köyde diğerleri ise şehirde yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeriyye sicillerinde yapılan incelemelerin büyük çoğunluğunda çok eşliliğin yaygın olmadığı birden fazla eşle evliliğin en önemli sebebinin ise; evlat sahibi olma kız çocuğu olanlar arasında da erkek evlat sahibi olma arzusu vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal yardımlaşma ve dayanışma anlayışının ilk örneğini bulduğumuz “çıplak milleti giydirmek aç milleti doyurmak” ifadesi Türk-İslâm devletlerine vakıflar yoluyla toplumun ihtiyaçlarının karşılanması şeklinde devam etmiştir. Toplumda karşılıklı sevgi ve saygı anlayışı ile hiçbir zorlama olmadan sahip olduğu imkanlardan diğer insanların da yararlanmasını isteyen kadınlar vakıflar yolu ile kurdukları cami mescid han hamam medrese kütüphane hastahane köprü sebillerin Anadolu’nun hemen hemen her köşesine nakşedilmesinde de büyük rol oynamışlardır. Özellikle kadınların bu konuda en az erkekler kadar istekli olmaları da ayrı bir önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksul kızlara çeyiz verilmesi ve düğün yapılması okul çocuklarına gıda elbise yakacak yardımı yoksullara yemek verilmesi borçluların borçlarının ödenmesi mahallelerden köylere kadar su ihtiyacının sağlanması gibi farklı sahalarda faaliyette bulunan hizmet amaçlı vakıflar kurulmuştur. Böylece sadece aile kadınlarını değil yetim yoksul mahkumları da içine alan kadınlara imkanlar sağlanmakta idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray çeşitli yönleri ile halka önderlik etmiştir ki bunların başında valide sultanların başını çektiği hayır müesseseleri olan vakıflar da gelir. Osmanlının ilk zamanlarında kadınlar tarafından yaptırılan önemli bir vakıf kuruluşu Manisa’da Hafsa Sultan tarafından yaptırılan külliyedir. Külliye içinde bulunan hastahanede ruh hastaları musıki ile tedavi ediliyordu. Bu aynı zamanda kadınların ekonomik haklarını dilediklerince kullanmalarına bir örnekti. Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde yer alan 30.000 vakfiyyenin içinde kadınların kurduğu vakıfların sayısı hiç az değildir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Şeriyye Sicilerine göre burada kurulan 151 vakıftan 43 tanesi 1546 tarihli İstanbul Tahrir defterlerine göre ise 2517 vakfın 913’ü kadınlara aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar ekonomik hakları bakımından tıpkı erkekler gibi eşit haklara sahipti. Kazandığı para kendisine aitti ve dilediği gibi kullanabilirdi. Kadınların gelirlerinin başında evlenirken nikah akdi sırasında belirlenen mehir miras payı ve diğer yollardan elde edilenler bulunuyordu. İslâm hukukuna göre mal ayrılığı prensibine bağlı olarak kadınlar bu gelirlerini istedikleri gibi çeşitli yatırımlarla değerlendirmişlerdir. XVII. asırda Kayseri’de mülk sahibi olan erkekler ile kadınların sayısının birbirine yakın olduğu tespit edilmiştir. Kadınlar ticarî haklarını da bizzat ya da vekilleri vasıtasiyla mahkemelere başvurarak aramışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda kadının iktisadî faaliyetinin bir yönü de; tarımın başlıca geçim kaynağı olmasından dolayı ekim dikim hasat satış konularında kadınlar erkeklerle aynı kimi zaman daha önde olmuşlardır. Kırsal kesim kadını bu açıdan anaerkil yapıyı sürdürmektedir. Şehirlerde yaşayan kadınlar ise bu kez el emeklerini değerlendirerek isimlerini duyurmuşlardır. Manisa’da şehre getirilen pamuğu ip haline getiren ve tezgahlarda dokuyan kadınlar şehirde çıkrık sayısı artınca bundan mağdur duruma düşmüşler ve çıkrıkların sayısının sabit tutulması için mahkemeye başvurmuşlardır. Şehirlerde yaşayan kadınlar ise dokumacılık ip eğirme örgücülük gibi işlerde çalmışlardır. Bursa’da mum imaliyle uğraşan Fatıma Hatun loncaya kaydedilmek için mahkemeye başvurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devletinin klâsik dönemine bugünden bakarak kadınların siyasî ekonomik askerî kültürel haklarının olmadığını belirtmek mümkün değildir. İncelenen Osmanlı kaynaklarına dayanarak Osmanlı kadınının işlevsiz bir yapıya sahip olmadığını söylemenin yanında mükemmel olduğunu da iddia etmemek gerekir. 600 yıllık Osmanlı Devletinin arşiv kaynaklarının henüz yeterince incelenmemesi Osmanlı Devleti açısından da daha pek çok keşfedilecek mevzuun olduğunu göstermektedir. Buna bağlı olarak Osmanlı kadınının Türk- İslâm kültürünün temel taşlarının bugünlere taşınmasında önemli bir role sahip olduğunu göz ardı etmemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;KADIN HAKLARI (İslam da fazla kadın ile evlenmenin hükmü)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.”.Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir : Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir. Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir.Wictor Gambot, Charles Richet; tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir derler.Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet... batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.&lt;br /&gt;1)---Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da vs olduğu gibi)&lt;br /&gt;2)--- 1.Hanımı izin verirse, ( mali, sosyal-kültürel) şartlarda uygun olursa, erkek o zaman 2. yada 3. bir eş daha alabilir. Kolay mıdır? Öyle çok evlilik yapmak. Bakın bügün toplumumuz sosyo-kültürel olarak bunu reddeder buda fazla evliliğin hükmünü düşürür.&lt;br /&gt;AYET:İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen kavim için dersler vardır.”[24]&lt;br /&gt;HADİS:Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır. (Bk. Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68) Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek kocanın görevlerindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KADIN HAKLARI (CUMHURİYET DÖNEMİ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kadınının toplum hayatındaki yeri her zaman bir olmamıştı. Bizde ve diğer medenî memleketlerde kadının bugünkü yeri uzun bir gelişmenin sonucudur. Hattâ bugün bile, dünyanın en medenî memleketlerinde kadın hukuku tartışma ve eleştirme konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Türk cemiyetlerinde kadınla erkek arasında bir ayrılık yoktu. Türklerde toplumun temelini aile teşkil etmekteydi. Çünkü Türklerde aile kutsal, bir topluluktu. Anadolu'da seyahat eden İbni Batuta seyahatnamesinde Türk kadınlarından şöyle sözeder. "Burada acaip bir hal gördüm. Türkler nezdinde kadınlar tazim görmektedir. Kadınların mertebeleri erkeklerden yüksektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;^^ İslâm hukukuna dayanan Osmanlı İmparatorluğunda, kadın birçok haklarını kaybetti.???&lt;br /&gt;Okur-yazar kadınlar, 19. yüzyıl sonlarında gazetelerde kadın sayfalarının yer almasına ve hatta kadınlar için,yazarları da kadın olan gazete ve dergilerin yayınlanmasına zemin oluştururlar.&lt;br /&gt;(Mukadderat, Şukufezar, Hanımlara Mahsus Gazete) gibi. II. Meşrutiyet&lt;br /&gt;Dönemi’nde aydın kadınlar, kadın statüsünün değerlendirilmesi amacıyla Teali-i&lt;br /&gt;Nisvan, Müdafaa-i Hukuku Nisvan, Asri Kadınlar Cemiyeti gibi dernekler&lt;br /&gt;kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde-1- Hukuk bakımından iki kadın bir erkeğe eşitti. Aile de bu eşitlik prensibi üzerine kurulmuştu. Bir erkek dört kadın alabildi.&lt;br /&gt;Madde-2-Boşanmada erkeğin hakkı idi, erkeğin "Seni boşadım demesi ayrılmak için yeterli idi. İslâm hukukunun uygulandığı Osmanlı Devletinde evlenmelerin kadı huzurunda yapılması ve yazılı hale getirilmesi ile kadınların güvence altına alındığı görülmektedir. Fetvâlarda izinnâmelerde ve sicillere kaydedilmiş nikah akidlerinde evlenecek kızın bu evliliğe razı olması şartı getirilmiştir. Dönemin kayıtları incelendiğinde hakkında kayıt tutulmayan evlenme akidlerinin geçersiz sayıldığı ortaya çıkmaktadır. Osmanlı Devletinde evlenme boşanma miras konularında kadınlar mahkemelere başvurarak haklarını aramışlardır) Mahkemelere kadınların başvurmalarının başlıca sebebleri; İslam hukukuna göre hakları olan miras nafaka ve mehir konusunda alacakları ve anlaşmazlıkları halletmek idi. Kadınlar nikah akdi sırasında boşanma selâhiyeti isterlerse bu haklarını kullanabiliyorlardı. Şiddetli geçimsizlik kadının boşanma talebinde ilk sırayı alıyordu. Gaziantep’de Ümmühan adlı bir kadın mahkemeye başvurarak kocası Osman b. Ali’den mehrinden ve iddet parasından vazgeçerek ayrılmıştır. Ancak kadın daha sonra ödediği bedelin ağır olduğunu belirterek bu miktarı ödemesinin zor olduğunu ve haksızlığın giderilmesini talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNEMLİ NOT:300 senelik Osmanlı dönemi İstanbul arşivini inceleyen Gibbons, 300 senede İstanbul’da toplam 10 boşanma davasının olduğunu araştırmaları sonucu bulmuştur.Ya günümüzde 3 saatte sadece İstanbul ‘un bir mahkemesinde kaç boşanma davası görülmektedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde-3)Kadının aile içinde de bir yeri yoktu(buna göre kadın dış kapının mandalı :)). Harem denilen kısımda oturur, erkek topluluklarına katılamazdı.Kadınlara fikir danışılmaz hatta erkeğin işine karışmasına bile izin verilmezdi.. Cenab-ı Hak Peygamberine çevresindeki müslümanları kastederek der kı: "Yapacağın işler hakkında onlara danış." (Al-i İmran Suresi:159) buyurarak peygamberine çevresine danışma emri veriyor. Allah Resulunun hanımlarına danışıp da tersini yaptığına dair elimizde bir tek örnek yoktur.Bu sözün uydurma olduğunun en güzel örneği Allah Resulunun Hudeybiye savaşının önemli bir anında hanımı Ümmü Seleme'nin söylediği fikri doğru bularak onun sözüne uygun karar vermesidir. Hz.Ömer Şifa Hatunun fikrine çok önem verirdi. Yine mehir konusunda dörtyüz dirhemden fazla verilmemesini tavsiye eden Hz.Ömer'in mescitte cemaat huzurunda Nisa Suresi'nin 20.ayetini delil gösteren bir kadın tarafından ikaz edildiğini ve kadının gösterdiği delil karşısında Hz.Ömer'in fikrinden vazgeçtiği, hatasını itiraf ettiği, kadına dönerek "Kadın Ömer'den daha iyi bildi" dediği bilinmektedir.&lt;br /&gt;Hz.Ömer halifeliği esnasında, kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz.Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı kalacağını sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak Hz.Ömer bu süreyi dört ay olarak belirtmişdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde-4-Sokağa çıkarken çarşaf giyer, yüzlerini de peçe ile örterdi. Osmanlı’da kadınlar başından beri çarşaf giyiyor değillerdi. Peki ne zaman ve nasıl geldi çarşaf? Bu konuda bazı tanıklar, ilk çarşafın İstanbul’a Suphi Paşa’nın Şam Valiliği sırasında ve onun harem kadınları tarafından 1871’de geldiğini söyler. Bu oldukça geç bir tarihtir. Bunu başlangıç olarak alsak bile Cumhuriyet ilan edildiğinde çarşafın Türkiye’deki ömrü yarım asra zar zor ulaşmış bulunuyordu. Ferace karşısında yaygınlaşmasının ise 1890’lara doğru gerçekleştiğini görüyoruz. Nitekim bize Osmanlı kadın tarihiyle ilgili değerli bilgiler bırakan Leyla Saz, 1878’de İstanbul’da ferace giyildiğini, ilk çarşafı, eşinin valiliğe tayini üzerine Trabzon’a gidince diktirdiğini ve İstanbul’a dönüşünde kadınların çoğunun çarşaf giymeye başladığını görüp şaştığını anlatır. Yani aslında çarşaf, onu yasakladığı söylenen Abdülhamid döneminde yaygınlaşmış olabilir.Abdulhamid in çarşafı yasaklayan fermanıda vardır.bu Anadolu halkının Hıristiyan ve iran Şiilerinden etkilenmesidir ve gayet doğaldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;madde5-- Kadınlar hiç bir mesleğe giremezler, ev işleriyle uğraşırlardı. Ankara Şeriyye Sicilerine göre burada kurulan 151 vakıftan 43 tanesi 1546 tarihli İstanbul Tahrir defterlerine göre ise 2517 vakfın 913’ü kadınlara aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar ekonomik hakları bakımından tıpkı erkekler gibi eşit haklara sahipti. Kazandığı para kendisine aitti ve dilediği gibi kullanabilirdi. Kadınların gelirlerinin başında evlenirken nikah akdi sırasında belirlenen mehir miras payı ve diğer yollardan elde edilenler bulunuyordu. İslâm hukukuna göre mal ayrılığı prensibine bağlı olarak kadınlar bu gelirlerini istedikleri gibi çeşitli yatırımlarla değerlendirmişlerdir. XVII. asırda Kayseri’de mülk sahibi olan erkekler ile kadınların sayısının birbirine yakın olduğu tespit edilmiştir. Kadınlar ticarî haklarını da bizzat ya da vekilleri vasıtasiyla mahkemelere başvurarak aramışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda kadının iktisadî faaliyetinin bir yönü de; tarımın başlıca geçim kaynağı olmasından dolayı ekim dikim hasat satış konularında kadınlar erkeklerle aynı kimi zaman daha önde olmuşlardır. Kırsal kesim kadını bu açıdan anaerkil yapıyı sürdürmektedir. Şehirlerde yaşayan kadınlar ise bu kez el emeklerini değerlendirerek isimlerini duyurmuşlardır. Manisa’da şehre getirilen pamuğu ip haline getiren ve tezgahlarda dokuyan kadınlar şehirde çıkrık sayısı artınca bundan mağdur duruma düşmüşler ve çıkrıkların sayısının sabit tutulması için mahkemeye başvurmuşlardır. Şehirlerde yaşayan kadınlar ise dokumacılık ip eğirme örgücülük gibi işlerde çalmışlardır. Bursa’da mum imaliyle uğraşan Fatıma Hatun loncaya kaydedilmek için mahkemeye başvurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Fakat köylerde kadın eski Türk adetlerine bağlı kalmıştı. Yüzünü örtmez, dışarda erkeği ile birlikte çalışabilirdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;madde-6-Eve kapatılan, toplum hayatına katılmasına izin verilmeyen, cahil bırakılan Türk kadını üzücü ve ezici hayatını devrime kadar yaşadı.&lt;br /&gt;İstiklal Savaşında vatanı kurtarmak, erkeğinin yükünü hafifletmek için sırtında çocuğuyla cepheye koşan Türk kadını, milli davada kendine düşen vazifeyi büyük bir fedakarlıkla yaptı. Bu, aynı zamanda yüzyıllarca bütün haklarından mahrum edilerek, kafes arkasına kapatılan Türk kadınının hürriyet mücadelesi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Savaşından sonra girişilen devrim hareketinin en önemlisi Türk kadınının toplum içinde hakkını ve vazifesini alması olmuştur. Atatürk yalnız devlet müesseselerinde yapılan devrimleri yeter görmüyordu. O Türk toplumunun laik esasları üzerine kurulmasını, yaşayış şekilleriyle hayat görüşlerinin de değişmesini gerekli buluyordu. Bunun için de her şeyden önce kadına aileden ve toplumda doğal haklarının verilmesi gerekiyordu. Atatürk, vatan topraklarının değerlendirilmesinde ve Türk toplumunun kalkınmasında kadının rolünü belirterek demiştir ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bizi analarımızın adam etmesi lazımdır. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Bundan sonra başka zihniyette, başka kemalatta adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olanlar bundan sonraki analardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kadınının haklarına kavuşması için yapılan yenilikler şunlardır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Kadın hukuku: Medeni Kanunun kabulü ile kadınlarımız medeni haklarına kavuşmuş ve yeni Türk ailesi kurulmuştur. Modern Türk ailesinde erkekle kadın eşit haklara sahiptir. Evlenmede her iki tarafın isteği esas tutulmuş, dini nikah yerine kanuni evlenme usulü konulmuştur. Türk Medeni Kanunu boşanmayı da hakimin kararına bırakmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.Kadına siyasi haklar tanındı. 1930 yılında kabul edilen Belediye Kanunu ile kadına belediye üyesi seçmek ve seçilmek hakkı verildi5 Aralık 1934'te çıkarılan bir kanunla vatandaşların kutsal hakkı olan milletvekili seçmek ve seçilmek hakkına da kavuştu. (1928 ingiltere kadına seçeme seçilme hakkı verdi.yaş:21)&lt;br /&gt;Önemli Not: Seçme ve seçilme hakkı kadınlara Hz. Resul döneminde verilmişti.Hz. resul “Akabe biatlarında “ kadınlardanda biat (kabul oyu ) almıştı fakat ilerki yıllarda iktidarı elinde bulunduran bazı çevreler erkeklerden olduğu gibi kadınlardan da seçme ve seçilme hakkını almışlardır... Dolayısı ile çağımız, müslümanların (.....) hatasını yine islama mal ederek, islmda kadının seçme ve seçilme hakkının olmadığı, gibi yanlış bir sonuca varmışlardır.&lt;br /&gt;KADINLARIN OY KULLANMASI&lt;br /&gt;MÜMTEHİNE SURESİ 12. AYETTE KADINLARIN BİATLARININ - O YILLARIN OY KULLANMA ŞEKLİ - KABUL EDİLECEĞİ BELİRTİLMİŞ VE BU HAK KUR'AN İLE 1400 SENE ÖNCE KADINLARA BİR HAK OLARAK TANINMIŞTIR !HZ. RESUL'DE AKABE BİATLARINDA KADINLARDAN BİAT - OY - ALMIŞTIR.AMA DAHA SONRA PADİŞAHLIK ,EMİRLİK GİBİ MAKAMLAR İLE OY -BİAT SİSTEMİ KULLANILMADIĞI İÇİN , HEM ERKEK HEM KADIN OY HAKLARINDAN MAHRUM KALMIŞTIR! Peygamberimiz kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Kur'ân-ı Kerîm 60/12 âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Kadın kıyafetinde değişiklik: Türk kadınının modern Türk toplumundaki yerini tam anlamıyla,alması ve kendisine tanınan hukukî haklardan istifade edebilmesi için kadın kıyafetinde de değişiklik yapmak gerekiyordu. Türk kadınının kimliğini .gizleyen peçe ve çarşafın kaldırılması gereğine inanan Atatürk, bu husustaki fikrini şu sözlerle belirtmiştir : "Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif olarak kapattıklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Onlar da yüzlerini cihana, göstersinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler, bunda korkulacak bir şey yoktur."&lt;br /&gt;Sormazlar mı? adama; şapka kanunu nu getiren zihniyet neden o kadar abes gördüğü çarşafı kaldırma kararı almamış ya da alamamıştır.Bunları yazan şahıs neden bunu bir madde gibi ele almasına rağmen bunu fikirle geçiştirmiştir.Peki olay böyle itham ediliyor ama Mustafa kemal in hanımı kapalı bir bayandır ve bir Osmanlı hanımefendisidir. Birçok konuda Mustafa Kemal ile fikir alışverişi yapacak kadar bilgilidir.Öyle ki hırçın ve söz geçiren bir hanımefendidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;KADINA VERİLEN SİYASİ HAKLAR&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;-1858’ de Kızlarımız için ilkokul ve ortaokulların eğitimine başlanır.&lt;br /&gt;-1842’ de Meslek okulu olarak ilk önce,Askeri Tıbbiye’ye bağlı olarak ilk “Ebe Okulu”&lt;br /&gt;-1869’ da İnan Sanayi Mektebi (Kız Sanat Okulu),&lt;br /&gt;-1870’de Darülmuallimat” (Kız Öğretmen Okulu) açılır.&lt;br /&gt;-1921: Darülfünun'da karma öğretime geçildi.&lt;br /&gt;-29 Ekim 1923: Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlandı.&lt;br /&gt;-3 Mart 1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı.&lt;br /&gt;-17 Şubat 1926: Türk Medeni Kanunu'nu kabul edildi. Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kanun 4 Ekim --1926 tarihinde yürürlüğe girdi.&lt;br /&gt;-1930: Belediye yasası çıkarıldı. Yasa ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.&lt;br /&gt;-1930: Kadın ve çocukların korunmasına ilişkin ilk düzenleme Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile yapıldı.&lt;br /&gt;-1930: Doğum izni düzenlendi.&lt;br /&gt;-10 Haziran 1933: Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.&lt;br /&gt;-26 Ekim 1933: Köy Kanunu'nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.&lt;br /&gt;-5 Aralık 1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye bu hakkı kadınlara tanıyan ilk Avrupa ülkesi oldu. Türk kadını bu yeni haklarını hemen kullandı.&lt;br /&gt;-8 Haziran 1936: İş Kanunu yürürlüğe girdi. Kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi.&lt;br /&gt;-1937: Kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması 1935 tarihli 45 sayılı ILO sözleşmesi ile yasaklandı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;KADIN HAKLARI(GAZETEDEN)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;19 yda önem kazandığını ilk kadın hakları savunucusu Halide Edip Ataturk'un kadina ve kadin haklarina verdigi onemi su satirlar daha iyi anlatmaktadir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bizce, Turkiye Cumhuriyeti anlaminda kadin, butun Turk tarihinde oldugu gibi bugun de en muhterem yerde her seyin ustunde yuksek ve serefli bir mevcudiyettir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Erkeklere ilk ogudu, ilk egitimi veren ve onun uzerinde ilk analik nufuz ve tesirini kuran kadindir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Suna inanmak lazimdir ki, dunya yuzunde gordugumuz her sey kadinin eseridir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Herhalde kadinlarimizi da erkekler gibi ayni ogrenim derecesinden gecirmelidir. Onlara, erkeklere ogrettigimiz seylerden baska kadinlik vazifelerini de ogretmeye mecburuz."&lt;br /&gt;Kadinlarin hukuk alaninda gercek bir esitlikten yararlanmalari Cumhuriyeti izleyen yillarda mumkun olabildi. 1924 Anayasasi'nin Secme ve Secilme hakkindaki 10. ve 11. maddeleri, 2599 sayili ve 5 Aralikta 1934 tarihli kanun ile degistirilerek kadinlara da secme ve secilme hakki taninmistir. Ataturk'un Cumhuriyet'i izleyen yillarda yaptigi inkilaplarin bir dizisi kadin haklari konusundadir. Bunlardan en onemlisi kadini aile hukuku alaninda da erkeklerle esit hale getiren Medeni Kanun'dur.&lt;br /&gt;Sefika YAPICI&lt;br /&gt;---KENT Gazetesi, (Kilis), Sayi:9810&lt;br /&gt;KADIN HAKLARI(GAZETEDEN)&lt;br /&gt;Önce bilelim ki hiçbir lider, hiçbir devlet adamı kadın hakları konusunda Atatürk gibi, o ölçüde savaşım vermemiştir. M. Kemal, kadınların da birer insan olduğunu, onların da erkekler gibi çalışması, yaşaması ve toplumsal yaşama etkin katkıda bulunması gerektiğini vurgulamış, sonra da bu inanış doğrultusunda çaba harcamıştır. Kadınların hak sahibi olmaları gereği Atatürk devrimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal 3 Şubat 1923'te İzmir'de bir konuşmasında bakınız kadınlar için neler söylemiş.&lt;br /&gt;"Kadınlarımız bundan sonra haremlere kapatılmayacak, gizlenmeyecek, yüzlerini örtmeyeceklerdir. Çünkü bu tüm ülkenin daha çok acılar çekmesine neden olacaktır. Türk kadınları ulusal bağımsızlığımız için savaş boyunca cesaretle dövüşmüşlerdir. Bugün onlar özgür olmalı, eğitim olanaklarından yararlanmalı, erkeklerimizinkine eşit bir düzeye çıkarılmalıdır."&lt;br /&gt;Ve 3 Nisan 1930 kadınlarımıza belediye meclislerinde seçme ve seçilme haklarını veren yasa yürürlüğe giriyor.&lt;br /&gt;Atatürk'ün Trabzon'a ikinci ziyaretleridir. Tarih: 27 Kasım 1930. Aynı gün programında Belediye'yi ziyaret vardır. Belediye meclis odası, şimdi başkanın makam odasıdır. Belediye Başkanı Temel Nücumi Göksel, Atatürk ve beraberindekileri kapıda karşılar. Beraber belediye meclis salonuna gelinir.&lt;br /&gt;Salonda üç bayan bulunmaktadır. Belediye Başkanı bu üç bayan Belediye Meclis Üyelerini Atatürk'e takdim eder: Sakibe Hanım, Şazimet Hanım ve Falka Hanım. Kadınlarımıza Belediye Meclis Üyeliği'ne seçme ve seçilme hakkı o yıl verilmiştir. Trabzon'da Atatürk'ün karşısına üç Belediye Meclis Üyesi hanım çıkar. Atatürk, Belediye Meclis Üyesi hanımların arasına oturur. Programa göre Atatürk'ün belediyeyi ziyaret süresi 15 dakika olarak belirlenmiştir. Ancak ziyaret birbuçuk saat kadar sürer. Hemen açıklayalım. Trabzon'da bugün Belediye Meclisi'nde tek bir bayan üye bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Kadın hakları niçin gündemde. Yasalara göre kadın-erkek arasında eşitlik vardır. Yasalarda var ama, hayata geçirilmemiş. Bunun baş nedeni, kadının eğitimsizliği. Bir başka önemli neden de kadınların örgütsüzlüğü. Siyasi partilerde kadın kolları vardı, kaldırıldı. Bazı partilerin kadınlar için koydukları kadın kotaları da yeterli olmadı. Çoğunluk erkeklerde.&lt;br /&gt;Özellikle kırsal kesimde kadınlarımız eğitimden çok yoksun. Kırsal kesimin sağlıksız da olsa kentleşmesinde gecekondularda da yaşasalar, kızların okuma olanakları bulunuyor.&lt;br /&gt;Kadın, anamız, kardeşimiz eşimiz. Çocuklarımızın anası...&lt;br /&gt;Koruyalım, saygı duyalım.&lt;br /&gt;Atatürk'ün kadınlara verdiği değeri unutmayalım.&lt;br /&gt;• Ömer GÜNER&lt;br /&gt;• KARADENİZ Gazetesi, (Trabzon), Sayı: 6072&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;Bütün bu bilgilerin ışığında şunları söyleyebiliriz ki; Türk kadını, başka hiçbir millette görülmeyecek şekilde bir değere sahipti.&lt;br /&gt;Bugün kadın hakları konusunda canını veren La Cambe, Ronald, de Gouges, Fransızlar için gurur kaynağı olabilir Hindiler İndra Gandhi ile, Siyonistler Golde Mair ile, İngilizler Margaret Thatcher, Arjantin İsabelita Peron ile öğünebilir;; fakat, onların öğündükleri mertebeye, Türk kadını, asırlar öncesinde zaten sahipti. Avrupa´da ve Amerika´da, 19. yüzyılın ikinci yarısında sahip oldukları vatanlarını müdafaa hakkına, Türk kadını doğuştan sahipti. O yüzden, Türk kadınının "feminizm" gibi akımlara itibar etmesine gerek yoktur. Toplumumuzda görülen kadın karşıtı olaylar, Türklüğünün şuuruna varmamış olan insanlar tarafından yapılan olaylardır.&lt;br /&gt;Türk insanı, yeniden maneviyatına döndüğü zaman, Türk kadını da, layık olduğu yeri bulacaktır. Türk kadını üzerine yapılan araştırmalar, kadın-erkek eşitliği üzerine değil, kadın-erkek birliği üzerine kurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;-Öğel, Bahaeddin, Türk Kültürünün Gelişim Çağları, İst. 1988&lt;br /&gt;-Ergin, Muharrem, Orhun Abideleri, İst. 1988&lt;br /&gt;-Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, İst. 1988&lt;br /&gt;-Sevinç, Nejdet, Eski Türklerde Kadın ve Aile, İst. 1987&lt;br /&gt;-Karaman, Hayreddin, Başlangıçtan Günümüze Kadar İslam Hukuk Tarihi, İst.&lt;br /&gt;1974&lt;br /&gt;-Turan, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, İst. 1980&lt;br /&gt;-Gürkan, Ahmed, İslam Kültürünün Garbı Medeniyetleştirmesi, Ank. 1988&lt;br /&gt;-Donuk, Abdülkadir, İdari-Askeri Unvan ve Terimler, İst. 1988&lt;br /&gt;-Donuk, Abdülkadir, Eski Türk Ailesi ve Vasıfları, Türk Yurdu Dergisi, sayı16, Mayıs 1988 sayfa 5&lt;br /&gt;-Küçük, Abdurrahman, Dinlerde Evlilik Anlayışına Genel Bir Bakış, Türk Yurdu&lt;br /&gt;Dergisi, sayı 40, Aralık 1990, sayfa 58&lt;br /&gt;-Öke, Mim Kemal, Avrupa´da ve Amerika´da Aile Kurumu ve Devlet Koruyuculuğu,&lt;br /&gt;Türk Yurdu Dergisi, sayı 16, Mayıs 1988, sayfa 10-11&lt;br /&gt;-Bayram, Cezmi, Aile Müessesesi ve Bazı Tecavüzler, Türk Yurdu Dergisi, sayı&lt;br /&gt;16, Mayıs 1988, sayfa 4&lt;br /&gt;-Kafesoğlu, İbrahim, Milliyetçilik ve Aile, Türk Kültürü Dergisi, sayı 88, Şubat 1970, sayfa 235&lt;br /&gt;-Kandemir, M.Yaşar,Örneklerle İslam Ahlakı, İst.1982&lt;br /&gt;-Topaloğlu, Bekir,İslamda Kadın, İst.1974&lt;br /&gt;-Mevdudi, Hicab,terc.Gencelli, Ali, 1978&lt;br /&gt;-Öztuna, Yılmaz,Türk Tarihinden Yapraklar,İst.1982&lt;br /&gt;- Ömer GÜNER Karadeniz Gazetesi, (Trabzon), Sayı: 6072&lt;br /&gt;-Sefika YAPICI KENT Gazetesi, (Kilis), Sayi:9810&lt;br /&gt;- Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112&lt;br /&gt;-. Kur'ân-ı Kerîm 60/12 âyeti ve tefsirleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;HAZIRLAYAN: ŞUAYB ATEŞ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8792147291716790114?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8792147291716790114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/03/kadin-kadin-haklari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8792147291716790114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8792147291716790114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2010/03/kadin-kadin-haklari.html' title='KADIN (KADIN HAKLARI)'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8693533915482234032</id><published>2009-12-09T13:53:00.001-08:00</published><updated>2009-12-09T13:53:18.103-08:00</updated><title type='text'>belgin e cevap</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="note_header" style="-webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-attachment: initial; background-color: #f7f7f7; background-image: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial; border-bottom-color: rgb(216, 223, 234); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-top-color: rgb(59, 89, 152); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; padding-bottom: 5px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 4px;"&gt;&lt;div class="note_title_share clearfix" style="display: block;"&gt;&lt;div class="note_title" style="float: left; font-size: 13px; font-weight: bold; line-height: 15px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 1px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; width: 440px; word-wrap: break-word;"&gt;&lt;span&gt;hilafet hakkında ki görüşlerini bizle paylaşan belgin hanıma ithafen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="share_and_hide clearfix" style="display: block; float: right; font-size: 9px;"&gt;&lt;a class="share share_a" href="http://www.facebook.com/ajax/share_dialog.php?s=4&amp;amp;appid=2347471856&amp;amp;p[]=100000253805696&amp;amp;p[]=215592110465" rel="dialog" style="-webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-attachment: initial; background-color: white; background-image: url(http://static.ak.fbcdn.net/rsrc.php/z3OU2/hash/caa8po7k.png); background-position: 100% -355px; background-repeat: no-repeat; border-bottom-color: rgb(127, 147, 188); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(127, 147, 188); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(127, 147, 188); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(127, 147, 188); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; color: #3b5998; cursor: pointer; padding-bottom: 1px; padding-left: 4px; padding-right: 14px; padding-top: 0px; text-decoration: none;" title="Arkadaşlarına gönder veya profilinde paylaş."&gt;Paylaş&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="byline" style="clear: both; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&amp;nbsp;04 Aralık 2009 Cuma, 07:15&amp;nbsp;&lt;span class="pipe" style="color: #666666; padding-bottom: 0px; padding-left: 3px; padding-right: 3px; padding-top: 0px;"&gt;|&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.facebook.com/editnote.php?note_id=215592110465" style="color: #3b5998; cursor: pointer; text-decoration: none;"&gt;Notu Düzenle&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="pipe" style="color: #666666; padding-bottom: 0px; padding-left: 3px; padding-right: 3px; padding-top: 0px;"&gt;|&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.facebook.com/notes/yaziyorum-yaziyorum-yaziyorum/hilafet-hakkinda-ki-goruslerini-bizle-paylasan-belgin-hanima-ithafen/215592110465#" onclick="ask_delete_note(215592110465, 'note_215592110465', 10,100000253805696,'hilafet hakkında ki görüşlerini bizle paylaşan belgin hanıma ithafen','/note.php?note_id=215592110465', 0); return false;" style="color: #3b5998; cursor: pointer; text-decoration: none;"&gt;Sil&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="note_content text_align_ltr direction_ltr clearfix" style="clear: both; direction: ltr; display: block; margin-left: 6px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 10px; text-align: left; width: 460px; word-wrap: break-word;"&gt;&lt;div style="clear: none; line-height: 14px; padding-bottom: 10px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;belgin arkadaşım ın bu kadar kesin bilgieri nerden aldığını buldum iş yalaklaıkla alakalıymış ismet inönüye ve zamanın hükümetine yalakalık olsun diye kaldıralan hilafetin dinle alakası yok kuran bundan bahsetmez diyen mo dönem millet vekili mehmet seyyit beydir. bu adam vekillikten önce yazdığı hilafet anlayışıyla sonra yazdığı hilafet arasındaki çelişki ordatadır.ve benim saf niyetli arkadaşım belgin sadece bu adamın deyim görüşlerini göz önüne alarak kesin bilgi sarfetmiştir.belgin hanımın yanıldığını buradan ortayakoymya çalıştım umarrım bu yazı kenbdine ulaşır ve okur bu yazıyı........ makaleyi dikket ve itina ile okuyunuz!!!!!!!!!!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALİFE SÖZCÜĞÜ NÜN GEÇTİĞİ YERLER&lt;br /&gt;Halife’nin çoğulu halâif ve hulefâ’dır. İstihlâf ise, birini halife (temsilci/ardçı) kılmak anlamındadır. H-l-f (halefe) kökünden türeyen kelimeler Kur’an’da çokça (127 yerde) geçer. Ama konumuzla direkt ilgili olarak halife kelimesi Kur’an’da 2 yerde (2/Bakara, 30 ve Sâd, 26), halife’nin çoğulu halâif 4 yerde (6/En’âm, 165; 10/Yûnus, 14, 73; 35/Fâtır, 39), Hulefâ kelimesi de 3 yerde (7/A’râf, 69, 74; 27/Neml, 62) geçer. İstihlâf kelimesi ise Kur’an’da 4 âyette (6/En’âm, 133; 7/A’râf, 129; 11/Hûd, 57; 24/Nûr, 55) zikredilir. Yine konuyla dolaylı ilgili half kelimesinin de 2 âyette (7/A’râf, 169; 19/Meryem, 59) geçtiği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURDA HALİFE İYİ İNCELELNMELİDİR DETAYLARI BİZZAT ANLATABİLİRİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Bey’in Kısaca Hayatı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Bey’in asıl adı Mehmet Seyyid’dir. Seyyid Bey, 1873 yılında İzmir’de doğdu. II. Meşrutiyetin ilanından sonra kurulan Meclis-i Mebusuna iki dönem İzmir mebusu olarak katıldı. Daha sonra Ayan Meclisi-Senato üyeliğine seçildi.&lt;br /&gt;Cumhuriyetin ilanından sonra da İzmir mebusu olarak TBMM’nde&lt;br /&gt;görev yaptı. Cumhuriyet döneminin ilk kabinesi olan 1. İsmet İnönü&lt;br /&gt;Kabinesinde Adliye Vekili oldu.&lt;br /&gt;Hilafetin kaldırılması Mecliste tartışılırken adliye vekili idi. Adliye&lt;br /&gt;vekili olarak Mecliste hilafet hakkında uzun bir konuşma yaptı. 1924 yılında&lt;br /&gt;vefat etti.[2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilafet Hakkındaki Görüşleri iki şekilderdir öncesi sonrası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Bey’in kısaca hayatından bahsetmemizin sebebi onun ilim adamı olduğu gibi, aynı zamanda bir siyaset adamı olduğunu göstermektir. Onun hem bir bilgin ve hem de bir politikacı olduğunu altını çizerek belirtmemizde fayda vardır. Çünkü o, hilafet meselesine ayrı iki pencereden bakarak farklı iki çeşit hilafet ortaya koymuştur. Onun ilim adamı, fıkıhçı ve büyük bir İslam hukukçusu olarak hilafet hakkındaki görüşlerini 1333/1917 tarihinde yayınladığı Usul-i Fıkıh-Medhal adlı eserinde görüyoruz. Siyasetçi&lt;br /&gt;ve politikacı olarak hilafet görüşlerini ise 1924 yılında hilafetin kaldırılması&lt;br /&gt;için TBMM’nde yaptığı konuşmada görüyoruz. Bu iki görüş birbirinden&lt;br /&gt;farklıdır. Farklı olduğunu her iki kaynaktan, yani hem kitabından ve hem de meclisteki&lt;br /&gt;konuşmasından naklederek açıklamaya çalışacağız. Yalnız mukayeseye&lt;br /&gt;geçmeden evvel Seyyid Bey’in nasıl bir inkılâp taraftarı olduğunu öğrenme&lt;br /&gt;bakımından onun mecliste yaptığı konuşmadan bir bölümünü buraya almada fayda vardır. Seyyid Bey bu konuda şöyle söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dediğim gibi İslam tarihinde büyük bir inkılâp yapıyoruz. Diyebilirim ki, bundan daha büyük bir inkılâp olamaz. Zihinlerin bununla çok meşgul olması, inkılâbın azameti ve büyüklüğündendir. Kalpler endişe ve tereddüt içindedir. Bunun için hepimizin vicdanı ve izanı istiyor ki, mesele tümüyle açıklansın, ortaya konsun, dost, düşman herkes ne yaptığımızı ve ne yapmak istediğimizi bilsin, şuurlu mu, şuursuz mu yaptığımızı anlasın.&lt;br /&gt;Büyük Meclis, hilafet meselesinin dini ve siyasi mahiyetini bilerek mi karar alıyor, yoksa bilmeyerek mi? Bu konular tamamıyla açıklığa kavuşsun. Çünkü tekrar ediyorum, mesele hakikaten gayet mühimdir. İslam dünyasında şimdiye kadar böyle bir inkılâp olmamıştır. Değil İslam dünyasında, bütün yeryüzünde meydana gelen inkılâpların en büyüğü, en mühimidir. Bunun için zihinlerde ve fikirlerde şüphe ve tereddütler bulunmamalıdır. Meseleyi bilerek halletmek gerekir. Gerek dini ve gerekse siyasi yönünü bizim bilmemiz lazım gelir.”[3]&lt;br /&gt;Seyyid Bey’in bu konuşmasından anlaşıldığı gibi, o yapılan değişiklikleri yeryüzünün en büyük inkılâbı olarak görmektedir. Böylece onun şiddetli bir inkılâp taraftarı olduğu söylenebilir. Şimdi Mehmet Seyyid’in iki eserine dayanarak onun hilafet hakkındaki görüşlerini öğrenmeye çalışalım.&lt;br /&gt;Hilafet Hakkındaki Görüşlerinin Mukayesesi&lt;br /&gt;Seyyid Bey, Medhal adlı eserinde hilafeti şöyle açıklıyor: “Hilafet luğatta bir kimseye halef olmak manasınadır. Emiri’l-Müminin ve İmami’l Müslimin olan zat-ı muhterem, Hz. Peygambere halef olduğu için kendisine halife ıtlak olunmuştur. Nerede ve ne maksatla halef olduğunu izahat-ı atiye gösterecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hilafet” ıstılahta “imamet” müradifidir. (eş anlamlı, sinonim). Namazda cemaate imam olmak manasına olan imametten tefrik (ayırmak) için buna İmamet-i Kübra denir. Büyiik araştırıcı Sadruşşeria’nın Tadilü’l Ulumu’nda Mevakıf ve Makasıd gibi en meşhur ve en muteber kelam kitaplarında imamet şu suretle tarif olunuyor: “İmamet, Hz. Rasü-i Ekrem’den halef olarak dini ve dünyevi işlere umumi riyasettir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müctehidlerin sonu imam İbn Hümam da kelam ilmine dair olan Müsayere adındaki seçkin eserinde imameti, İslam milleti üzerinde amme tasarrufuna sahip olmaktır, diye tarif ediyor.&lt;br /&gt;Bu iki tarif, lafzen ve mefhumen müteğayir (başka) iseler de netice itibariyle ikisinin de delalet ve manaları birdir. Zira evvelki tarifte geçen “umumi riyaset”te İslam milleti üzerinde tasarruf hakkı bulunmayacaksa riyasetin anlamı kalmaz. İkinci tarife göre “amme tasarrufuna sahip olmak” hususu da “umumi riyaset” siz meydana gelmez... Birinci tarif kelam ilmine, ikinci tarif ise fıkha daha uygun gibi gözükmektedir. Adı geçen İbn Hümam müctehid derecesinde büyük bir hukukçu olduğu için ikinci tarifi tercih etmiştir.[4]&lt;br /&gt;Seyyid Bey, mecliste yaptığı konuşmasında ise hilafeti şöyle açıklamaktadır: “Benim asıl maksadım, meselenin dini yönünü; İslamiyet’in hilafet meselesi hakkındaki telakki tarzını izah etmektir. Siyasi yönünü açıklamak maksadımın dışında kalmaktadır. Ben ona karışmam. 0 tarafını Büyük Meclis bilir.&lt;br /&gt;İlkönce şunu arz edeyim ki, hilafet meselsi diııi olmaktan çok dünyevi bir meseledir. İtikadi meselelerden değil, millete ait haklar ve kamu menfaatlerindendir, itikadla ilgisi yoktur...&lt;br /&gt;Her şeyden evvel şu noktayı arz edeyim ki, hilafet hükümet demektir. Doğrudan doğruya millet işidir, zamanın gerektirdiklerine tabidir. Onun içindir ki, Hz. Peygamber Efendimiz vefat ettikleri zaman ashab-ı kiram hazretlerine hilafet meselesini açıklamamışlardı.”[5]&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Seyyid Bey, kitabında hilafeti, Hz. Peygamberden&lt;br /&gt;halef olarak (O’nun arkasından giderek) din ve dünya işlerinde kamuya&lt;br /&gt;başkanlık yapmaktır, diye tarif ederken mecliste yaptığı konuşmasında ise hilafetin dinle ilgisi bulunmadığını, onun dünyevi bir mesele olup doğrudan&lt;br /&gt;doğruya milletin işi olduğunu ve zamanın gereklerine tabi bulunduğunu açıklamaktadır. Burada bu iki ifadenin birbirinden çok, çok farklı şeyler olduğu açıkça görülmektedir.&lt;br /&gt;Diğer taraftan Seyyid Bey, kitabında İslam dininin, hem diyaneti ve hem de siyaseti kapsadığını açıkça itiraf ederek şöyle diyor: “Birinci bölümde şer’i hükümlerin Hz. Peygamber tarafından nasıl konulduğunu açıklarken demiştik ki, İslam dini, hem diyanet ve hem siyaseti cami olan (kapsayan) yüce bir dindir. Hz. Muhammed yalnız şeriatı koymakla iktifa buyurmadılar; bir taraftan şer’i kanunları vaz’ ve tebliğ ettiler; diğer taraftan&lt;br /&gt;da o şer’i kanunların uygulanmasını bizzat üzerlerine aldılar. Milletin mesalihini-faydasını gözetip ümmetin kamu işlerini yürüttüler. Etrafa vali ve kadı tayin ettikleri gibi, cihad işinde de başkomutanlık görevini bizzat ve bilfiil ifa ettiler. Bu ise ehl-i İslam üzerinde amme tasarrufu demektir ki, İslamiyet’in siyasi yönüdür. Müsayere adlı kitabın şerhinde buna, “nübüvvet” üzerine oturmuş-yerleşmiş “imamet” denilir ki, zamanımız örf ve ıstılahınca&lt;br /&gt;hükümet tabirinden kast olunan manadan başka bir şey değildir... İşte şu zikrolunan siyaset, imamet ve hükümet de Cenab-ı Peygamber’e halef olduğu için İmamü’l-Müslimin hazretlerine halife, sahip olduğu sıfat ve makama da hilafet adı verilmiştir.[6]&lt;br /&gt;Seyyid Bey, burada hilafeti İslam dininin bir parçası sayıp onu peygamberlik üzerine oturturken ve zamanımızda buna hükümet tabir edildiğini söylerken bu konuda meclisteki konuşmasında ise hilafet şekli hakkında Kur’an-ı Kerim’de hiçbir ayetin bulunmadığını, hükümet ve memleket idaresi hakkında sadece iki prensip yani şura ve emir sahiplerine itaati getirdiğini ifade ederek şöyle diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Muhterem efendiler, asıl dini kanun olan Kur’an-ı Kerim’e müracaat&lt;br /&gt;ederseniz görürsünüz ki, bizim hilafet şekli hakkında hiçbir ayet-i kerime yoktur. Kur’an-ı Kerim hükümet ve memleketin idaresi konusunda bize iki düstur gösteriyor: Biri bugün medeniyet âleminde yürürlükte olan meşveret (şura) kaidesidir ki, bunu Kur’an bize 1300 sene evvel ortaya koymuştur. 0 da “Onların işleri kendi aralarındaki şura iledir.”[7]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuran’da zikredilen ikinci düstur da ulu’l-emre (devlet başkanına) itaattir. Kur’an-ı Kerim’de “Allah’a, Peygamber’e ve içinizden emir (idare) sahibi olanlara itaat ediniz.”[8], buyrulmaktadır. İşte bu ikinci düsturdur. Bu da anarşiyi, hükümetsizliği ortadan kaldırmak ve uzaklaştırmak içindir... İşte memleketin idaresi konusunda Kur’an-ı Kerim’de bu iki ayetten başka bir ayet yoktur.”[9]&lt;br /&gt;Burada Seyyid Bey, İslam hilafeti hakkında hiçbir ayet yoktur ve Kur’an bize hükümet ve memleket idaresi hakkında iki düstur getiriyor derken doğru konuşmuyor. Üzülerek söylemek mecburiyetindeyim ki, Kur’an-ı Kerim’i veya İslamiyet’i eksik tanıtıyor. Burada bir parantez açarak meseleyi iyice anlamakta fayda vardır.&lt;br /&gt;Zaman, zaman Kuran’da şu var ve şu yok, gibi ifadeler kullanılır. Bu ifadeler eksiktir. Çünkü Kuran’da bir şeyin var olduğunu görecek ve gösterecek gözlere ihtiyaç vardır. Çünkü Kur’an, bir ahkâm ve kanun kitabından daha ve ziyade delil kitabıdır. Kuran’da bazı hüküm ve kanunlar yanılgıyı, şaşırmayı ve sapıklığı önlemek için, Allah’tan bir lütuf olmak üzere açık ve zahir olarak gelmiştir. Ayette bu husus, “Şaşırırsınız diye Allah size (hükmünü böyle) açıklıyor.”[10] şeklinde ifade edilmektedir. Şu halde bazı konularda sadece kıyas yaparak veya aklımızı kullanarak anoloji yoluyla ihtiyacımız olan hükümleri bulmamız mümkün olmayabilir. Bu durumda Allah onları bize açık bir hüküm olarak bildirmektedir. Bunun dışında kalan hükümleri, müslümanlar kendilerine&lt;br /&gt;hidayet kaynağı olan Kuran’dan ictihad ederek, bulacaklardır.&lt;br /&gt;Sohbetlerde, konuşmalarda, konferans ve tartışmalarda her zaman şahit olduğumuz bir husus vardır. Kuran’da hukuk olmadığı, siyaset ve ticaret olmadığı söylenip durulur. Hatta Kuran’ın bir kanun kitabı olmadığı ifade edilir. Bunlar bir bakıma eksiği ile beraber doğru olabilir. Fakat bu görüşte olanların Kuran’a bakış tarzları yanlıştır. Tabir caiz ise böyleleri Kuran’a şaşı bakmaktadırlar. Aynı mantığı devam ettirecek olursak, yani her hangi bir konuda açık-zahir ayet isteyecek olursak, bunların kafasıyla Kuran’da namaz yok demek de mümkündür. Çünkü namaz Kuran’da “salat” kelimesi olarak geçer ki, bu da dua demektir. Yani buna göre Kuran’da duayı yerine getirin şeklinde ayetler var mı diyeceğiz? Kuran’da hukuk yok diyenler, Kuran’da siyaset yok diyenler aslında Kuran’da namaz yok demiş oluyorlar. Fakat bunun farkında değiller.&lt;br /&gt;Namazın efali hakkında Kuran’da geçen kelimeleri sayacak olursak, sanırım bunlar kıyam, kıraat, rüku’ ve secde gibi bir kaç kelimeden ibarettir. Buna göre Kuran’da siyaset, ticaret, iktisat ve aile hakkındaki ayetler ve kelimeler ise pek çoktur. Bunların yüzlerce olduğunu söyleyebiliriz. Seyyid Bey’in yönetimle ilgili sadece iki ayet vardır, demesi son derece yanlıştır. Çünkü ben şimdi yönetimle ilgili olan bazı ayetleri burada vereceğim ki, bunların iki tane olmadığı böylece ortaya çıkacaktır. Hepsini anlatıp döküp saymam tabiidir ki, mümkün olmaz. Kur an da siyaset, hilafet, hükümet veya yönetim ne derseniz deyin bunlarla ilgili bazı kelimeler şunlardır. İmam,[11] ümmet,[12] Halife,[13] ülü’l-emr,[14] itaat,[15] bey’at,[16] kavm,[17] velayet,[18] şura,[19] adalet,[20] ihsan[21] emanet,[22] ehliyet,[23] hüküm,[24] gibi kelimeler hep yönetimle ilgili ifadelerdir. Bunlardan başka daha pek çok kelime ve terimler vardır. Birinci, ikinci veya üçüncü dereceden ilgili olanlarını da bulmak mümkündür. Ancak biz iddiamızı ispat bakımından bu kadarıyla yetinmek istiyoruz.&lt;br /&gt;Burada Kuran’ı doğru anlama bakımından bir hususa açıklık getirmek çok faydalı olacaktır. Daha önce ifade ettik: Kur’an, hüküm-kanun kitabı değil, müslümanlar için bir delil kitabıdır; muhtaç oldukları hükümleri müslümanlar kendileri çıkaracaklardır. Her bir ayet mutlaka bir bilgi ve bir hüküm sunmak için gelmiştir. Her bir ayet, kesinlikle bir mana, bir bilgi veya bir hüküm taşır. Burada mukatta harflerinin taşıdığı bilgi nedir diye bir soru akla gelebilir. Hemen söyleyelim ki, harfler bir sestir, bir titreşimdir. Bunlar bu mukatta harfleri Kur’an okuyana, Kur’an yalnız mana olarak Allah’tan değil, ses olarak, lafız olarak da Allah’tandır, demektedirler. Yoksa harflerin bir anlamı yoktur.&lt;br /&gt;Kuran’da sadece manası zahir ayetler yoktur. Açık-zahir ayetlere dayanan zahiri anlayışı, yani zahiri ekolünü ehl-i sünnet adı verilen ekol&lt;br /&gt;sapık olarak nitelemiştir.&lt;br /&gt;Bu sebeple Kuran’da 5, 10, 50 veya 500 ahkâm ayeti var sözü de yanlıştır. Bu ifade, maksadı tam yüzde yüz bir şekilde ortaya koyamamaktadır. Bu sözün doğru açılımı şöyledir. Kuran’da açık hüküm getiren mesela 500 ayet var dersek daha doğru olur. Bu konuyla ilgili olarak Ahmet Hamdi Akseki, müçtehitlerin Kur’an ve Sünnetin hepsini bilmesinin şart olmayıp sadece ahkâm ile ilgili ayet ve hadisleri bilmesinin yeterli&lt;br /&gt;olacağını anlatırken şunları söylemektedir:&lt;br /&gt;“(Müctehid)in Kitap ve Sünnetin bütün muhteviyatını bilmesi şart olmayıp, fıkıh ve hükümler ile alakalı ayet ve hadisleri bilmesi gerekir. Gazali ile İbn Arabî, Kur’an-ı Kerimde, bu manada beş yüz ayet bulunduğunu zikretmişlerdir. Ancak bu rakam, doğrudan doğruya hüküm getiren, fıkıhla alakalı bulunan ayetlere aittir. Yoksa delalet, işaret, iltizam yoluyla kendilerinden hüküm çıkarılabilecek ayetler pek çoktur. Anlayış, kavrayış ve zekâ sahibi kimseler, kıssa ve hikâyelerden bile hüküm çıkarabilirler.”[25]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netıce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak her bir âlimin yapacağı şey gerçekleri olduğu gibi göstermek olmalıdır. Çünkü ilim, teoriktir ve nazaridir. Nazari olan bir şeyin kimseye bir zararı dokunmaz. Önemli olan pratik ve uygulamadır. Allah, ayette şahitliği (gerçeği) saklayan kimselerden daha zalim bir kimsenin bulunmadığını bildirmektedir.[26] Saklamak söylememek ve bildirmemek insanı zalim yaparsa, yanlış söylemek, varı yok, yoğu ise var göstermek her halde ondan daha kötüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Bu tebliğ, “Türk Hukuk ve Siyaset Adamı Seyyid Bey Sempozyumu” D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi 16 Mayıs 1997 tarihinde sunulmuştur.&lt;br /&gt;[2] İsmail Kara, Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi, I, 177&lt;br /&gt;[3] İsmail Kara, a.g.e. I, 177&lt;br /&gt;[4] Seyyid Bey, Usul-Fıkıh Medhal, 107–108&lt;br /&gt;[5] İsmail Kara, a.g.e. I, 180–181&lt;br /&gt;[6] Seyyid Bey, a.g.e. s. 108&lt;br /&gt;[7] Şura 42/ 38&lt;br /&gt;[8] Nisa 4/ 59&lt;br /&gt;[9] İsmail Kara, a.g.e. I, 181–182&lt;br /&gt;[10] Nisa 4/ 76&lt;br /&gt;[11] Bakara2/ 124&lt;br /&gt;[12] Ali Imran3/ 104; Yunus 10/ 47&lt;br /&gt;[13] Sad38/ 26&lt;br /&gt;[14] Nisa 4/ 59&lt;br /&gt;[15] Nisa 4/ 59&lt;br /&gt;[16] Mümtehıne 60/ 12&lt;br /&gt;[17] Araf7/ 159&lt;br /&gt;[18] Enfal8/ 72&lt;br /&gt;[19] Ali Imran3/ 159; Şura 42/ 38&lt;br /&gt;[20] Nahl 16/ 90; Nisa 4/ 135&lt;br /&gt;[21] Nahl 16/ 90&lt;br /&gt;[22] Nisa 4/ 58&lt;br /&gt;[23] Nisa 4/ 58&lt;br /&gt;[24]Nisa 4/ 58&lt;br /&gt;[25] M. Reşit Rıza el-Hüseyni, İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri, çev: Ahmet Hamdi Akseki, Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara–1974, s. 205.&lt;br /&gt;[26] Bakara 2/ 140&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8693533915482234032?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8693533915482234032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/belgin-e-cevap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8693533915482234032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8693533915482234032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/belgin-e-cevap.html' title='belgin e cevap'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-7358537549787708892</id><published>2009-12-09T11:43:00.001-08:00</published><updated>2009-12-09T11:43:50.503-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilginç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEOREM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='teori'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EWRİM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH'/><title type='text'>^^ İLgİnç TeorEM^^</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;^^ İLgİnç TeorEM^^&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Size garip gelebilir ama denizin en durgun hali tusunami nin gecenin en karanlık hali de şafağın habercisidir’’ yani hiç beklenmedik anlarda neler olabileceğini tahmin edemeyiz bizim yapmamız gereken araştırmak ve bilgiler arasında diyalog kurup birbirleri ile ilişkilendirip gerçeğe ulaşma çabası içerisinde olmaktır.&lt;br /&gt;Peki ya ölüme çare bulunurda insanlar ölümsüzleşirse ne olacak bunu hiç hesaba kattınız mı?teoremde ölüme çare bulunduğu ve teknolojinin tüm imkanlarımızı sağlar hale geldiği tesbitinde bulunuyorum ve o zaman ne olacak kıyamet mi kopacak hayır işte o zaman yeni gezegenler keşfedilmiş olacak insanoğlunun yaşam alanı genişleyecek öyle ki insanların zihin ve göz güçleri gelişecek istediklerini görebilecek istediklerine anında sahip olabilecekler bu da bize cennette vaat edilenle aynı şey değil mi?hz adem e tüm bu imkanlar verildi yani o cennetle müşerrefti ama yanlış yaptı ve bu imkanları elinden alındı hz Adem in beyin gücü her şeyi kavrayabilecek nitelikte idi yani istediğine anında sahip olabiliyor istediğinin anında gerçekleştirebiliyordu hz adem bu imkanları kaybetti ve hz adem in nesli olan bizlerde bu hazır imkanlardan mahrum kaldık.yani insanoğluna bu imkanlar verildi her şeye sahip olma niteliğindeydi kısacası cennet te bize verilecek olan tüm imkanlar zaten verilmişti ama bu imkalar alındı ve insanoğlunun sıfırdan bir başlangıç yapması sağlandı böylece insanoğlu bir sınava tabii tutulacak ve sınavda başarılı olanlar cennet in imkanlarından yararlanacaklardı, bu sınavı kale almayanlar başarı olanağı elde edemeyenler de cehenneme gönderileceklerdi cennet zaten insanoğlunun elinde olduğundan onu arama ve ona ulaşma çabası içinde olanlar zaten cennetlerini bulacaklardı bunun için çaba sarf etmeyen insanlığa hiçbir faydası olmayan bir asalak gibi diğer insanlar üzerinden fayda sağlayıp boş işlerle ve zevkle bir hayat geçirenler ise cennete ulaşamayacaklardı. Peki ya bu cennetlik ve cehennemklik olan insanları nasıl ayırt edeceğiz ve ya cennete ulaşmak için neler yapacağız bunların cevapları yüce kitap kur-an ı kerim de bir bir anlatılmaktadır.ilk ayetinde dediği gibi önce temiz olacaz sonra da okuyacağız okumak demek çok geniş bir kavram içeriğindendir bunu kendimizde idrak edebiliriz yani ilim edinmek manasına gelen okuyunuz emri bizleri refaha ulaştıracak ilk yol olacaktır bu ilim edinme her alandan da olmalıdır allah cc bize bir beyin vermiş ve yapılan araştırmalar neticesinde anlıyoruz ki biz bu beynin sadece % de 3 gibi ufak bir bölümünü kullanmaktayız buda demektir ki beynimizin yarısını veya daha fazlasını kullanma yetisine sahip olduğumuz zaman her imkana sahip olabileceğiz.Kısaca cennet elimizde ama hazır vaziyette olmadığı için bizler bunun farkında değiliz demek ki vaad olunan cennete sahip olmamız için çalışacak ve gayret göstereceğiz neyse ki durum bununla sınırlı değil tabii yaradılışta belli bir miktarda insan yaradıldı ve bu insanlar doğdular yaşadılar öldüler reenkarnasyon denilen bir döngü ile tekrar var olmaya başladılar bu son din olan İslam dan sonra vukuu buldu yani İslam a kadar insanlar döngü içinde değildi bu zaman dan sonra bir döngü içerisine girildi yani hz adem ve ondan sonra gelen tüm insanlar hz Muhammed sav ümmeti olma şerefine eriştiler.basit bir ifade ile anlatacak olursam diyelim ki 100 milyar insan vardı bu insanlar çeşitli zaman dilimlerinde dünyaya geldiler yaşadılar ve öldüler bu İslam dinin gelişene kadar böyle devam etti İslam dinin den sonra bu zaman dilimlerinde yaşamış olan insanlar tekrar tekrar var oldular ve var olmaya devam ediyorlar ta ki izahını yukarıda yaptığım sonsuzluğun im kanlarına kavuştuğumuz o zamana dekte varolacaklar. sonra bu bahsi geçen 100 milyar insan nın hepsi var oluyor demiyorum çünkü cehennemle tanişacak olan insanlarda var bu insanlar reenkarnasyon denilen imkandan yararlanamıyorlar yani canlarını tekrar alıyorlar ama toprak dışına çıkamıyorlar bu yeraltında onlara birer cehennem azabı olarak dönüyor. Yani yeryüzüne toprak üstüne çıkamıyorlar ve toprağın en dibine iniyorlar ki orası da cehennem … bu anlattıklarımın birçoğunu bilim adamları günümüzde kanıtlamış durumdalar örneğin rus bilim adamlarının cehennemin yeraltında olduğunu iddaa etmeleri gibi ölüme çare bulunması einstein nin izafiyet teorisi ile ilişkilendirebiliriz, peki Moskova da tüm dünya bilim adamlarının ortak çalışma yaptığı zaman makinesinden haberiniz var mı bu makine tamamlandığında zamanda yolculuk mu yapacaklar bir nevi öyle denilebilir ama bu makine ile geçmişi bir vidio kaydı gibi izleyecekler ve kimin kim olduğunu geçmişte neler yaptığını insanlara sunacaklar yani herkes kendi cd sini alıp izleyebilecek bu makine reenkarnasyon denilen tekrar var oluşun bir ispatı haline gelecek. izafiyet yani görecelik kavramından bahsedecek olursak insanoğlunun zaman da yıprandığını ve yaşlanıp yok olduğunu idda eder yani ikiz olan kardeşlerin birini uzay mekiğine koyup atmosfer dışına gönderir diğerini dünyada bekletir bu uzay da olan kişi dünyanın dönüşüne uygun olarak dönmeye devam eder dünyadaki normal yaşamına dünya zamanı ile 10 yıl geçer ve bu ikiz kardeşleri dünyada buluşturur bu kardeşler arasında tam 10 yıllık bir zaman farkı olduğu bellidir dünyada ki en az 8 yıl daha yaşlı görünmektedir yani zamanla baş edebilir ve yaşlanmayı önleyip ölüme çere bulabiliriz bu anlattığım insan ömrünün uzanışı değil tamamen ölümsüzlük sonsuz var oluştur. tüm hastalıklara çare bulunur insan organlarının kendini yeniler hale gelmesi sağlanır ve insan beyni ile oynanıp genetik olarak insan tamamen iyi duygularla beslenmiş hale getirilir dünya sınavında başarısız olan insanlar ise toprak altında kalır ve reenkarnasyon orada bunlar içinde gerçekleşir yani ölmek ve anında tekrar dirilmek tir bu …yanarlar azap çekerler ölürler anında tekrar dirilirler tekrar azaba tabii tutulurlar ve bu kafirler için sonsuz azap olacaktır, iyi olanlar ise reenkarnasyonla var olurlar dünya bu iyi insanlarla dolar yani cennetliklerle bu cennetlik olan ameli salih insanlar da sonsuz bir mutluluk yaşamı elde ederler.&lt;br /&gt;Biraz karışık anlattım umarım izah edebilmişimdir.yani bu iyi olan insanlar beyinleri temizlenmiş tamamen iyi duygularla doldurulmuş birer canlı haline gelecekler. Düşünün bu cennete olduğu gibi ve her istekleri olacak yani insanoğlu kendi cennetini kendi kuracak başta söylediğim gibi zaten ortada bir cennet vardı ama kaybolmuştu bunu tekrar oluşturmak yine bize düşecek sadece gerçeklerle birebir hayal etmeyi deneyin rüyaların hayallerin neden var olduğunu düşünün yeter.&lt;br /&gt;‘’ HERŞEYİN EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teori bunlarla sınırlı değil her biri detaylandırılmış birer iç bilgilerdir kabataslak izah etmeye çalıştım anlatabildiğim kadar.. daha ayrıntılı olarak yazmaya çalışacağım bu İLgİnç TeorEM de çalışmalarımı sürdürmeye devam etmekteyim..&lt;br /&gt;tüm okurlara saygılar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOPRAK&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-7358537549787708892?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/7358537549787708892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/ilginc-teorem.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7358537549787708892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7358537549787708892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/ilginc-teorem.html' title='^^ İLgİnç TeorEM^^'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6622250088687147884</id><published>2009-12-09T11:42:00.001-08:00</published><updated>2009-12-09T11:42:57.789-08:00</updated><title type='text'>RUH VE EVRİM</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;RUH VE EWRİM&lt;br /&gt;Ruh Nedir:&lt;br /&gt;Ruh; insana hayat veren ve onu; düşünen, anlayan, idrak eden bir kişi haline sokan maddi olmayan, ölümsüz ve ebedi varlıktır. İnsanlık tarihinin belki de ilk dönemlerine kadar uzanan ve insanları üzerinde düşündürmeye sevk etmiştir. Ruh hakkında ileri sürülen bütün görüşler kabule ve redde açıktır. Çünkü mutlak bilgi anlamında bir bağlayıcılıkları yoktur. Beden, anne karnında belli bir olgunluğa erişince, rûha sahip olur.tektir, bölünmez, parçalara ayrılmaz. İcraatıyla ve tesirleriyle bedenin her yerinde bulunur; fakat mekânı yoktur. Bedenin içinde olmadığı gibi, dışında da değildir. Bütün işleri aynı anda idare eder; bir iş, diğerine engel olmaz. Platoncular ise, ruhu ilahlarla soy birliğine sahip, madde ve cisimden soyut bir tözsel(dışa vurum) ilke olarak kabul eder.&lt;br /&gt;’’’ Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım." "Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın." (Sad Suresi 71-72)’’’&lt;br /&gt;‘’’Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir."(İsra Suresi 85)’’’’&lt;br /&gt;Ve Ruh, bedenle birlikte gelişir, olgunlaşır ,kişilik kazanır. Zaman bedeni yıpratır, fakat ruh zamanın yıpratıcılığından etkilenmez.Zamanın etkisiyle yok olan bedenden arda kalan ruh olgunlaşma evresini ilerletebilmek için yeni bir beden e ihtiyaç duyacaktır ve bu ihtiyacını her evrede tekrarlamaktadır yani ruh belki 10 larca belki 1000 lerce beden değiştirecektir ve bu safhada gerçek olgunluğa erişecektir Adem olacaktır.Kişinin iyi işleri, ibadetleri , çalışmaları yaptığı bütün uğraşları ruhu güzelleştirir, kuvvetlendirir ve olgunlaştırır. Bunların aksi ise ruhun gelişimini engeller ve ruh olgunlaşamadığı için cennet ‘e ulaşamaz&lt;br /&gt;Ruh göçü:&lt;br /&gt;Ruhların beden değiştirerek dünyaya tekrar tekrar gelmelerine denir.Ruhun bir defa dünyaya gelmesiyle evreni tanıması ve ruhun tam manası ile olgunlaşması mümkün değildir. Bunun için bir beden ölünce ruhu yenisine geçer. Bu yeni bedende ruh öncekine oranla daha da olgunlaşır. Söz konusu intikal her ömrün sonunda başka bedende gerçekleşebilir.ruh sadece insan bedeninde kendini yeniler ve geliştirir. Bun da dişilik yada erkeklik farkı söz konusu değildir.Ruh her gelişinde farklı biri olma özelliği taşır farklı statülerde olan ruh her yeni bendende daha da olgunlaşmıştır.Ruh evrim süreci yaşamaktadır ve sonunda en olgun bir şekli alacaktır.&lt;br /&gt;Evet bir evrim süreci yaşanmaktadır lakın bu evrim sürecini yaşayan ruhtur beden değil ama iyi bir inceleme sonucunda şu farkı idrak ediyoruz, insan bedenide gittikçe daha değişik bir hal almaktadır bu evrim değildir sadece insanoğlunun iklim koşullarının değişikliği ile oluşan bir vücut değişimidir. Örneğin farklı iklim çevrelerinde yaşayan insanların değişik vücut şekilleri ile ön plana çıkmaları gibi(Çinli,Japon ,İtalyan, Rus, Arap,).Ama insan bedenide giderek en güzel ve idaal şekli almaktadır bu ufak değişim evrim olarak nitelendirilemez..&lt;br /&gt;Ruh evrimi tamamladığında kıyametin oluşumu olacaktır.Zaten güneş sistemini 5 milyar yıl sonra yok olacağı yapılan bilimsel araştırmalarda ifade edilmektedir.Bu bu parçalanma big bang gibi hatta çok çok daha büyüğü olacaktır bu erenin yok olacağı anlamına değil daha idaal bir biçim alacağı anlamına gelmektedir. Ve bundan insanoğlu etkilenmeyecektir çünkü tüm evrene sahip olmuştur ve kendi cennetini hazırlamıştır.Şu anda sadece içinde yaşamış olduğumuz gezegeni tanımaktayız.Ne var ki evren çok daha büyüktür ve bu evren cenneti de cehennemi de içinde bulundurmaktadır.cennette yada cehennemde yaşamlarını sonsuza dek sürdürecek olan ruhlarımızdır ,artık öz ve baki bedenlerine kavuşmuş olan ruh.Kıyamet gününe kadar evrimini tamamlayamayan, kendini olgunlaştıramayan yani iyi , güzel ve olgunlaştırıcı işleri reddeden ruhlar bu azabı tadacaklardır ve bu ruhlar ki bunlar da ebediyen cehennemde kalacaklardır bir çoğu kıyameti tadacaklardır.&lt;br /&gt;Ruh o gün geldiğinde artık beden değiştirmek mecburiyeti taşımaz çünkü insan beden yaşamında ruh yaşamı gibi sonsuzluğu keşfetmiştir ve ruhlar tek bedende kafeslenmiştir.Bu tüm dinlerin kabullendiği cennet yaşamını ifade etmektedir.Tanrı , Adem e her şeyi öğretmişti ve o cennette yaşamaktaydı.Adem, insanın ilk atası evrenin sahibiydi ve o her bilgiye sahipti. Eğer insanoğlunun ilk örneği adem ise bu insanın her şeyi bildiğini göstermektedir lakin bu bilgisini kullanacak olgunluğa erişmemiştir ve evrende (cennet) olan yaşamı dünya sürgünü ile kısıtlanmıştır.Ne zaman ki ruhlar olgunluğa erişir tüm bilgilerin sahibi olursa işte o vakit cennetini bulmuş olacaktır ilk insan gibi her şeyi bilen bir duruma gelecektir.&lt;br /&gt;?? Her şeyin en doğrusunu bilen Allah tır ??&lt;br /&gt;TOPRAK&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6622250088687147884?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6622250088687147884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/ruh-ve-evrim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6622250088687147884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6622250088687147884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/ruh-ve-evrim.html' title='RUH VE EVRİM'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8826992565790951116</id><published>2009-12-09T11:41:00.001-08:00</published><updated>2009-12-11T03:36:10.671-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DİN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİRİNCİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='INDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAVAŞ'/><title type='text'>HANGİ DÜNYA</title><content type='html'>&lt;span style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;HANGİ DÜNYA‘YA ÇALIŞACAĞIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani derler ya ; ‘’bu dünyaya değil o dünyaya çalışmalıyız,bu dünya fanidir emeğimizi bu fani dünya için harcamayalım falan ... bence bu söylemlerin hepsi fasa fiso,eğer iyice düşünürsek ve geleceğe yönelik bakarsak aslında hangi dünyaya çalışmamız gerektiğini kendimiz idrak edebiliriz.en büyük sorunumuz nedir bizim bilir misiniz? bizim tek sorunumuz aradığımız soruları araştırma yapmak yerine birilerine sormak ve onlardan aldığımız cevaplara anında adepte olmaktır.hiç sorgulamadan araştırmadan hatta ikinci bir şahsa sormadan cevaplara bağlanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yaptığımız bariz hatalar nelere sebep oluyor bunu görmek zor iş değildir dönüp baktığımızda ilimden fenden uzak kaldığımız yoksulluğa boyun büktüğümüz görülmektedir ve sorunda islama yükleniyor Müslümanlar geri kafalı olarak adlandırılıyor.tabii ki geri kafalıyız bu bizim yapımıza yerleşmiş bir kere ama bunu islamla bağdaşlaştırmak en büyük hata olsa gerek çünkü İslam bize çalışmamızı temiz ve doğru olmamızı emrediyor İslam bize okumamızı ilim sahibi olmazı emrediyor. Allah ın bizden istediği kendine değildir çünkü buna hiç mi hiç ihtiyacı yoktur Allah ın bizden istediği yine bizler içindir bizim huzurumuz refahımız içindir buda demektir ki bu dünya da çalışacaksın yani bu dünya ya çalışacaksın ve rabbim bunun karşılığında sana öteki dünyayı verecek bu nasıl olur demek gerekmez kısaca anlatmaya çalışırsam :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar zengin olursa fakiri de kollar ve zenginlik hakim olur. Müslümanlar üretirse (pc, tv ,cep telf nu vs.)yanlış uygulamaları önler.müslümanlar güçlü olursa yani İslam hakim olursa sorun kalkar Allah ın adeleti yerleşir. Yani Müslümanlar artık bu dünyaya çalışmadan öteki dünyanın kazanılmayacağını anlarsa Allah ın vermiş olduğu ahdi yerine getirir (nur un ala nur ) Allah nurunu tamamlamış olur buda bize öteki dünyanın kapılarını açar&lt;br /&gt;.Şimdi islamın önde gelenlerinden bazıları yanlış bir zihniyet anlayışındadır buda islamiyete büyük darbeler vurulmasına sebebiyet vermektedir. Sadece akli ilimle olmayacağını artık anlamalı ve akli, ilim yanında nakli ilimede yer vermelidirler kur-an ı okumakla ve okutmakla olmayacağını anlamalı ve kur-an nın aygulanmasını sağlamalıdırlar bu kur-an nın ölüler için olmadığını bilemeli bundan en iyi şekilde yaralanmanın yollarını aramaya başlamalılar bu İslam bilginleri.Eğer bunların yaptıkları doğru ise yıllarca bize öğrettikleri gerçeğin kendisi ise sorarım neden İslam dünyaya hakim değildir neden zulum gören hep Müslümanlardır tabi bunlara ufak tefek kılıflar uydurulmuştur.müslümanlar bunun da mükafatını alacak demiş ve geçiştirmişlerdir.peki öte dünya da Allah demezmi ki ;^^ey kulum ben sana nimet in eniyisini aklın en mükemmelini verdim sen neden açlışıp o zulm edenden daha güçlü olmadın neden nimetlerini onlara peşkeş çektin neden yattın benim senn namazına niyazına ihtiyacım yoktu ama sen bunlarla meşgul oldun (ha yanlış nalaşılmasın burada çalışmadan yatıp 5 rekat namaz kılıp biraz dua edip sıkışmışya zordaya ne yapsın tabi sadece dua edecek yani dilenecek biraz huzurda olsa bunların üçte birini bile yapmayacak olana diyorum gerçek İslam mücahitlerine değil)neden ilim edinmedin neden bu zenginlikleri kullanmadın ^^ama yok biz hiçbir zaman ders almasını bilmedi koyun gibi güdülmeye birilerinin peşine takılıp gitmeye razı olduk bunu doğru bildik .&lt;br /&gt;İşte bizim sorunumuz bu bu dünyaya çalışmamak yada bu dünyaya çalışmak derken aklımıza sadece para mal mülk biriktirmek gelmektedir. Oysa ki bu dünyaya çalışmanın nasıl olacağını tam olarak bilsek ve ona göre çalışsak kurtulacağız öyleki aile ortamında bile belli kurallar hakim olmuş iyi bir iş in olsun sonra iyi bir maaşın namaz kıl oruç tut falan peki bu bencillik olmaz mı ya komşumuz açsa o ne olacak ya bir Müslüman eziyet altındaysa yok bunları düşünmeyiz ha düşünsek te nafile elimizden bişe gelmez çünkü bizler cihadın ruhunu tam olarak idrak edebilmiş değiliz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özeti el buruni nn de dediği gibi her şeyi Allah bilir deyip geçtik ilme fenne tekonolojiye önem vermdik bunlar dünya uğraşıdır fayda getirmez diyen alimlere riayet ettik bilmedik ki bu alimler bizi hep bağnazlaştırdı bizi topluca aç sefil bıraktı artık bu insanların cübbeleri altından çıkıp gerçek dünyaya gözlerimizi açman ın vakti gelmiştir. Gerçek anlamda bu dünyaya çalışmalıyiz ki geleceğimizi kurtaralım bizim geleceğimiz islamın hakk ın teminatı olmalıdır. Allah ın bizlere vermiş olduğu bu nimetleri en güzel şekilde kullanmalı ve kullandırmalıyız hakkı üstün tutup batılı devirmenin tek yolu islamı yani kur-an ı en doğru şekilde anlamalı ve uygulamaya sokmalıyız sade okunan kur- an nın faydası olmayacağını bunun sadece zaman kaybı olacağını anlamalıyız.&lt;br /&gt;‘’HER ŞEYİN EN DORUSUNU BİLEN ALLAH TIR’’&lt;br /&gt;TOPRAK&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8826992565790951116?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8826992565790951116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/habgi-dunya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8826992565790951116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8826992565790951116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/12/habgi-dunya.html' title='HANGİ DÜNYA'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6483713554821093531</id><published>2009-09-09T05:25:00.000-07:00</published><updated>2009-09-09T05:34:12.067-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;form method="post" action="yolla.php"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/form&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6483713554821093531?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6483713554821093531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/09/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6483713554821093531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6483713554821093531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2009/09/blog-post.html' title=''/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2369821877555698409</id><published>2008-10-08T03:42:00.000-07:00</published><updated>2008-10-08T03:43:53.839-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sorgulama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tc'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sorgula'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><title type='text'>site sorgulaması</title><content type='html'>http://tckimlik.nvi.gov.tr/2. SSK Hizmet Sicil Sorgulama http://fks.ssk.gov.tr/hizmet/jsp/sicilgir.jsp3. SSK Emeklilik Günü Sorgulamahttp://fks.ssk.gov.tr/nezaman/sskform1.jsp 4. Sağlık Karnesi Sorgulamahttp://www.ssk.gov.tr/wps/portal/!ut/p/_s.7_0_A/7_0_52K5. Aracınızın Vergi Borcunu Sorgulamahttp://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/Plakaal?OpenForm6. Ceza ve MTV Sorgulamahttp://www.gelirler.gov.tr/gelir2.ns...D?OpenFrameSet7. Doğalgaz Fatura Sorgulamahttp://www.igdas.com.tr/index_konuta...?link=fatsorgu8. Milli Piyango Sonuçlarını Sorgulamahttp://www.millipiyango.gov.tr/millipiyangosonuc.html9. Sayısal Loto Sonuçlarını Sorgulamahttp://www.millipiyango.gov.tr/sayisallotosonuc.html 10. A.Ö.F. Sınav Sonuçlarını Sorgulamahttp://aofburo.anadolu.edu.tr/11. At Yarışı Sonuçlarını Sorgulamahttp://www.tjk.org/S/Netice/Netice.aspx?l=112. LES Sonuçlarını Sorgulamahttp://www.osym.gov.tr/BelgeGoster.a...AGLANTIANAH=1513. ÖSYS Sonuçlarını Sorgulama http://www.osym.gov.tr/BelgeGoster.a...GLANTIANAH=17514. KPDS Sonuçlarını Sorgulamahttp://www.osym.gov.tr/BelgeGoster.a...AGLANTIANAH=2815. İETT Kayıp Eşya Sorgulamahttp://www.iett.gov.tr/kayip_esya.php16. PTT Posta Kodu Sorgulama https://interaktif.ptt.gov.tr/postakod2/index.php317. Vergi Kimlik Numarası Sorgulamahttp://ethk.mb-ggm.gov.tr/vkn_sorgu/VKNoSorguInput.jsp18. Kayıp Şahıs Sorgulamahttp://www.iem.gov.tr/iem/?s=11519. Sahte Para Sorgulamahttp://www.iem.gov.tr/iem/?s=118&amp;amp;PHP...b1cdb8b184740f20. Sürücü Ceza Puanı Sorgulamahttp://www.iem.gov.tr/iem/?m=2&amp;amp;s=5521. OGS Bakiye Bilgi Sorgulama http://www.ziraat.com.tr/fiyatlar/ogs_ucretleri.html22. TCMB Döviz Kurlarını Sorgulamahttp://www.tcmb.gov.tr/kurlar/today.html 23. TürkTelekom ADSL Kota Sorgulama (AYLIK)http://adslkota.ttnet.net.tr/24. ADSL Hız Testi ve IP No - Speedtest Sorgulamahttp://speedtest.ttnet.net.tr/25. Yurtdışı Domain İsmi Sorgulamahttp://www.whois.com/26. Yurtiçi Domain İsmi Sorgulamahttps://www.nic.tr/ 27. Çalıntı Kayıp Cep Telefonu Sorgulamahttp://www.ankaraemniyet.gov.tr/html...efon/index.php28. 444'le Başlayan Özel Servis Numaralarını Sorgulama http://www.telekom.gov.tr/webtech/de...p?sayfa_id=12829. Farklı Kategorilerde Chat Odası Sorgulamahttp://www.chatlist.com/ 30. IP Adresini Tesbit Ettiğiniz Kişiyi Sorgulamahttp://www.ripe.net/whois31. YÖK Tez Sorgulamahttp://www.yok.gov.tr:8080/YokTezSrv?USER=INTERNET32. İlaç Fiyatları ve Fiyat Sorgulamahttp://www.selcukecza.com.tr/33. Farklı Formatlarda Müzik Parçası Sorgulama http://www.gshome.com/34. Müzik Parçalarının Sözlerini Sorgulamahttp://www.music-sites.net/mediasearch/lyrics.html 35. İstanbul'da Nöbetçi Eczane Sorgulamahttp://www.istanbuleczaciodasi.org.t...ler/ngiris.asp36. İnternette Sesli Aramahttp://www.speegle.co.uk/37. Şu Anda Dünyanın Hangi Bölgeleri Gündüzü, Hangileri GeceyiYaşıyor?http://www.worldtimezone.com/datetime.htm38. Dünya Üzerindeki Farklı Takvimlere Göre Bugünkü Tarihi Sorgulamahttp://www.cs.washington.edu/homes/dougz/date/39. Dünyanın Farklı Bölgelerinden 60,000'in Üzerindeki OtelHakkında Bilgi ve Rezervasyon Sorgulama http://www.all-hotels.com/40. Farklı Dillerde Argo Terim ve İşaretleri Sorgulamahttp://www.slanguage.com/41. Bilgisayarınızda Trojen Olup Olmadıgını Online Sorgulamahttp://scan.sygatetech.com/42. İnternet Bağlantınızın Hızını Sorgulamahttp://promos.mcafee.com/speedometer/test_0150.asp 43. Kısaltmaların Anlamlarını Sorgulamahttp://www.acronymfinder.com/44. Piyasaya Çıkacak Yeni Ürünleri Sorgulamahttp://www.comingsoon.net/45. 25,000'in Üzerinde Tanınmış İnsanın Yeraldıgı VeritabanındaBiyografi Sorgulamahttp://www.biography.com/46. 16.000'in Üzerinde Elektronik Kitabın Yer Alaldığı Veritabanında Kitap Sorgulamahttp://www.gutenberg.net/47. Arama Motorlarının Teknik Özelliklerini Sorgulamahttp://www.searchengineshowdown.com/ 48. Dünyanın Her Noktasında Size En Yakın ATM MakinalarınınKoordinatlarını Sorgulamahttp://visaatm.infonow.net/bin/findNow?CLIENT_ID=VISA 49. Yıllık Gelirinize Göre Dünyanın Kaçıncı Zengini OlduğunuzuSorgulamahttp://www.globalrichlist.com/50. Ulkeler Arası Saat Farklarını Sorgulamahttp://www.timeticker.com/51. Dünyanın Herhangi Bir Bölgesinin 10 Günlük Hava DurumunuSorgulamahttp://www.weather.com/52. Güncel ve tarihi dünyanın tüm bölgelerine Yönelik HaritaSorgulamahttp://www.lib.utexas.edu/maps/index.html53. Diğer Gezegenlerdeki Ağırlığınızı Sorgulama http://www.exploratorium.edu/ronh/weight/54. Herhangi Bir Ürünle İlgili İnternet Üzerinden Farklı FiyatSorgulamahttp://www.mysimon.com/55. Karayollarında Kapalı Yol Sorgulamahttp://www.kgm.gov.tr/yoldurum/kapalyol.htm56. Şehirlerarası Mesafe Sorgulama http://www.kgm.gov.tr/il1.asp57. Uluslararası Film Festivallerini Sorgulamahttp://www.filmfestivals.com/index.shtml 58. İlaç Fiyatı Sorgulamahttp://www.izmireczaciodasi.org.tr/ilac_fiyat.asp&gt;59. Online Kasko Prim Sorgulamahttp://www.sigortam.net/arac/1.asp?S...AFF_MAXIONLINE60. Emeklilik Yaşı Sorgulamahttp://www.emekli.gov.tr/bilgi/NezamanEmeklilikServlet1 61. Emeklilik Maaşı Sorgulamahttp://www.emekli.gov.tr/bilgi/MaasHesaplaServlet162. Gelir Vergisi Sorgulamahttp://ethk.mb-ggm.gov.tr/eThk/gv.jsp63. Gelir Vergisi Gecikme Zammı Faiz Sorgulamasıhttp://ethk.mb-ggm.gov.tr/eThk/gz.jsp64. Bağkur Emeklilik Sorgulaması http://www.bagkur.gov.tr/cgi-bin/hesaplatamemeklilik?65. Günlük Kalori Sorgulaması Yediklerinizi İşaretleyerek GünlükAldığınız Kaloriyi Hesap Edebiliyorsunuz http://diyet.i8.com/kalorihesap.htm66. Kredi Kartına Gelen Faiz Borcunun Sorgulamasıhttp://www.fcdonline.com/creditcard.html 67. İşten Ayrılırken Kıdem ve İhbar Tazminatı Sorgulamahttp://www.personelonline.com/kidem.asp68. Netten Brüte Ücret Sorgulamahttp://www.personelonline.com/netbrut.htm69. Emekli Sandığı Hizmet Süresi Sorgulamahttp://www.emekli.gov.tr/bilgi/HizmetHesabiServlet170. THY - Online Bilet Sorgulamasıhttp://www3.thy.com/troyaonline/schedule.tk71. Sigortalı Hizmet Dökümü Sorgulamahttp://fks.ssk.gov.tr/hizmet/jsp/sicilgir.jsp72. Dünya Şehirlerinde Şu Anki Saati Sorgulamahttp://www.timeanddate.com/worldclock/73. THY Uçuş Saatlerini Sorgulama http://www3.thy.com/deparr/arrdep.jsp?lang=tr74. 2006-2007 Resmi Tatil Günlerini Sorgulamahttp://www.linkdunyasi.com/Resmi_Tatiller.html75. Milli Kütüphane Veritabannda Yayın Sorgulamahttp://www.mkutup.gov.tr/scan-tur.html76. İstanbul 2005 Kamu İhale İlanlarını Sorgulama http://www.istanbul.gov.tr/Default.aspx?pid=3677. Milli Piyango ve Loto Sonuçlarıhttp://www.millipiyango.gov.tr/ 78. Deprem Tahmini Projesihttp://www.deprem.cs.itu.edu.tr/FATURA SORGULAMA - BORÇ ÖĞRENME VE DİĞER HESAPLAMALAR1. Turkcell Fatura Öğrenmehttp://www.turkcell.com.tr/index/0,1027,1005,00.html2. Telsim Fatura Öğrenmehttp://www.telsim.com.tr/servisler/b...ura/index2.php3. Türk Telekom Borç Sormahttp://fatura.telekom.gov.tr/4. Aria Borç Sorma Servisihttp://www.portaria.com/aria/aaa.cla...&amp;amp;app =invoice5. SSK Hizmet Sicil Sorgulahttp://fks.ssk.gov.tr/hizmet/jsp/sicilgir.jsp6. SSK Emeklilik Gün Hesabıhttp://fks.ssk.gov.tr/nezaman/sskform1.jsp7. Emekli Maaşınızı Sorgulamahttp://fks.ssk.gov.tr/webdata/webdata.jsp8. İgdaş Borç Sorma Servisihttp://www.igdas.com.tr/diger/faturasorgu.htm9. İSKİ Borç Sormahttps://online.iski.gov.tr/10. Vergi kimlik Kartı Sorgula http://www.maxionline.net/vergikartikontrol.htm11. T.C. Kimlik No Sorgulamahttp://tckimlik.nvi.gov.tr12. Bireysel Emeklilik Analizi.http://213.161.145.232/BEM/analiz.jsp13. Farklı hesaplamalarhttp://www.turkish-media.com/hesap/hes_mak.htm DÜNYADAN İLGİNÇ BAĞLANTILAR1. Dünyanın her noktasında size en yakın ATM makinalarınınkoordinatlarını öğrenebilirsinizhttp://visaatm.infonow.net/bin/findNow?CLIENT_ID=VISA 2. Her türlü finans hesabınızı online yapma imkanıhttp://www.financenter.com/consumert...ators/#college3. Güncel ve tarihi dünyanın tüm bölgelerinin haritaları http://www.lib.utexas.edu/maps/index.html4. Sanal Nobel Müzesi Nobel e-Museumhttp://www.nobel.se/5. Son 80 yılda dunyayı degistiren 80 gün http://www.time.com/time/80days/231029.html6. Tum Dunya'da gece, ayni karede!http://www.redrat.net/blackhole/earthlights.htm 7. Dünyanın farklı noktalarını web kamera ile izleyebilirsinizhttp://www.earthcam.com/8. Yıllık gelirinizi yazın tüm dünya insanları içinde zenginliksıralamasında kaçıncı sırada olduğunuzu bulun (Dünyanın kaçıncı zenginisiniz)http://www.globalrichlist.com/9. Ulkeler arası saat farklarıhttp://www.timeticker.com/10. İnternet üzerinde online hesap makinaları http://www.calculator.com/index.html11. Dünyanın herhangi bir bölgesinin 10 günlük hava durum raporuhttp://www.weather.com/ SINAV SONUÇLARI,EĞİTİM1. İşçi Sınav Sonuçlarıhttp://www.iskur.gov.tr/mydocu/osym_iskur.html2. Memur Sınav Sonuçlarıhttp://www.basbakanlik-dpb.gov.tr/orta.html3. M.E.B Sınav Sonuçlarıhttp://www.meb.gov.tr/sinav/sinavlar.htm4. Y.Ö.K. - Tez Aramahttp://www.yok.gov.tr:8080/YokTezSrv?USER=INTERNET5.Milli Kütüphane Veritabanıhttp://www.mkutup.gov.tr/scan-tur.htmlYAŞAM1.360 Derece Istanbul Fotografları Panoramik İstanbul Manzaralarıhttp://istanbul.potomya.net/2.Bioritimhttp://www.cicekgonder.com/bioritm/bioritm.htm3.İnteraktif testler (duygusal, zihinsel, kariyer, sağlık)http://www.queendom.com/4.Mars'tan gelen fotograflarhttp://www.nasa.gov/externalflash/m2k4/frameset.html5.Diğer gezegenlerdeki ağırlığınızhttp://www.exploratorium.edu/ronh/weight/6. İş yaşamında birçok konuda kullanabileceğiniz yazışma örnekleri (İngilizce)http://www.careerlab.com/letters/default.html7. Herhangi bir ürünle ilgili internet üzerinden fiyatkarşılaştırma imkanıhttp://www.mysimon.com/GEZİ1. THY - Online Bilethttp://www.thy.com/en/index.php2. Atatürk Airport Geliş-Gidiş http://www.tav.com.tr/tr/fids.html3. Online Pasaport Başvuruhttp://www.iem.gov.tr/pasaport/psp_onlinepasaport.asp 4. Karayolları Kapalı Yol Durumuhttp://www.kgm.gov.tr/yoldurum/kapalyol.htm5. İstanbul Rehber Haritasıhttp://www.istanbul.net.tr/istanbul_flashharita.asp6. Seyahat edeceginiz ulke ile ilgili sağlık bilgilerihttp://www.traveling-doctor.com/7. TRAVELGUIDE 2003 - OTEL VE TATİL REHBERİ 2003 http://www.travelguide.gen.tr/8. Uzaklar.com Farklı coğrafyalardan farklı yazılarhttp://www.uzaklar.com/ 9. Şehirler arası mesafelerhttp://www.kgm.gov.tr/il1.aspKÜLTÜR SANAT1. Sinema ve Seanslarhttp://www.beyazperde.com/ 2. Devlet Tiyatroları Online Bilethttps://secure.dtgm.gov.tr/dtgmana.asp3. Uluslararası Film Festivallerihttp://www.filmfestivals.com/index.shtml4. Film hatalarıhttp://www.nitpickers.com/5. Film Fragmanları Arşivihttp://www.fragman.tv/ 6. FreeBooknotes.com - Kitap Ozetlerihttp://www.freebooknotes.com/SAĞLIK1. SigarayiBirak.Comhttp://www.sigarayibirak.com/ 2. Şifali Bitkiler ve Dogal Tedavi Yöntemlerihttp://www.bitkisel-tedavi.com/TRAFİK1. Online Kasko Prim Hesabıhttp://www.sigortam.net/arac/1.asp?S...AFF_MAXIONLINE2. Sürücü Ceza Puanı Öğr.http://www.egm.gov.tr/surucuceza.asp3. Çalıntı Araç Sorgulamahttp://www.trafik.gov.tr/IAS/IAS/wfA...Sorgulama.aspx4. Kazaya Karışan Araç Sorgulamahttp://www.trafik.gov.tr/IAS/IAS/wfA...Sorgulama.aspx Faik KANDEMİRTürklüğün vicdanı bir, dini bir, vatanı bir.Fakat hepsi ayrılır, olmazsa lisanı bir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2369821877555698409?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2369821877555698409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/10/site-sorgulamas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2369821877555698409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2369821877555698409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/10/site-sorgulamas.html' title='site sorgulaması'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-1653308375812920882</id><published>2008-09-10T05:27:00.000-07:00</published><updated>2008-09-10T05:31:07.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlü sözler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzel sözler'/><title type='text'>beyt-ül ukde</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/SMe925Xw8HI/AAAAAAAAALU/TiUvqunYU2Q/s1600-h/240nature159gq9.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244369041907314802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/SMe925Xw8HI/AAAAAAAAALU/TiUvqunYU2Q/s320/240nature159gq9.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimsenin yüzüne karşı söylemediğini arkasından da söyleme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmek yenilenmenin başlangıcıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab ı hakk ın yaradılışını güzel ve ahlakını güzel ettiği kişiyi ateş yakamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesaret insanı zafere,kararsızlık tehlikeye ,korkaklık ta ölüme götürür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada rahat yoktur ama saadet vardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanı doyurmak istiyorsan ona her gün balık yedirmeyi değil bir defaya mahsusu balık tutmayı öğret&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme sen ne yeri yaratabilirsin nede dağlarla boy ölçüşebilirsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin zülme uğrasan da bir zülüm yapma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki şeyi unutma :Allah ı ve ölümü. İki şeyi unut:başkasına yaptığın iyiliği ve başkasının sana yaptığı kötülüğü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gerçeği savunurken önce kendimiz inanmalıyız sonra başkalarını inandırmaya çalışmalıyız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulun Allah tan korkusu Allah ı bilmesi kadardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel işler yapanların mükafatını Allah elbette zayi etmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorluklara değil zaaflarımıza yenik düşeriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey iman edenler elbette müsibetten ve günahtan kaçınmakta sabırlı olun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünen aldanmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün iyilik çeşitleri ibadetin yarısıdır. Diğer yarısı ise Allah a duadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükselmek için yorulmak gerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya rabbi sana hamd edebildiğim içinde hamd ederim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü halini değiştirirsen iyi olursun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey rabbimiz ruhumuzu iyilerle al&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gücümüzü hırlaşmak için değil birleşmek için kullanmalıyız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazilet hissi insanda Allah korkusundandır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep isabet edene hiç tesadüf denir mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşi takip eden karanlıkta kalmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hidayet kalp gözünün açılmasıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyiliğe gücün yetmez se bari kötülük etme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşa temelden yıkım tepeden başlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Allah a inandığım zaman yaşadığımı anladım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalancının kalbi dilinden yalancıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların en kötüsü iyiliği kötülükle karşılayan ve insanların en iyisi kötülüğü iyilikle yanıtlayandır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mal biriktirme hırsı olan kimseler her zaman sıkıntı ve üzüntü içinde yaşarlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mal sarhoşluğu içki sarhoşluğundan daha beterdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek kardeş sana hatalarını bildirendir&lt;br /&gt;Gerçek dost seni günahlarından alıkoyandır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormanlar değil insanlar yanıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hile oyunu kazandırabilir ama kaderi değiştiremez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes benim düşünceme katılırsa yanılmaktan korkarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizmi çocukları eğitiyoruz yoksa onlarmı bizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice bir anlık istekler vardır ki uzun süreli üzüntüleri beraberinde getirir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanı tanımak tehlikeyi bertaraf etmek demektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetlerin en kötüsü suçsuzu korkutandır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenileceğinden korkan her zaman yenilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide dolunca fikir uyur hikmet ölür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize atılan bir taş bütün okyanusun seviyesini yükseltir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nimete hamd etmek elimizde olmasını sağlayan bir garantidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terbiyenin sırrı çocuğa saygı ile başlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlık önünde eğilmeyiniz çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedebilirsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah ı seven bir kalp o yolda yorulmayı da sever&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz yaşıyla yıkana bir yüzden daha temiz bir yüz olamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mal cimrilerde silah korkaklarda parada zayıflarda olursa işler bozulur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlim servetten üstündür çünkü serveti sen korursun oysa ilim seni koruru&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın gücü bir batıh yapmaya yetmez yanlışlarda birleşmek yanlışların çoğalması demektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah ım yaradılışımı güzel yaptığın gibi ahlakımı da güzelleştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler elinden büyük işler gelmeyenlerdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın ne kadar kısa olduğunu anlamak için çok yaşamak gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldatanlar aldananların açık kapılarından girerler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç kalmak alçalmak çok daha hayırlıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zinaya yaklaşmayınız zira o bir hayasızlık ve çok kütü bir yoldur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fayda vermeyen yerde oturma git rızkını başka yerde ara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duaların en hayırlısı birinin bir diğeri lehine yaptığı duadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytan işini görmek için işsiz eller arar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün yargılamalar ilahi adaletin sönük bir taklididir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya rabbi bu uğursuz gecenin yok mu sabahı mahşerde mi verilir biçarenin felahı&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-1653308375812920882?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/1653308375812920882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/09/beyt-l-ukde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/1653308375812920882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/1653308375812920882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/09/beyt-l-ukde.html' title='beyt-ül ukde'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_mRLGHLjhGOo/SMe925Xw8HI/AAAAAAAAALU/TiUvqunYU2Q/s72-c/240nature159gq9.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-5141683465532779530</id><published>2008-07-17T00:31:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:32:15.899-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünyanın yedi harikası'/><title type='text'>dünyanın yedi harikası</title><content type='html'>&lt;a name="Keops_Piramidi"&gt;&lt;/a&gt;DÜNYANIN YEDİ HARİKASI&lt;br /&gt;Keops Piramidi&lt;br /&gt;Sanıldığının aksine &lt;a title="Giza Piramitleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Giza_Piramitleri"&gt;Giza Piramitleri&lt;/a&gt;'nin üçü de dünyanın yedi harikası listesine dahil değildir. &lt;a title="Piramit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Piramit"&gt;Piramitlerden&lt;/a&gt; sadece &lt;a title="Keops Piramidi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Keops_Piramidi"&gt;Keops Piramidi&lt;/a&gt; bu listeye girmiştir. Keops Piramidi, 4. Hanedanlık zamanında M.Ö. 2560 yılında Firavun Khufu (Keops) tarafından yaptırıldı. Yapımının 20 yılı aştığı sanılmaktadır. Piramit yapıldığında 145,75 m. yüksekliğindeydi. Yapıldığından itibaren 43 yüzyıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı olarak kayıtlara geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Babil.27in_Asma_Bah.C3.A7eleri"&gt;&lt;/a&gt;Babil'in Asma Bahçeleri&lt;br /&gt;Milattan önce 7. yüzyılda &lt;a title="Babil" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Babil"&gt;Babil&lt;/a&gt; kralı &lt;a title="Nebukadnezar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nebukadnezar"&gt;Nebukadnezar&lt;/a&gt; tarafından yaptırılmıştır. Babil'in çorak &lt;a title="Mezopotamya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya"&gt;Mezopotamya&lt;/a&gt; çölünün ortasında, ağaçlar, akan sular ve egzotik bitkilerin bulunduğu çok katlı bir bahçedir. Coğrafyacı &lt;a title="Strabo" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Strabo"&gt;Strabo&lt;/a&gt;'nun 1. yüzyıldaki tanımına göre:Söylentiye göre Nebukadnezar bu yapıyı sıla hasreti çeken karısı &lt;a title="Semiramis" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Semiramis&amp;amp;action=edit"&gt;Semiramis&lt;/a&gt; için yaptırmıştır. Semiramis &lt;a title="Medes" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Medes&amp;amp;action=edit"&gt;Medes&lt;/a&gt; kralının kızıdır.&lt;br /&gt;&lt;a name="Zeus_Heykeli"&gt;&lt;/a&gt;Zeus Heykeli&lt;br /&gt;&lt;a title="Zeus Heykeli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeus_Heykeli"&gt;Zeus Heykeli&lt;/a&gt; M.Ö. 450 yıllarında, adına olimpiyat oyunları düzenlenen Tanrıların kralı &lt;a title="Zeus" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeus"&gt;Zeus&lt;/a&gt; için, &lt;a title="Olimpiyatlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Olimpiyatlar"&gt;Olimpiyatlar&lt;/a&gt;'a ismini veren Olimpia'da yapılmıştır. Zeus Heykeli, bir tahta iskelet üzerine altın, fildişi ve metal parçalar yerleştirilerek Partenon'un içinde yapılmıştır. Heykelin oturduğu taban 6,5 m. genişliğinde ve 1 m. yüksekliğinde, heykelin kendisi ise 13 m. yüksekliğindeydi. Olimpiyat oyunları 391 yılında Theodosius I tarafından &lt;a title="Putperestlik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Putperestlik"&gt;putperestlik&lt;/a&gt; olarak değerlendirilip sona erdirilince, Zeus Tapınağı da kapatıldı.&lt;br /&gt;&lt;a name="Artemis_Tap.C4.B1na.C4.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;Artemis Tapınağı&lt;br /&gt;Artemis Tapınağı'nın temelleri milattan önce 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Tanrıça &lt;a title="Artemis" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Artemis"&gt;Artemis&lt;/a&gt;'e ithafen yapılmıştır. Tamamiyle mermerden oluşuyordu. Lidya kralı Croesus tarafından yaptırılan yapı, Yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmıştı ve dönemin en büyük heykeltıraşları Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon tarafından yapılmış olan bronz heykellerle süslenmişti. Tapınak hem bir pazaryeri, hem de bir dini müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı M.Ö. &lt;a title="21 Temmuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/21_Temmuz"&gt;21 Temmuz&lt;/a&gt; &lt;a title="356" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/356"&gt;356&lt;/a&gt;'da adını ölümsüzleştirmek isteyen &lt;a title="Herostratus" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Herostratus"&gt;Herostratus&lt;/a&gt; adlı bir Yunanlı tarafından yakıldı.&lt;br /&gt;&lt;a name="Rodos_Heykeli"&gt;&lt;/a&gt;Rodos Heykeli [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Rodos Heykeli" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=D%C3%BCnyan%C4%B1n_Yedi_Harikas%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=6"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;32 metre yüksekliğinde, demir ve taşla desteklenmiş bronzdan yapılmış bir heykeldir. Rodoslular tarafından Güneş Tanrısı [Helios]'a ithafen yapılmıştır. Yapılışından yok oluşuna kadar yalnızca 56 yıl geçmesine rağmen, Rodos Heykeli dünyanın yedi harikasından biri olmayı başarmıştır..&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0skenderiye_Feneri"&gt;&lt;/a&gt;İskenderiye Feneri&lt;br /&gt;Tehlikeli kıyı şeridi boyunca gemicileri yönlendirmek amacı ile İskenderiye kenti kıyısındaki Faros (Pharos) adasında yapılmıştır.Proje Büyük İskender'in komutanları &lt;a title="Ptolemy Soter" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ptolemy_Soter&amp;amp;action=edit"&gt;Ptolemy Soter&lt;/a&gt; zamanında M.Ö 290 yılları sonunda başlamış, ölümünden sonra oğlunun hükümdarlığı zamanında bitirilmiştir. Şehrin batı limanında bulunan fener yaklaşık 166 m. yüksekliğindedir. Sadece harikaların değil bugüne kadar yapılmış fenerlerin de en yükseğidir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Halikarnas_Mozolesi"&gt;&lt;/a&gt;Halikarnas Mozolesi&lt;br /&gt;Halikarnas Mozolesi, Kral Mausollos için karısı ve kız kardeşi tarafından yaptırılmış bir mezar. Bodrum civarında yapılmış ve yapımı M.Ö. 350 yılında tamamlanmış. Tabanın üstünde kenarları heykellerle süslenmiş basamaklı bir podyum bulunuyordu. Süslü su mermerinden yapılmış lahit ve mezar odası, podyumun üstünde bulunuyordu ve İyonya tarzı kolonlarla çevrilmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-5141683465532779530?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/5141683465532779530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dnyann-yedi-harikas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5141683465532779530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5141683465532779530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dnyann-yedi-harikas.html' title='dünyanın yedi harikası'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4820967050390150019</id><published>2008-07-17T00:30:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:31:09.980-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bestekarlar'/><title type='text'>dünyaca ünlü bestekarlar</title><content type='html'>Wolfgang Amadeus Mozart&lt;br /&gt;Wolfgang Amadeus Mozart (Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart) (d. &lt;a title="27 Ocak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/27_Ocak"&gt;27 Ocak&lt;/a&gt; &lt;a title="1756" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1756"&gt;1756&lt;/a&gt; - ö. &lt;a title="5 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/5_Aral%C4%B1k"&gt;5 Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="1791" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1791"&gt;1791&lt;/a&gt;)&lt;a title="Klasik Batı Müziği" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Klasik_Bat%C4%B1_M%C3%BCzi%C4%9Fi"&gt;Klasik Batı Müziği&lt;/a&gt;'nin, en üretken ve en etkili bestekarlarından biridir. Yapıtları, &lt;a title="Senfoni" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Senfoni"&gt;senfonilerin&lt;/a&gt;, &lt;a title="Konçerto" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kon%C3%A7erto"&gt;konçertoların&lt;/a&gt;, oda orkestralarının, &lt;a title="Piyano" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Piyano"&gt;piyanonun&lt;/a&gt;, &lt;a title="Opera" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Opera"&gt;operanın&lt;/a&gt; ve korolu müziklerin kaderini değiştirmiştir. 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır. Mozart &lt;a title="Avrupa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa"&gt;Avrupalı&lt;/a&gt; bestekârların en popülerlerindendir ve birçok eseri standart konser repertuarlarında kullanılır. Günümüzde &lt;a title="Müzik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzik"&gt;müzik&lt;/a&gt; &lt;a title="Tarih" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tarih"&gt;tarihinin&lt;/a&gt; en büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Wolfgang-amadeus-mozart_2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mozart çocukken&lt;br /&gt;Mozart, &lt;a title="Leopold Mozart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Leopold_Mozart"&gt;Leopold Mozart&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Anna Maria Pertl Mozart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anna_Maria_Pertl_Mozart"&gt;Anna Maria Pertl Mozart&lt;/a&gt;'ın oğlu olarak &lt;a title="Salzburg" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Salzburg"&gt;Salzburg&lt;/a&gt;'da Getreidegasse 9'un ön odasında doğmuştur. Burası Salzburg Başpiskoposunun &lt;a title="Başkent" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C5%9Fkent"&gt;başkentidir&lt;/a&gt;. Günümüzde &lt;a title="Avusturya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avusturya"&gt;Avusturya&lt;/a&gt;'da bulunup, o dönemde &lt;a title="Roma İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roma_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Roma İmparatorluğu&lt;/a&gt;'nun bir parçasıdır. Kardeşleri arasında doğumdan sonra yaşayan sadece kız kardeşi, lakabı Nannerl olan, &lt;a title="Maria Anna Mozart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Maria_Anna_Mozart"&gt;Maria Anna Mozart&lt;/a&gt; idi. Mozart doğumundan bir gün sonra &lt;a title="St. Rupert Katedrali (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=St._Rupert_Katedrali&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;St. Rupert Katedrali&lt;/a&gt;'nde vaftiz oldu. Vaftiz olduktan sonra ismi; &lt;a title="Latince" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Latince"&gt;Latince&lt;/a&gt; Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart oldu. Bu isimlerden ilk ikisi John Chrysostom, kilisenin rahiplerinden biriydi, ve bu isimleri günlük hayatında kullanmıyordu. İsmindeki dördüncü kelime Theophilus "Tanrı'nın sevdiği" manasındaydı, Mozart'ın hayatı süresince de birçok kez Amadeus (Latince), Gottlieb (&lt;a title="Almanca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanca"&gt;Almanca&lt;/a&gt;), Amadé (&lt;a title="Fransızca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Frans%C4%B1zca"&gt;Fransızca&lt;/a&gt;) tercüme edildi. Mozart'ın babası Leopold oğlunun doğumunu yayımcı &lt;a title="Johann Jakob Lotter (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Johann_Jakob_Lotter&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Johann Jakob Lotter&lt;/a&gt;'e "..çocuğun ismi Joannes Chrysostomus, Wolfgang, Gottlieb'dir" diye haber verir. Mozart en çok üçüncü ismini tercih etti, ve süslü "Amadeus" ismini takip eden yıllarda kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Rodnydummozarta.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mozart'ın doğduğu ev&lt;br /&gt;Mozart'ın babası Leopold Mozart (d. &lt;a title="1719" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1719"&gt;1719&lt;/a&gt; - ö. &lt;a title="1787" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1787"&gt;1787&lt;/a&gt;) Avrupa'nın başlıca müzik hocalarından biriydi. İlgi çeken Versuch einer gründlichen Violinschule ders kitabı &lt;a title="1756" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1756"&gt;1756&lt;/a&gt;'da; Mozart'ın doğduğu yıl yayımlandı. (Türkçesi, Keman Çalmanın Temel Prensiplerinin Bilimsel İncelenmesi) Kendisi Salzburg Başpiskoposunun &lt;a title="Orkestra" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orkestra"&gt;orkestrasının&lt;/a&gt; şefiydi, ve oldukça başarılı bir enstrüman müziği bestekarıydı. Leopold bestekarlığı oğlunun olağanüstü müzik becerilerini gördükten sonra bıraktı. Bu ilk olarak Wolfgang 3 yaşındayken oldu, ve Leopold, Wolfgang'in başarılarından gurur duyararak, oğluna çok ağır bir şekilde müzik eğitimi verdi. Bu eğitiminde, &lt;a title="Klavye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Klavye"&gt;klavye&lt;/a&gt;, &lt;a title="Keman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Keman"&gt;keman&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Organ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Organ"&gt;organ&lt;/a&gt; gibi enstrümanları öğretti. Leopold sadece ilk yıllarında bu eğitimi verdi. Lopold'un Nannerl'in müzik kitabında, Wolfgang'in birçok besteyi 4 yaşında öğrendiğini ve ilk bestesini, küçük bir Adante (K. 1a) ve Allegro (K. 1b)'yi &lt;a title="1761" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1761"&gt;1761&lt;/a&gt;'de henüz beş yaşındayken yazdığını söylemektedir&lt;br /&gt;Ludwig van Beethoven&lt;br /&gt;Ludwig van Beethoven (&lt;a title="16 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/16_Aral%C4%B1k"&gt;16 Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="1770" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1770"&gt;1770&lt;/a&gt;-&lt;a title="26 Mart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/26_Mart"&gt;26 Mart&lt;/a&gt; &lt;a title="1827" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1827"&gt;1827&lt;/a&gt;) Alman klasik müzik bestecisi..&lt;br /&gt;Ludwig van Beethoven 1770 yılında Bonn’da mütevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İlk müzik öğretmeni babasıdır. Alkolik bir müzisyen olan babasının Beethooven’a piyano eğitiminde çok sert ve acımasız davrandığı bilinir. Mutsuz bir çocukluk geçiren Beethoven, küçük yaşlarda ailesinin geçimine katkıda bulunmak için kilisede piyano çalarak çalışmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;1792 yılında Viyana’ya giden Beethoven klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başladı. Joseph Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etti ve her konuda ona destek oldu. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurdu. Daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkiledi.&lt;br /&gt;Beethoven’ın dokuz senfonisi, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece bir opera, Fidelio, bestelemiştir. İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. senfonisini, Eroica olarak da bilinir, &lt;a title="Napolyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Napolyon"&gt;Napolyon&lt;/a&gt;’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini İmparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.&lt;br /&gt;Beethoven çok titiz çalışan bir müzisyendi. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedeydi. Beethoven, &lt;a title="Haydn" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Haydn"&gt;Haydn&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Mozart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mozart"&gt;Mozart&lt;/a&gt;’tan devraldığı prensipleri geliştirdi, daha uzun besteler yazdı ve daha tutkulu, dramatik eserler oluşturdu. Özellikle Op. 109 piyano sonatıyla Klasik müziğin Romantik Dönemini başlatmıştır.&lt;br /&gt;Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. Hatta hepimizin çok iyi bildiği 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.&lt;br /&gt;1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak ölmüştür ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.&lt;br /&gt;Yusuf Nalkesen&lt;br /&gt;Vikipedi, özgür ansiklopedi&lt;br /&gt;Git ve: &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yusuf_Nalkesen#column-one#column-one"&gt;kullan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yusuf_Nalkesen#searchInput#searchInput"&gt;ara&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Nalkesen, (d. &lt;a title="Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Aral%C4%B1k"&gt;Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="1923" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1923"&gt;1923&lt;/a&gt;, &lt;a title="Üsküp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCp"&gt;Üsküp&lt;/a&gt; – &lt;a title="1 Ocak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1_Ocak"&gt;1 Ocak&lt;/a&gt; &lt;a title="2003" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2003"&gt;2003&lt;/a&gt;, &lt;a title="İzmir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir"&gt;İzmir&lt;/a&gt;). Türk besteci.&lt;br /&gt;Yedi kardeşin en küçüğü olarak Üsküp'ün &lt;a title="İştip" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0%C5%9Ftip"&gt;İştip&lt;/a&gt; kasabasında dünyaya gelen Nalkesen'in ailesi, gördükleri etnik baskılar sebebiyle kısa bir süre sonra yeni kurulan &lt;a title="Türkiye Cumhuriyeti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Cumhuriyeti"&gt;Türkiye Cumhuriyeti&lt;/a&gt;'ne göç etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu sebeple ailesiyle &lt;a title="İzmir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir"&gt;İzmir&lt;/a&gt;'e göçen Nalkesen, ilkokul ve üstün bir başarı gösterdiği ortaokulun ardından sınavsız olarak Necati Bey Erkek Muallim Mektebi'ne alınır. Bu yıllarda &lt;a title="TRT" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TRT"&gt;TRT&lt;/a&gt; radyosunun yayınlarını ve sanatçıların uğradığı kahvehanelerde yaptıkları fasılları kaçırmayan Nalkesen, Ağrı'nın Tutak ilçesine öğretmen olarak atanır. O yıllarda (&lt;a title="1947" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1947"&gt;1947&lt;/a&gt;-&lt;a title="1948" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1948"&gt;1948&lt;/a&gt;) eline geçen eski bir udla çalışmaya başlayan sanatçı, kendi kendine ud çalmayı öğrenir ve 8 saate varan çalışmaları sonucunda en zor saz eserlerini bile icra eder hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;a title="1952" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1952"&gt;1952&lt;/a&gt; yılında açılan &lt;a title="İzmir Radyosu (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0zmir_Radyosu&amp;amp;action=editredlink"&gt;İzmir Radyosu&lt;/a&gt; Saz Sanatçılığı sınavıyla TRT kadrosuna giren Nalkesen; sabahları okula, ardında da programa giderek sanat tutkusunun peşinden koşar. 1970'li yıllara kadar bu tempoda devam eden sanatçı, artık bestelere ağırlık vermeye karar verir. Yıllar önce, 5 Eylül 1951 tarihinde yaptığı "Veda Busesi" bestesi büyük bir patlama yapar ve milyonların diline düşer. “İçimdesin”, “Söylemez mi Bestem?”, “Seninle Bir Sonbahar”, “Kimi Dertten İçermiş”, “Yalan Değil”, “Avuçlarımda Hala”, “Kapın Her Çaldıkça”, “Gitmek mi Zor?”, “Madem Küstün”, “Dargın Ayrılmayalım” ve “O Ağacın Altı” gibi sayısız unutulmaz şarkı besteler.&lt;br /&gt;Nisan 1970'te öğretmenlikten emekli olan Nalkesen, bu tarihten sonra sanatçı sendikalarında daha faal bir rol oynamaya başlar. Bu yüzden TRT yönetimiyle de arası bozulur ve 13 Ağustos 1973 tarihinde bir genel müdürlük yazısıyla görevini son verilir. 23 yıl hizmet ettiği TRT'ye tazminat davası açan sanatçı, bu davayı kazanır. Maddi hak ve kıdem tazminatını kazanan Nalkesen, kırgın olduğu TRT'ye dönmez. Hatta yıllarca TRT'nin Fuar binasına ve sonradan taşındığı Kahramanlar binasına gitmez.&lt;br /&gt;1948 yılı 10 ağustosunda Meliha Nalkesen’le evlenen sanatçı; İnci, Süleyman, Ebru ve Selçuk adlarında dört çocuk sahibi olur. Ancak en büyük çocuğu İnci'yi 22 Şubat 1982 tarihinde kaybeder.&lt;br /&gt;Türk sanat dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Nalkesen, 2003 yılının ilk saatlerinde, 6 aydır böbrek tedavisi için hastaneye gitmeye hazırlanırken kalp kriziyle hayata veda etti.&lt;br /&gt;&lt;a title="1998" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1998"&gt;1998&lt;/a&gt; yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen &lt;a title="Devlet Sanatçısı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Devlet_Sanat%C3%A7%C4%B1s%C4%B1"&gt;Devlet Sanatçısı&lt;/a&gt; unvanını almıştır.&lt;br /&gt;Ayşe Tütüncü&lt;br /&gt;Ayşe Tütüncü, piyanist, müzisyen. 1983'te kurulan ve dört albüm yapan &lt;a title="Mozaik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mozaik"&gt;Mozaik&lt;/a&gt; grubunun üyesi.&lt;br /&gt;Şarkıcı Sumru Ağıryürüyen ile birlikte “kadın şarkıları” söylediği bir konser programı da yapan Tütüncü, Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Mehmet Güreli ve Bulutsuzluk Özlemi gibi grup ve müzisyenlerin albümlerinde yer aldı. 1995'ten itibaren şarkı yazarı-gitarist &lt;a title="Bülent Somay" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BClent_Somay"&gt;Bülent Somay&lt;/a&gt;’ın grubuyla çaldı.&lt;br /&gt;Çeşitli kısa film müzikleri dışında &lt;a title="Mehmet Güreli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_G%C3%BCreli"&gt;Mehmet Güreli&lt;/a&gt; ile &lt;a title="Vapurlar (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Vapurlar&amp;amp;action=editredlink"&gt;Vapurlar&lt;/a&gt; (1986), &lt;a title="Serdar Ateşer (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Serdar_Ate%C5%9Fer&amp;amp;action=editredlink"&gt;Serdar Ateşer&lt;/a&gt; ile &lt;a title="Atıf Yılmaz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/At%C4%B1f_Y%C4%B1lmaz"&gt;Atıf Yılmaz&lt;/a&gt;'ın &lt;a title="Bekle Dedim Gölgeye (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bekle_Dedim_G%C3%B6lgeye&amp;amp;action=editredlink"&gt;Bekle Dedim Gölgeye&lt;/a&gt; (1991) filmlerinin müziklerini yaptı. &lt;a title="Ümit Kıvanç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cmit_K%C4%B1van%C3%A7"&gt;Ümit Kıvanç&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Bülent Ortaçgil" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BClent_Orta%C3%A7gil"&gt;Bülent Ortaçgil&lt;/a&gt; ile &lt;a title="Ordaaa Bir Şehir Var Uzak (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ordaaa_Bir_%C5%9Eehir_Var_Uzak&amp;amp;action=editredlink"&gt;Ordaaa Bir Şehir Var Uzak&lt;/a&gt; müzikalini (1994) hazırladı ve çeşitli oyun müziklerinden sonra &lt;a title="Kumpanya Tiyatrosu (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kumpanya_Tiyatrosu&amp;amp;action=editredlink"&gt;Kumpanya Tiyatrosu&lt;/a&gt; için Kerem Kurdoğlu’nun Sahte Kimlikler 5/Asrın Entrikası oyununun müziğini (2000) yazdı.&lt;br /&gt;1995'te kurduğu Piyano Perküsyon Grubu ile 1999'da &lt;a title="Çeşitlemeler (not yet written)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%87e%C5%9Fitlemeler&amp;amp;action=editredlink"&gt;Çeşitlemeler&lt;/a&gt; albümünü çıkardı ve bugüne değin yurtiçi ve yurtdışında çeşitli uluslararası festivallere katıldı.&lt;br /&gt;1999 yılında Lawrence “Butch” Morris’in Conducting Improvisation Orchestra’sında (Yönetilen Doğaçlama Ork.) çaldı. 2002'de Donovan Mixon ile, &lt;a title="Akın Eldes" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ak%C4%B1n_Eldes"&gt;Akın Eldes&lt;/a&gt; ile sahneye çıktı.&lt;br /&gt;2004’ten bu yana Piyano Perküsyon Grubu’nun yanısıra yeni kurduğu Üçlü’süyle özellikle “iki nefesli ve bir piyano” için düzenlediği yeni bestelerini çalıyor. 2004’te Bodrum Hadigari Festivali ve Alanya Caz Günleri’ne katılan Üçlü 2005’te Panayır (EMI / Blue Note) albümünü çıkardı ve Prag Caz Açık Festivali’nde çaldı.&lt;br /&gt;Ayşe Tütüncü özellikle yazılı müzik ile emprovize müzik arasındaki gerilimi dengeleyebilmek ve ikisine de uzanabilmek için ortada durmayı tercih eden bir çalışmayı tercih ediyor. 1995’ten bu yana sürdürdüğü “Piyano Perküsyon” projesinde doğaçlamaya açık serbest bölümleri olan besteler, uyarlamalar, çeşitlemeler yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oscar Peterson&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oscar Emmanuel Peterson, (d. &lt;a title="15 Ağustos" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/15_A%C4%9Fustos"&gt;15 Ağustos&lt;/a&gt; &lt;a title="1925" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1925"&gt;1925&lt;/a&gt;, &lt;a title="Montreal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Montreal"&gt;Montreal&lt;/a&gt; – ö. &lt;a title="23 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/23_Aral%C4%B1k"&gt;23 Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="2007" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2007"&gt;2007&lt;/a&gt;, &lt;a title="Toronto" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Toronto"&gt;Toronto&lt;/a&gt;) Kanadalı piyanist, &lt;a title="Caz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Caz"&gt;caz&lt;/a&gt; ustası, besteci.&lt;br /&gt;Henüz beş yaşında &lt;a title="Trompet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Trompet"&gt;trompet&lt;/a&gt; ve piyano çalmaya başladı. Yedi yaşındayken geçirdiği tüberküloz hastalığı nedeniyle babası tarafından piyanoya yönlendirildi. 1943'te Quebec'te bir halk dansları orkestrasında çalmaya başlayarak, bu bölgede bir orkestrada çalan ilk siyah müzisyen olan Peterson, 1949'da sürpriz bir davetle ABD'de çalınca ünü dünyada yayılmaya başladı.&lt;br /&gt;Peterson’un jazz dünyası içine girişi, emprezaryo &lt;a title="Norman Granz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Norman_Granz&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Norman Granz&lt;/a&gt;’la tanıştırılmasıyla başladı. Avrupa'da düzenli turnelere çıktı. &lt;a title="Ella Fitzgerald" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ella_Fitzgerald"&gt;Ella Fitzgerald&lt;/a&gt;'a uzun süre eşlik etti. "Dünyanın en çok tanınan Kanada'lısı" olarak bilinen Peterson, &lt;a title="Louis Armstrong" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Louis_Armstrong"&gt;Louis Armstrong&lt;/a&gt;, &lt;a title="Roy Eldridge (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Roy_Eldridge&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Roy Eldridge&lt;/a&gt;, &lt;a title="Nat King Cole" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nat_King_Cole"&gt;Nat King Cole&lt;/a&gt;, &lt;a title="Dizzy Gillespie" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dizzy_Gillespie"&gt;Dizzy Gillespie&lt;/a&gt;, &lt;a title="Charlie Parker" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Charlie_Parker"&gt;Charlie Parker&lt;/a&gt;, &lt;a title="Stan Gets (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Stan_Gets&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Stan Gets&lt;/a&gt;, &lt;a title="Ben Webster (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ben_Webster&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Ben Webster&lt;/a&gt;, &lt;a title="Lester Young (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Lester_Young&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Lester Young&lt;/a&gt; gibi caz dünyasının devleriyle birlikte çaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Oscarpeterson2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oscar Peterson gençliğinde&lt;br /&gt;Cazdaki ustalığının dışında insancıl yönleriyle de tanınan Oscar Peterson, yaşamı boyunca &lt;a title="Irkçılık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Irk%C3%A7%C4%B1l%C4%B1k"&gt;ırkçılığa&lt;/a&gt; karşı da büyük mücadele verdi. &lt;a title="Boogie-woogie (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Boogie-woogie&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Boogie-woogie&lt;/a&gt;, &lt;a title="Swing" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Swing"&gt;swing&lt;/a&gt;, &lt;a title="Bebop" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bebop"&gt;bebop&lt;/a&gt; tarzlarının virtüözü haline geldi.&lt;br /&gt;1993 yılında felç geçirerek sanatından uzak kalan sanatçı, bir süre sonra yeniden piyano klavyesinin başına döndü. Uluslararası dalda bir çok ödül kazandı, okul ve meydanlara adı verildi, üniversitelerde "doktorluk" titri ile onurlandırıldı.&lt;br /&gt;60 yılı aşkın müzik yaşamında 200 kadar albüm çıkaran Peterson, böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4820967050390150019?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4820967050390150019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dnyaca-nl-bestekarlar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4820967050390150019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4820967050390150019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dnyaca-nl-bestekarlar.html' title='dünyaca ünlü bestekarlar'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-9181195714354004697</id><published>2008-07-17T00:29:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:29:47.966-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğu anadolu'/><title type='text'>doğu anadolu bölgesi</title><content type='html'>türkiyenin  yedi coğrafi bölgesinden biri olan Doğu Anadolu Bölgesi; doğuda&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülke. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye'dir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Ağrı_Dağı"&gt;Ağrı Dağı&lt;/a&gt;’ndan, batıda&lt;br /&gt;&lt;a title="Uzun yayla hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Uzun_yayla"&gt;Uzun yayla&lt;/a&gt;’ya, kuzeyde &lt;a title="Doğu Karadeniz Sıradağları hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Doğu_Karadeniz_Sıradağları"&gt;Doğu Karadeniz Sıradağları&lt;/a&gt;’nın iç sınırlarından, güneyde Güneydoğu &lt;a title="Toroslar hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Toroslar"&gt;Toroslar&lt;/a&gt;ı’na kadar uzanır. Bir üçgeni andıran bölge yaklaşık 163.000km2’lik yüzölçümüyle &lt;a title="Türkiye hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Türkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;’nin en büyük coğrafi bölgesidir. Türkiye’nin %21’ini kaplar. &lt;a title="Kars hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Kars"&gt;Kars&lt;/a&gt;, &lt;a title="Ağrı hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Ağrı"&gt;Ağrı&lt;/a&gt;, &lt;a title="Van hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Van"&gt;Van&lt;/a&gt;, &lt;a title="Hakkari hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Hakkari"&gt;Hakkari&lt;/a&gt;, &lt;a title="Muş hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Muş"&gt;Muş&lt;/a&gt;, &lt;a title="Bingöl hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Bingöl"&gt;Bingöl&lt;/a&gt;, &lt;a title="Elazığ hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Elazığ"&gt;Elazığ&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Tunceli hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Tunceli"&gt;Tunceli&lt;/a&gt; illerinin tümü bölge sınırı içindedir.Bitlis ve Malatya il lerinin bazı küçük bölümleri &lt;a title="Güneydoğu Anadolu Bölgesi hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Güneydoğu_Anadolu_Bölgesi"&gt;Güneydoğu Anadolu Bölgesi&lt;/a&gt;’ne, &lt;a title="Erzurum hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Erzurum"&gt;Erzurum&lt;/a&gt; ve Erzincan illerinin bazı bölümleri de &lt;a title="Karadeniz Bölgesi hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Karadeniz_Bölgesi"&gt;Karadeniz Bölgesi&lt;/a&gt;’ne taşar. Merkezleri komşu illerde yer alan &lt;a title="Siirt hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Siirt"&gt;Siirt&lt;/a&gt;, &lt;a title="Diyarbakır hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Diyarbakır"&gt;Diyarbakır&lt;/a&gt;, &lt;a title="Adıyaman hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Adıyaman"&gt;Adıyaman&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kahramanmaraş hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Kahramanmaraş"&gt;Kahramanmaraş&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kayseri hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Kayseri"&gt;Kayseri&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Sivas hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Sivas"&gt;Sivas&lt;/a&gt; illerinin de bazı bölümleri Doğu Anadolu Bölgesi’nin sınırları içinde kalır.&lt;br /&gt;Yüzey şekilleri&lt;br /&gt;Yerşekillerini; sıradağlar,geniş plâtolar ve ovalarla çukur alanlar oluşturur. Ovaların çoğu genç faylarla sınırlandığından deprem alanlarıdır. Doğu Anadolu yüzey şekillerinin ana çizgileri, bölgeyi batıdoğu doğrultusunda boylayan yay biçimindeki dağ sıralarıyla meydana gelir. Bu dağ sıraları, alçak ve dalgalı düzlüklerle birbirinden ayrılırlar. Bu düzlükler üzerinde ayrıca dağ kütleleri yükselir, aralarına da çukur ovaları girer. Yüzey şekillerinin genel doğrultusuna göre, Doğu Anadolu relyefi kuzeyden güneye şöyle takip edilebilir: 1. Kuzeybatıda Kuzey Anadolu Dağları’nın Doğu Anadolu yaylasına komşu olan iç sırası: bölgenin sınırı içerisinde uzanan Kelkit Çoruh Dağları: Kızıldağ (3.025m), Çimen(2.700m) dağları ve daha ötede Çoruh Oltu havzasındaki dağlar. 2. Bu dağların gerisinde Erzurum Kars yaylası. Çoğu yerde lav örtüsüyle kaplı; yüksl. 1.5002.000m. Yayla üzerinde basık dağ sıraları: Dumludağ (3.200m), Allahüekber dağı (3.111m),Kısırdağ (3.150m) gibi; yayla içine girmiş çukur ovaları; &lt;a title="Erzincan Ovası hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Erzincan_Ovası"&gt;Erzincan Ovası&lt;/a&gt; (yüks:1.200), &lt;a title="Erzurum Ovası hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Erzurum_Ovası"&gt;Erzurum Ovası&lt;/a&gt; (yüks: 1.8001.900m), &lt;a title="Pasinler Ovası hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Pasinler_Ovası"&gt;Pasinler Ovası&lt;/a&gt; (1.650m), Sürmeliçukur &lt;a title="Iğdır Ovası hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Iğdır_Ovası"&gt;Iğdır Ovası&lt;/a&gt; (800900m). 3. Doğu Anadolu’nun ortasında Karasu (Fırat) ve Aras vadilerine güneyden paralel olarak uzanan büyük sırt: KarasuAras dağları.Bunlar Monzur (3.250m), Mercan (3.463m dağlarıyla başlayıp &lt;a title="Palandöken hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Palandöken"&gt;Palandöken&lt;/a&gt; (3.017m), Çakmak (3.060m), Perli (3.200m) dağı üzerinden Ağrı volkan kütlesine kadar uzanır. Büyük Ağrı konisi Türkiye’nin en yüksek doruğudur (5.165m). KarasuAras dağları, güney batıda Uzunyayla yöresindeki kesintiden sonra Orta To roslar’a bağlandığı gibi, doğuda Ağrı volkan kütlesi ötesinde İran 0ortasındaki dağlara devam eder. 4. Sözü geçen merkezî sırtın güneyinde Van Gölü havzası ve bunun batısında Murat havzası. Her iki havza da güneyde, güneydoğu Toros yayına dayanır; Ağrı Nemrut dağları arasında sıralanan bir sönmüş volkan dizisi ( &lt;a title="Tendürek hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Tendürek"&gt;Tendürek&lt;/a&gt; 3.542m, &lt;a title="Süphan dağı hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Süphan_dağı"&gt;Süphan dağı&lt;/a&gt; 1.200.000 ölçekli harita ya göre 4.434m, Nemrut dağı 2.802m) ile birbirinden ayrılır. &lt;a title="Van Gölü hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Van_Gölü"&gt;Van Gölü&lt;/a&gt; havzası, doğuda &lt;a title="İran hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/İran"&gt;İran&lt;/a&gt; sınır dağlarında yüksekliği 3.000m’yi aşan tepelere dayanan yüksek bir yayla (Erk dağı 3.200m) ile batıda Van Gölü’nün kapla dığı geniş bir çukur alandan meydana gelir.Murat hav zasında ise Murat ırmağı boyunca uzanan sıra ovalar arasında Bingöl (3.200m) gibi dağ kütleleri göze çarpar. Doğu Beyazıt ovası (2.000m), KaraköseEleşkirt ovası (1.650m), Malazgirt ovası (1.500m), Muş ovası (1.200m), Elâzığ ovası veya Uluova (1.050m). 5. Güneydoğu Toroslar, Doğu Anadolu’yu güneyden sınırlayan bir yaydır. Batı kesiminde geniş ve orta derecede yüksek (Malatya dağları; Akdağ 2.605m),orta kesiminde dar ve az yüksek (Maden dağları; Hazarbaba dağı 2.285m), doğuya doğru gitgide geniş ve çok yüksektir.(Bitlis dağları 3.500, Hakkari dağları; Cilo dağının Reşko tepesi 4.168m).&lt;br /&gt;Ovalar ve platolar&lt;br /&gt;Bölgede dağlardan sonra en fazla alan kaplayan yerşekli plâtolardır. Platolar, Fırat ve Aras nehirlerinin kolları tarafından parçalanmıştır. En büyük plâtosu ‘’Erzurum Kars Platosu’’dur. Bölgede yer alan dağ kuşakları arasındaki çöküntü oluklarında ovalar yer almaktadır. Birinci çöküntü kuşağını; Ardahan, Göle ve &lt;a title="Çıldır Gölü hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Çıldır_Gölü"&gt;Çıldır Gölü&lt;/a&gt; İkinci çöküntü kuşağını; Erzurum, Erzincan, Pasinler, &lt;a title="Horasan hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Horasan"&gt;Horasan&lt;/a&gt; ve Iğdır Ovaları Üçüncü çöküntü kuşağını ise; &lt;a title="Malatya hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Malatya"&gt;Malatya&lt;/a&gt;, &lt;a title="Elazığ hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Elazığ"&gt;Elazığ&lt;/a&gt;, &lt;a title="Bingöl hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Bingöl"&gt;Bingöl&lt;/a&gt;, Muş ve Van Gölü çanakları ve bunlar içerisinde yer alan ovalar oluşturur.&lt;br /&gt;Akarsular ve göller&lt;br /&gt;Doğu Anadolu Bölgesi’nda yer alan Aras ve Kura nehirleri sularını ülkemiz toprakları dışarısında Hazar Denizi’ne dökerler. Fırat, Dicle ve Zap nehirleri ise sularını yine ülkemiz dışarısında Basra Körfezi’ne dökerler. Bölge akarsularının rejimi düzensizdir. Bunun nedeni; yağış rejiminin düzensizliği ve kış yağışlarının kar şeklinde düşmesidir. Kışın yağan karlar erimeden uzun süre yerde kaldığı için akarsuların debileri azalmaktadır. İlk bahar ve yaz aylarında eriyen karlar akarsuların debile rinin yükselmesine ve coşkun bir şekilde akmasına yol açar. Bölge akarsularının hidroelektrik enerji potansiyeli yüksektir. Bunun nedeni; yükselti ve eğimlerinin fazla olmasıdır. Bölgedeki fay hatları üzerinde göller oluşmuştur. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü başta olmak üzere Çıldır, Nazik, Erçek, Hazar, Balık ve Bulanık gölleri bölge sınırları içerisinde yer alır. Van Gölü Türkiye’ nin ikinci büyük kapalı havzasını oluşturur.&lt;br /&gt;İklim&lt;br /&gt;Doğu Anadolu iklimi, çok sert olarak özetle nebilir. Mevsimler ve gündüzgece arasındaki ısı fark ları çok fazladır. Yazlar ova kesimlerinde gündüzleri pek sıcak olur.(Malatya en sıcak ayının ortalama sıcaklığı 2909C, maksimum gölgede 4108C), fakat yayla ke simlerinde daha serin geçer (ensıcak ay ortalaması 1704C ve gölgede 3406C). Kışlar her yerde çok soğuk ve sürekli, kuzeydoğuya doğru daha serttir. (En soğuk ayın ortalama sıcaklığı ile minimum sıcaklığı: Malatya 101 e 2501, Van –306 ve –2807; Karaköse –1004 ve –4302; Erzurum –806 ve –3001; Kars –120C ve 3906C).Denizlerden uzaklığı yüzünden az yağışlı olmakla birlikte bölgenin dağlık yapısı İç Anadolu’ya göre yağış bakımından bir üstünlük sağlar. Özellikle dağların yağış getiren rüzgârara açık olmayan yamaçlarında ve çukur alanlarda az (Malatya 371mm, Iğdır 255mm, Erzurum 471mm, Van 378mm); mesela Güneydoğu Toroslar’ın güneybatıya bakan yüzeyinde pek boldur. (Sason 1.216mm, Lice 1.194 mm). Yağış rejimi bakımından Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmında (Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi’de, hatta İç Anadolu’da olduğu gibi) yaz mevsimi kurak geçer, yağışlar kış mevsiminde olur; bazende kışla beraber ilkbahar aylarına kayar (Gecikmiş Akdeniz rejimi). Yalnız bölgenin kuzeydoğu kesiminde (ErzurumKars Bölümü) bu bakımdan önemli bir değişiklik olur: yaz kuraklığı silinir, yaz en yağışlı mevsim hâline geklirken kurak mevsim kalmamakla beraber kış en az yağışlı mevsim olur. İklimin bu durumu, tabiî bitki örtüsünde ormanların neden az yer tuttuğunu (alçak yerlerde yazların kuru ve çok sıcak geçmesi, yüksek kesimlerde yazların kısa ve serin geçmesi) aydınlatır.&lt;br /&gt;Bitki örtüsü&lt;br /&gt;Bölgenin doğal bitki örtüsü bozkırdır. İlkbahar yağışlarıyla yeşeren bozkırlar yaz yağışlarıyla sararırlar. Yüksek kesimlerde (ErzurumKars yaylası) uzun boylu dağ çayırları görülür. Bölgede sarıçam ormanarıda bulunur. Yağışların fazla olduğu dağ eteklerinde meşe ormalarına rastlanır. Bölge Türkiye ormanlarının %11’ine sahip olup, orman alanları bakımında 5. sırada yer alır.&lt;br /&gt;Nüfus ve yerleşme&lt;br /&gt;Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfuslu ikinci bölgemizdir. Yaklaşık 5 milyon nüfusu ile km2’ye 34 kişi düşer. Nüfus yoğunluğu en az olan bölgemizdir. Bunun nedeni; nüfus miktarının az, bölge yüzölçümünün fazla olmasıdır. Bölgede kırsal nüfus şehir nüfusundan fazladır. Diğer bölglere sürakli göç verir. Bunun nedeni; iş imkanlarının sınırlı olmasıdır. Nüfus, bölgenin kuzey ve güneyindeki çöküntü ovalarında toplanmıştır. Erzurum, Erzincan, Malatya, Elazığ, Ağrı, Iğdır, Kars, Van, Bitlis, Bingöl, Tunceli, Hakkâri, Şırnak, Ardahan bölgedeki başlıca il merkezleridir. Bölgenin kırsak kesimlerinde hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı kom ve mezra yerleşmeleri vardır. Kırsal yerleşim alanları küçük ve dağınık birimler hâlinde dağ etekleri ve vadi boylarına dağılmıştır.&lt;br /&gt;Bögenin bölümleri&lt;br /&gt;Yukarı Fırat Bölümü a) Fizikî Özellikleri: • Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısını oluşturur. Fırat Nehri havzasını içine alır. Yüzölçümü en büyük olan bölümdür. Genel olarak dağlık olmakla birlikte geniş çöküntü ovaları da yer alır. • Önemli dağları; Güneydoğu Toroslar ve Mercan Dağları’dır. Nurhak, Malatya, Maden, Genç, Sason ve Bitlis dağları ile çökme sonucu oluşmuş tektonik kökenli Hazar Gölü yer alır. Afşin, Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Erzincan ve Uluova bölümünde yer alan önemli ovalardır. • Bölümün önemli akarsularını Fırat Nehri ve kolları (Karasu, Murat suyu) oluşturur. Bölümdeki fay hatları üzerinde zaman zaman depremler oluşmaktadır (1993 Erzincan depremi). • Yukarı Fırat Bölümü’nde kış mevsimi bölgenin diğer bölümlerine göredaha ılık, yazlar ise daha sıcaktır. Sert karasal iklim şartları bu bölgede etkisini kaybetmiştir. Bunun nedeni; yükseltinin az olması ve baraj göllerinin ılımanlaştırıcı etkisidir. • Yıllık yağış miktarı 400600mm olup, çöküntü ovalarında bu miktar azalır (Malatya Ovası 350mm). Yağışlar ilkbahar mevsiminde daha fazla düşer.kış yağışları kar şeklindedir. • Yukarı Fırat Bölümü’nün bitki örtüsü bozkırdır. Yer yer meşe ormanları da görülür. Ormanların sürekli tahrip edilmesi sonucunda toprak örtüsü aşırı erezyona mağruz kalmaktadır. b) Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Doğu Anadolu Bölgesi’nde toplam nüfusun ve nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölümdür. Bunun nedeni; iklimin ılıman, tarım alanlarının geniş ve ulaşımın yaygın olmasıdır. Şehirleşme oranı en fazla bu bölümdedir. Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli ve Bingöl önemli yerleşim alanlarıdır. • Bölgede tarım alanlarının en fazla olduğu bölüm Yukarı Fırat Bölümü’dür. İklim şartlarının diğer bölümlerden daha elverişli olması tarım ürünlerinin diğer bölümlerinden fazla yetişmesine neden olmuştur. Afşin, Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl ovalarında yoğun olarak tarım yapılır. Ovalardaki tarımsal nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üzerindedir. • Yukarı Fırat Bölümü’nde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, pamuk, tütün, şeker pancarı, baklagiller ve çeşitli sebze ve meyvelerdir. Bölümün en önemli tarım ürünü Malatya çevresinde gelişen kayısıdır. • Bu bölümde ovalar çevresinde ve plâtolarda küçükbaş hayvancılık yapılır. • Ülkemizde maden çeşitliliğin en fazla olduğu bölüm, Yukarı Fırat Bölümü’dür. Bu bölümde krom (Guleman, PoluElazığ), demir (HekimhanMalatya, DivriğiSivas), bakır (MadenElazığ), linyit (ElbistanK.Maraş), kayatuzu (Erzincan ve Tercan), kurşun ve çinko (KebanElazığ) ve kalay (Elazığ) madenleri çıkarılmaktadır. • Yukarı Fırat Doğu Anadolu Bölgesi’nde endüs trinin en fazla geliştiği bölümdür. Termik santral (Afşin, Elbistan, Kahraman Maraş), bakır işletmeleri (MadenEklazığ), şeker (Elazığ, Erzincan, Malatya), sigara (Malatya, Bitlis), pamuklu dokuma (ElazığMalatya) ve termik santral (Ergani,Diyarbakır) bölümde yer alan endüstri kuruluşlarıdır. Ayrıca Malatya’da un, yem, süt ve et kombinası, Elazığ’da çimento, ferrokrom ve plastik boru fabrikası vardır. • Fırat Nehri üzerinde Keban (Elazığ),Karakaya (Malatya) ve Murat Nehri üzerinde Hazar 12 (Elazığ) hidroelektrik santralleri yer alır. • Doğu Anadolu Bömlgesi’nde ticaretin en fazla geliştiği bölüm Yukarı Fırat’tır. Bölümde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihî eserler yer alır. Ayrıca baraj gölleri ve Hazar Gölü çevresinde mesire yerleri bulunur. Munzur Irmağı havzasındaki Mercan Vadisi Millî Parkı da bu bölümdedir. Erzurum Kars Bölümü Fizikî Özellikleri: • Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğusunda yer alır. Türkiye’nin en yüksek bölümüdür. Ortalama yükseltisi 2000m olan bölümün kuzeyinde Ardahan Platosu yer alır. Güneye doğru Allahuekber dağları ve ErzurumKars platosu sıralanmaktadır. • ErzurumKars Platosunun güneyindeki Aras Nehri bölümün sularını Hazar Denizi’ne boşaltır. Akarsuların debileriilkbahar ve yaz aylarında yükselir. • Bölümün en doğusunda Iğdır Ovası yer alır. Yükseltisi 800m civarında olan bu ova Aras Nehri tarafından sulanmaktadır. • Aras Nehri’nin güneyinde KarasuAras dağları ve Palandöken dağları bulunur. Daha güneyde ise Bingöl dağları yer alır. Van Gölü’nün kuzeyinde volkanik dağların en büyüğü olan Ağrı Dağı (5137m) bu bölümde yer alır. Türkiye’nin en yüksek dağıdır. Yükseltisi fazla olduğu için zirvesinde daimî karlar ve buzullar yer alır. • Bu bölümün kuzeyinde lav akıntısının gerisinde suların toplanmasıyla oluşan Çıldır Gölü bulunur. • ErzurumKars Bölümü’nde Iğdır yöresi hariç şiddetli karasal iklim hâkimdir. Kışlar çok soğuk, uzun ve kar yağışlıdır. Kar uzun süre yerde kalır. (56 ay), sıcaklık –400C’ye kadar düşer. • Iğdır Yöresi’nin yüksekliği az olduğu için sıcaklık değerleri daha yüksektir. Yıllı yağış miktarı Iğdır çevresinde 300mm iken,yükseklerde 600mm’ye kadar çıkmaktadır. • Bölümün doğal bitki örtüsü bozkırdır. Platolarda yaz yağışlarıyla gelişen uzun boylu çayırlar yetişir. Bölümde düşük sıcaklığa dayanıklı sarıçam ormanları da yer alır. Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Tarıma bağlı olarak nüfus daha çok ova çevrelerinde toplanmıştır. Bölümde kırsal nüfus fazladır. Toplu yerleşmelerde tek katlı meskenler yaygındır. Bölümün en önemli kentleri; Erzurum, Kars, Iğdır ve Ardahan’dır. • Bölüm yüksek ve engebeli olduğu için tarım alanları sınırlıdır. Tarım en fazla Iğdır Ovası’nda gelişmiştir. Iğdır’da yazların sıcak ve kurak geçmesi pamuk tarımının yayılmasına imkân sağlamıştır. İklimin etkisiyle arpa, buğday gibi tahıllar ve şeker pancarı tarımı da yapılır. • Bölümün en önemli ekonomik faaliyeti hayvancılıktır. Tarım alanlaının sınırlı olması kırsal kesimde halkı çayır ve meralarda büyükbaş havancılıkla uğraşmaya yöneltmiştir. Ayrıca yazın gelişip çiçek açan otlar arıcılığın gelişmesine neden olmuştur. • Bölümden çıkarılan madenler linyit (Erzurum), kayatuzu (KağızmanKars) ve oltu taşı (OltuElazığ)dır. • Endüstri faaliyetleri sınırlı olan bölümde daha çok tarımsal ve hayvansal ürünleri değerlendiren tesisler bulunur. Şeker (Erzurum), et kombinası, çimento, deri, süt ürünleri (ErzurumKars), dokuma (Erzurum, Iğdır) ve el sanatları (Kars) bölümünde yer alan başlıca endüstri kuruluşlarıdır. • Bölümde canlı hayvan ticareti yaygındır. Turizm sınırlı olup Palandöken ve Sarıkamış’ta kayak tesisleri vardır. YUKARI MURATVAN BÖL a) Fizikî Özellikleri : • Bu bölüm bölgenin doğusunu oluşturur. Bölümün en yüksek yerlerini Van Gölü’nün kuzeyinde kuzeydoğugüneybatı doğrultusunda uzanan volkanikdağlar oluşturur. Bu dağlar; Nemrut, Süphan, Tendürek ve Ağrı Dağları’dır. Murat Nehri, sularını bu bölümden toplar. • Bölümün doğusunda Van Gölü Kapalı Havzası bulunur. Van Gölü Türkiye’nin en büyük gölüdür. Suları sodalıdır. Nemrut yanardağının vadi önünü kapatması sonucu olmuştur. Van Gölü’nün çevresinde Nemrut, Nazik, Bulanık ve Erçek gölleri bulunur. • Murat Irmağı boyunca uzanan çöküntü hendeği boyunca Muş, Bulanık, Malazgirt, Ağrı ve Eleşkirt ovaları yer alır. • Bölümde karasal iklim şartları etkilidir. Van Gölü çevresinde karasal iklimin etkisi, ılımanlaştırıcı etkisine bağlı olarak azalır. Yıllık ortalama yağış, alçak kesimlerde 400mm (Van 381mm), yükseklerde 600mm (Muş 871mm) civarındadır. • Bölümün doğal bitki örtüsü bozkırdır. Yüksek kesimlerde dağ çayırları yer alır. Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Bu bölümde kırsal nüfus çok fazladır. Ancak son yıllarda şehirlere göç artmıştır. Bölümün en büyük şehri Van’dır. Diğerleri Muş ve Ağrı’dır. TatvanVan arasında feribot seferleri yapılır. • Yukarı MuratVan Bölümü engebeli olduğundan tarım alanları sınırlıdır. Muş Ovası tarım yapılan en önemli alandır. Bölümde en fazla tahıl ürünleri, özellikle arpa yetiştirilir. • Küçükbaş hayvancılık en önemli ekonomik uğraştır. • Bölümde endüstri az gelişmiştir. Şeker (Muş, Ağrı, Erciş, Van), çimento, iplik, et kombinası (Van) bölümdeki önemli endüstri tesisleridir. Bölümde canlı hayvan ticareti yaygındır. • Bölümde Ağrı dağı, Van kedisi, tarihî ve doğal güzellikleri önemli turistik varlıklarıdır. Hakkari Bölümü Fizikî Özellikleri: • Hakkâri Bölümü bölgenin güneydoğusunu oluturur. Türkiye’nin en dağlık ve engebeli bölümüdür. Bölümde Hakkâri ve Buzul (Cilo) dağı bulunur. Buzul Dağı’nın zirvesinde Uludoruk Tepesi 4135m’lik yükseltisi ile Türkiye’nin ikinci en büyük noktasıdır. Zirvesinde kalıcı kar ve buzullar yer alır. • Bu bölümün tek ovası Yüksekova’dır (2200m). • Önemli akarsuları Botan ve Zap Suyu’dur. • Yaz mevsimi genellikle sıcak ve kurak, kışlar çok soğuk ve kar yağışlıdır. Doğu Anadolu Bölgesi’nin en yağışlı bölümüdür. Yükseltisinden dolayı yağış miktarı artmıştır. Ortalama yağış 600800mm’dir. En fazla yağış kış ve ilkbaharda, en az yağış ise yaz mevsiminde düşer. b) Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Hâkim bitki örtüsü bozkırlar ve dağ çayırları olmakla birlikte yağışın fazla olduğu yerlerde meşe ormanları görülür. • Türkiye’de nüfus yoğunluğunun en az olduğu bölümdür. Bunun nedeni; yerşekillerinin engebeli ve tarım alanlarının dar olmasıdır. Hakkâri ve Şırnak önemli yerleşim merkezleridir. Bölüm sürekli olarak dışarıya göç verir. • Bölümün en geniş tarım alanı Yüksekova’dır. Daha çok tahıl tarımı yapılır. Akarsu boylarında çeltik, sebze ve meyve yetiştirilir. • Yaygın olarak yapılan ekonomik uğraş hayvancılıktır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın yanında arıcılık da oldukça gelişmiştir. • Bölüm yeraltı kaynakları bakımından oldukça fakirdir.&lt;br /&gt;Ekonomisi&lt;br /&gt;: Sanayi kuruluşları yetersiz olan Doğu Anadolu Bölgesi halkı geçimini, başta hayvancılık olmak üzere tarımdan sağlar. Bölgenin hayvancılığa çok elverişli olan ErzurumKars Bölümü’nde yüksek nitelikli sığırlar yetiştirilir. Çok sayıda küçükbaş hayvan besleyen göçer aşiretler yazın sürülerini bölgenin öteki kesimlerindeki yüksek yaylalarda otlatır. Bitkisel üretime elverişli alanlar, bölge yüzölçümünün ancak %10’unu kaplar. Bu alanın büyük bölümünde tahıl ekimi yapılır. Tahıldan başka baklagiller, şeker pancarı, meyve, sebze, pamuk ve az miktarda da tütün yetiştirilir. Pamuk yetiştirilen kuytu Iğdır, Malatya ve Elazığ ovalarını yanı sıra Erzincan Ovası ile Van Gölü çevresinde meyve bahçeleri çok yer tutar. Yalnızca büyük kentler çevresinde kurulan sanayilerin başlıcaları pamuklu dokuma, iplik, şeker, süttozu, un, peynir, yem, sigara ve çimento fabrikaları ile et kombinalarıdır. Yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin sayılan Doğu Anadolu Bölgesi’nde Afşin ve Elbistan’da linyit, Hekimhan ve Divriği yörelerinde bakır, Guleman yöresinde krom, Maden yöresinde bakır, Keban ve Baskil yöresinde de gümüşlü kurşun yatakları vardır. Keban ve Karakaya hidroelektrik, AfşinElbistan termik santralları bölgenin başlıca enerji üretim kuruluşlarıdır. Tarımsal alanları kısıtlı, sanayi işyerleri yetersiz olan bölge halkının artan nüfusu içinde işsiz kalan kesimi, ülkenin ekonomikolanakları daha gelişmiş olan yörelerine göç etmek zorunda kalmaktadır. Bölgenin Türkiye Ekonomisindeki Yeri: Doğu Anadolu yurdun en geniş ama en tenha ve en geri kalmış bölgesidir. Bu bölgenin yurt ekonomisine en büyük katkısı canlı hayvan ve hayvan ürünleri ihracatı alanındadır. Yurdumuzdaki küçükbaş hayvanların %21’si, sığırların %25’i bu bölgede yetiştirilir. Toprak ürünleri bakımından yurt ekonomisine katkısı azdır. Madencilik alanında yurt ekonomisine katkısı önemlidir: Tüm yurtta çıkarılan bakırın %50’si, kromun %70’i, demirin %75’i, mabünganezin %35’i, baritin %75’i, çinko ve kayatuzunun önemli bir kısmı bu bölgeden elde edilir. Bölgenin maden yatakları zengindir. Bölgenin elektrik enerjisi üretimindeki payı büyüktür. Sadece Keban santrali tüm Türkiye üretiminin %25’ini gerçekleştirmektedir. Yapımı devam eden yeni hidroelektrik santralleri bittiğinde, bölge bu yönüyle çok daha büyük bir önem kazanacaktır. Türkiye’de hidroelektrik üretimine elverişli akarsu potansiyelinin üçte biri bu bölgede bulunmaktadır.&lt;br /&gt;TurizmDoğu Anadolu Bölgesi’nin turizm kaynaklarını tarihî eserler ve doğal güzellikler oluşturur. Ulaşım yetersizliği, iklimin elverişsizliği turizmin gelişmesini engellemiştir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde turitlerin en çok ilgisini çeken yerler, &lt;a title="İshak Paşa Sarayı hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/İshak_Paşa_Sarayı"&gt;İshak Paşa Sarayı&lt;/a&gt;’nın bulunduğu &lt;a title="Doğu Beyazıt hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Doğu_Beyazıt"&gt;Doğu Beyazıt&lt;/a&gt;, Ağrı Dağı, &lt;a title="Kommagene Krallığı hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Kommagene_Krallığı"&gt;Kommagene Krallığı&lt;/a&gt; dönemine ait kalıntıların bulunduğu &lt;a title="Nemrut Dağı hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Nemrut_Dağı"&gt;Nemrut Dağı&lt;/a&gt;, Muradiye ve Gürlevik Çağlayanı ile Van Gölü’ndeki &lt;a title="Akdamar Adası hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Akdamar_Adası"&gt;Akdamar Adası&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-9181195714354004697?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/9181195714354004697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dou-anadolu-blgesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/9181195714354004697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/9181195714354004697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dou-anadolu-blgesi.html' title='doğu anadolu bölgesi'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-5461217173016761322</id><published>2008-07-17T00:28:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:28:37.206-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dna ve rna'/><title type='text'>dna ve rna</title><content type='html'>DNA nedir? Bir DNA molekülünün yapısı ve şekli&lt;br /&gt;1. Çekirdek asitlerinin bulunuşuFriedrich Miescher, 1869 yılında irinde ve sombalığında fosforca zengin, karbon, azot ve hidrojen içeren yeni bir organik bileşen olan “Çekirdek asitlerini” buldu.Biyologlar bu yeni maddenin kalıtsal şifrenin temeli olduğunu ancak 80 yıl sonra anlayabildi. Bu asitlerin yapı taşları da “Nükleotid” olarak adlandırıldı. 1953’te James Watson ve Francis Crick DNA’nın modelini tahmin ederek, kalıtsal bilginin taşınmasını ve kendisini eşlemesini açıkladılar. Biyolojik bilgilerin DNA’dan, RNA aracılığı ile, dönüşsüz olarak proteine bilgi aktarımı şeklinde olması “Sentral Dogma” olarak adlandırıldı. 2.DNA’nın yapı taşlarıNükleotidler nükleik asitlerin monomerleridir. Yapılarında şu moleküller bulunur:a) Azotlu organik baz: Halka sayısına göre ikiye ayrılır:Pürinler: İki halkalı bir yapıya sahiptir. Adenin (A), Guanin (G). Primidinler: Tek halkalı bir yapıya sahiptir. Sitozin (S), Timin (T), Urasil (U).b) Beş karbonlu şeker: Nükleik asitlerde riboz (C5H10O5) ve deoksiriboz (C5H10O4) olmak üzere iki çeşit şeker bulunur. c) Fosforik asit (H3PO4): Fosforik asit diğer bir moleküle bağlanırken OH- gruplarından birini kaybeder ve fosfat grubu adını alır. 3.DNA’nın molekül modeli:Ø Şekil 1. Şekil 1 Watson-Crick modeli.4.DNA’nın Replikasyonu:Hücreler iki yeni hücre oluşturmak üzere bölünecekleri zaman, genom kendini eşler ve DNA’nın kendini eşlemesi (replikasyon) adını verdiğimiz bu olay hücre çekirdeğinde gerçekleşir. Öncelikle baz çiftleri arasındaki zayıf bağlar açılır, iki iplik birbirinden ayrılır. Her iplik üzerinde eşleme yapılır ve yeni oluşan iplikler kalıp olarak kullandıkları ipliğin tamamlayıcısı olurlar ve bu şekilde oluşan iki yeni çift sarmal, orjinal sarmalın tam kopyasıdır.5.Ribonükleik asit:a) Messenger RNA (mRNA):DNA kalıbı üzerinde sentezlenir. Bu olaya transkripsiyon denir. mRNA’ya sentezlenecek protein bilgisi aktarılır. mRNA’da komşu üç nükleotide kodon denir. her kodon bir amino asidi şifreler. mRNA DNA’dan aldığı genetik şifreyi ribozomlara götürüp protein sentezinde görev yapar.b) Transfer RNA (tRNA):mRNA’dan aldığı bilgi doğrultusunda sitoplazmadaki amino asitleri ribozoma taşır ve proteinin sentezlenmesini sağlar. Her tRNA’da mRNA’daki kodonları okuyacak ve ona uyacak bir antikodon bulunur. Üç nükleotitten meydana gelir. tRNA’da diğerlerinden farklı olarak A ile U, G ile S eşleşir.c) Ribozomal RNA (rRNA):Ribozomların yapısına katılır. DNA tarafından sentezlenen rRNA çekirdekçikte depolanır. Ribozomların alt birimleri oluşurken buradan alınıp kullanılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-5461217173016761322?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/5461217173016761322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dna-ve-rna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5461217173016761322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5461217173016761322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dna-ve-rna.html' title='dna ve rna'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-4419738519764462339</id><published>2008-07-17T00:27:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:27:41.569-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devletçilik'/><title type='text'>dewletçilik</title><content type='html'>DEVLETÇİLİK&lt;br /&gt;Anayasamızda da yer alan devletçilik ilkesi, tüm ülkelerin ortak amacı olan toplumun esenlik ve mutluluğunu sağlayıcı toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri saptayan bir yöntemdir. Genel çizgileri ile özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi devlet eliyle ve araçları ile gerçekleştirmek ilkesidir.&lt;br /&gt;Anayasamızın devletin görev ve sorumlulukçuna bıraktığı, yerine getirmekle yükümlü olduğu belli başlı görevleri saptayan maddeleri, devletin, ulusun bireylerinin ve tümünün esenlik ve mutluluğu ile ülkenin güvenlik ve bağımsızlığının korunması esaslarını kapsar.&lt;br /&gt;Genel olarak her devletin temel iki ödevi vardır:&lt;br /&gt;a. Ülke içinde güvenliği ve adaleti kurmak ve sürdürmek, bu suretle yurttaşların her çeşit özgürlüklerini dokunulmazlık altında bulundurmak,&lt;br /&gt;b. Diş siyasal ve öteki uluslarla ilişkileri iyi yöneterek, ülkede her çeşit savunma güçlerini, her an hazır tutarak ulusun bağımsızlığını güvence altında tutmak ve bu uğurda başka çare kalmazsa, silahla savunmaktır.&lt;br /&gt;Denebilir ki devletin oluşturulmasında amaç bu iki temel ödevin yerine getirilmesini sağlamaktır. Çünkü bu ödevlerin yurttaşların birey olarak yapmağa güçlerinin yetmeyeceği islerdir.&lt;br /&gt;Bunlardan başka devletin ilgilendiği belli başlı isler, bayındırlık, eğitim, kültür, sağlık ve sosyal yardim, tarım, ticaret ve sanayice ilişkin ekonomik etkinliklerdir.&lt;br /&gt;Tarımla, tecimle, sanayi ile ekonomik islere devletin girmemesi, bireylere bırakması gerektiği görüsünde bulunan kurama "bireycilik" derler. Ulusun genel ve ortak çıkarlarına ait, siyasal ve düşünsel islerde olduğu gibi her turlu ekonomik islerin de bireylere bırakılmayıp devlet tarafından yapılmasının daha uygun olacağını savunan kurama da "devletçilik" denir.&lt;br /&gt;Devletin temel iki ödevinin yanında ekonomik amaçlı ödevler, doğrudan doğruya devletin zorunlu görevlerinden görünmemekle birlikte, ana görevlerinin yerine getirilmesinde etkindirler. Vatandasın güvenliğini ve esenliğini her şeyin basında düşünmek ve sağlamakla yükümlü olan devletin, ana görevlerinin yerine getirilmesinde son derece etkili ekonomik amaçlı ödevleri de bireylere ya da ortaklıklara tümüyle bırakabilmek için, bu islerin devletin el koymasına ve yardımına gerek kalmadan yürütüleceğine, devletin temel ödevlerini yerine getirmekte güçlükler yaratmayacağına güvenmesi gerekir.&lt;br /&gt;Bu gibi islerde, bireylerin kurmaya olanak bulamayacakları geniş ve güçlü örgütler gerekebilir. Ya da bu gibi islerde yeterince çıkar elde edemeyecekleri için, o islerden vazgeçerler. Oysa ki o isler, ulusça yaşamsal bir önem taşıyabilir. İste devlet onu yapmak zorunda bulunur.&lt;br /&gt;Devletin, bireye göre amacı çok farklı bir özellik taşır. O, toplumun ortak çıkarını ve ilerlemesini düşünür. Bireyleri, özel çıkar hırsından ne ölçüde uzaklaştırmak olanaklıdır, düşünülmeye değer.&lt;br /&gt;Anayasamızda da yer alan bu ilkenin, özellikle halkçılık ilkesini bütünleyici, halkçılık ilkesinin gerçekleşmesini sağlayacak bir yöntem olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu ilke, yüzyıllar boyu sağlanmış teknik gelişmeleri, sanayii kısa surede yurtta sağlamayı istemekte, ona çalışmakla birlikte, bunları basarmış ülkelerin, yaptıkları büyük yanlışlıklara, içine düştükleri büyük zorluklara ve çelişkilere uğramamak için ortaya konmuş ve Atatürk tarafından gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Atatürk ilkeleri arasında özel bir yer tutan devletçilik, ulus birliğini, ulus bütünlüğünü sınıflara parçalamamak; bu sınıflar arasında ulus varlığını sarsan, yıpratan çatışmalara, karşıtlıklara düşmemek amacına yöneliktir.&lt;br /&gt;Devletçilik ilkesi, devlet ile bireyin etkinlik alanlarını saptarken özel ve bireysel ekonomik girişim ve etkinliklere set çeken, onları yok eden bir yöntem değil, ilke olarak devleti bireyin yerine koymamak, fakat bireyin gelişmesi için genel koşulları hazırlamak ve bireyin kişisel etkinliğini ekonomik ilerlemenin ana kaynağı olarak görmek anlayışıdır.&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşımız, "birlik ve dayanışma" ile anamalcılığın sömürgeciliğine karsı kazanılmıştı. Genç Türkiye Cumhuriyeti de bu birlik ve dayanışmayı toplumun gelişmesi atılımlarında gerçekleştirmek zorundadır. Nasıl, cumhuriyet yönetiminin kuruluş başlangıcında somurucu, anamalcı ve isçi sınıfları yoksa, çağdaş uygarlık yolundaki gelişmelerde de sınıf karşıtlıklarına, çatışmalarına düşmeden toplum yapısında ekonomik ve kültürel dengeler sağlamak da devletçiliğin amaçları arasındadır. devletçiliğin bu anlamda uygulanışı, cağımıza ve geleceğe uygun özgün bir girişimdir. Atatürk devletçiliği, Türk ulusu için olduğu kadar, onun durumunda olan egemenlikleri, özgürlükleri için savaşan, anamalcı ülkelerin sömürülerinden kurtulmak çabasında olan uluslar için de toplumsal bir koşul, bir gerekirciliktir.&lt;br /&gt;Devletçilik ilkesi, doğumu, denemesi, uygulanması ile ulusal; amacı ve geleceği ile evrenseldir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-4419738519764462339?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/4419738519764462339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dewletilik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4419738519764462339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/4419738519764462339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dewletilik.html' title='dewletçilik'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-444801448181726284</id><published>2008-07-17T00:25:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:26:54.447-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dede korkut'/><title type='text'>dede korkut hikayeleri</title><content type='html'>DEDE KORKUT HİKÂYELERİ&lt;br /&gt;Dede Korkut hikâyeleri &lt;a title="Oğuz Türkleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_T%C3%BCrkleri"&gt;Oğuz Türkleri&lt;/a&gt;'nin en bilinen &lt;a title="Epik" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Epik&amp;amp;action=edit"&gt;epik&lt;/a&gt; &lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;destanlarındandır&lt;/a&gt;. Destanın &lt;a title="9. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/9._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;9. yüzyıla&lt;/a&gt; dayandığı varsayılsa da, Türk boylarının göçmen olmalarından dolayı tam olarak bir tarih belirlemek mümkün değildir. Dede Korkut Kitabındaki hikayeler tarih boyunca dilden dile, anlatıcıdan anlatıcıya aktarılan bir sözlü gelenek ürünüdür. Bu süreç içerisinde değişikliklere uğrayan hikayeler &lt;a title="16. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/16._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;16. yüzyılda&lt;/a&gt; yazıya geçirilmişlerdir.&lt;br /&gt;//&lt;br /&gt;&lt;a name="Dede_Korkut"&gt;&lt;/a&gt;Dede Korkut&lt;br /&gt;Dede Korkut Kırım Tatar'ı olup destanların ilk anlatıcısıdır. Hikayelerde veli bir kişi olarak ortaya çıkar. Oğuzlar önemli meseleleri ona danışırlar. &lt;a title="Keramet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Keramet"&gt;Keramet&lt;/a&gt; sahibi olduğuna inanılır. Gelecekten haberler verdiği söylenir. Ozan ve Kam dır. &lt;a title="Kopuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kopuz"&gt;Kopuz&lt;/a&gt; &lt;a title="Oğuzname" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=O%C4%9Fuzname&amp;amp;action=edit"&gt;Oğuzname&lt;/a&gt;’de, Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı ve Muhammed bin AbdullahMuhammed’e &lt;a title="Elçi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=El%C3%A7i&amp;amp;action=edit"&gt;elçi&lt;/a&gt; olarak gönderildiği anlatılmaktadır. &lt;a title="Oğuz Han" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Han"&gt;Oğuz Han&lt;/a&gt;’a &lt;a title="Vezir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vezir"&gt;vezir&lt;/a&gt; lik yapmış olduğu da çalıp, &lt;a title="Hikmet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikmet"&gt;hikmetli&lt;/a&gt; sözler söyler. &lt;a title="Kopuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kopuz"&gt;Kopuzuna&lt;/a&gt; da kendine duyulduğu gibi saygı duyulur. düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="Destanlar"&gt;&lt;/a&gt;Destanlar&lt;br /&gt;Kitapta on iki tane &lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;destan&lt;/a&gt; vardır. Bu &lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;destanların&lt;/a&gt; her biri bir boy için söylenilmiştir. Bu &lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;destanlarda&lt;/a&gt; boyların &lt;a title="Han (sıfat)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Han_%28s%C4%B1fat%29&amp;amp;action=edit"&gt;Hanlarının&lt;/a&gt; başından geçen olaylar, ad koyma, &lt;a title="Canavar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Canavar"&gt;canavarlarla&lt;/a&gt; &lt;a title="Savaş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sava%C5%9F"&gt;savaşma&lt;/a&gt; gibi bölümler yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Hikaye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikaye"&gt;Hikayelerin&lt;/a&gt; dili oldukça sadedir. 15-&lt;a title="16. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/16._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;16. yüzyılda&lt;/a&gt; yazıya geçirildikleri halde arı bir &lt;a title="Türkçe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e"&gt;Türkçe&lt;/a&gt;’ye sahiptir. Az miktarda &lt;a title="Arapça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a"&gt;Arapça&lt;/a&gt; kökenli kelime de vardır. &lt;a title="Orhan Şaik Gökyay" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_%C5%9Eaik_G%C3%B6kyay"&gt;Orhan Şaik Gökyay&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Muharrem Ergin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Muharrem_Ergin"&gt;Muharrem Ergin&lt;/a&gt;’in &lt;a title="Latin harfleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Latin_harfleri"&gt;Latin harfleri&lt;/a&gt; ile yayınladıkları kitaplar &lt;a title="İlköğretim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0lk%C3%B6%C4%9Fretim"&gt;ilköğretim&lt;/a&gt; &lt;a title="Öğrenci" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96%C4%9Frenci"&gt;öğrencilerinin&lt;/a&gt; anlayabileceği kadar sade ve basit &lt;a title="Cümle" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/C%C3%BCmle"&gt;cümle&lt;/a&gt; yapısına sahiptir. &lt;a title="Hikaye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikaye"&gt;Hikayeler&lt;/a&gt; çoğunlukla &lt;a title="Manzum" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Manzum&amp;amp;action=edit"&gt;manzum&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Ahenk" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ahenk&amp;amp;action=edit"&gt;ahenkli&lt;/a&gt; bir şekilde anlatılır. &lt;a title="Manzum" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Manzum&amp;amp;action=edit"&gt;Manzumların&lt;/a&gt; bir kısmı &lt;a title="Kafiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kafiye"&gt;kafiyeli&lt;/a&gt; olmasa da kulağa hoş gelen bir söyleyiş tarzı vardır. Kitapta yaklaşık 8.000 tane farklı &lt;a title="Sözcük" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%B6zc%C3%BCk"&gt;sözcük&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Deyim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Deyim"&gt;deyim&lt;/a&gt; geçer. &lt;a title="Cümle" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/C%C3%BCmle"&gt;Cümleler&lt;/a&gt; kısa ve &lt;a title="Yalın" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yal%C4%B1n"&gt;yalındır&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a name="Dede_Korkut_Destanlar.C4.B1n.C4.B1n_Gene"&gt;&lt;/a&gt;Dede Korkut Destanlarının Genel İç Yapısı [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Dede Korkut Destanlarının Genel İç Yapısı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Dede_Korkut_hik%C3%A2yeleri&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=3"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;&lt;a title="Dede Korkut" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dede_Korkut"&gt;Dede Korkut&lt;/a&gt; &lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;destanları&lt;/a&gt; olağanüstü olayların yoğunluğundan sıyrılmış ve günlük, sade olaylar içeriklerine dahil olmuştur. &lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;Destan&lt;/a&gt; niteliğine, tüm &lt;a title="Oğuzlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuzlar"&gt;Oğuzlar&lt;/a&gt;'ı etkilemesiyle ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Hikaye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikaye"&gt;Hikayelerde&lt;/a&gt; dersler verilmiş, halk bilgilendirilmek istenmiştir. Destanlaşmış tarih olayları anlatılmıştır. &lt;a title="Oğuzlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuzlar"&gt;Oğuzların&lt;/a&gt; &lt;a title="Din" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Din"&gt;dinî&lt;/a&gt; inançları belirtilmiştir. Örneğin, &lt;a title="Alp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alp"&gt;Alp&lt;/a&gt;'lerin savaşa gitmeden önce arı suyla abdest aldığı ve iki &lt;a title="Rekat" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Rekat&amp;amp;action=edit"&gt;rekat&lt;/a&gt; &lt;a title="Namaz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Namaz"&gt;namaz&lt;/a&gt; kıldıkları belirtilmiştir. &lt;a title="Halk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Halk"&gt;Halkın&lt;/a&gt; &lt;a title="Ekonomi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekonomi"&gt;ekonomik&lt;/a&gt; durumu da anlatılmıştır. &lt;a title="Oğuzlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuzlar"&gt;Oğuzların&lt;/a&gt; daha çok &lt;a title="Hayvancılık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayvanc%C4%B1l%C4%B1k"&gt;hayvancılıkla&lt;/a&gt; geçindiği neredeyse her &lt;a title="Hikaye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hikaye"&gt;hikayede&lt;/a&gt; görülmektedir. Yalnız, &lt;a title="Oğuzlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuzlar"&gt;Oğuzlar&lt;/a&gt;’da üstünlük; zenginlikle, mal ve mülkle olmamaktadır. Bunun için &lt;a title="Yiğit" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yi%C4%9Fit&amp;amp;action=edit"&gt;yiğitlik&lt;/a&gt; gerekmektedir. Erkek gençlerin isim alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekir. &lt;a title="Yiğit" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yi%C4%9Fit&amp;amp;action=edit"&gt;Yiğitlik&lt;/a&gt; gösteren &lt;a title="Delikanlı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Delikanl%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;delikanlıya&lt;/a&gt;, Dede Korkut, isim verir. Verdiği isimler genellikle &lt;a title="Delikanlı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Delikanl%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;delikanlının&lt;/a&gt; gösterdiği &lt;a title="Yiğitlik" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yi%C4%9Fitlik&amp;amp;action=edit"&gt;yiğitlikle&lt;/a&gt; alakalıdır. Mesala &lt;a title="Boğaç Han" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bo%C4%9Fa%C3%A7_Han&amp;amp;action=edit"&gt;Boğaç Han&lt;/a&gt;’a Boğaç ismi, &lt;a title="Boğa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C4%9Fa"&gt;boğayı&lt;/a&gt; boğduğu için verilmiştir. &lt;a title="Oğuzlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuzlar"&gt;Oğuzlar&lt;/a&gt; işlerini kendileri yapamazsa küçük düşerler. Üstünlüklerini kaybetmemek için yardım kabul etmezler. &lt;a title="Kazan Han" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kazan_Han&amp;amp;action=edit"&gt;Kazan Han&lt;/a&gt;’ın hikayesinde de böyle olmuş, &lt;a title="Kazan Han" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kazan_Han&amp;amp;action=edit"&gt;Kazan Han&lt;/a&gt;; çobanı, yardımını engellemek için ağaca bağlamıştır.&lt;br /&gt;Hikayelerde kadın da söz sahibidir ve hanlık edebilir. Kadın evlenirken güçlü, yiğit birini arar. Gerektiğinde de &lt;a title="Savaş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sava%C5%9F"&gt;savaşır&lt;/a&gt; fakat onun savaşması erkeği küçük düşürür.&lt;br /&gt;&lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;Destanlarda&lt;/a&gt; yoğunlukla &lt;a title="İdeal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0deal&amp;amp;action=edit"&gt;ideal&lt;/a&gt; &lt;a title="Oğuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz"&gt;Oğuz&lt;/a&gt; &lt;a title="Alp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alp"&gt;Alp&lt;/a&gt;'inin nasıl olması gerektiği anlatılıyorsa da &lt;a title="Alp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alp"&gt;Alpler&lt;/a&gt;'in başına gelen olaylardan herkese pay düşmektedir. Büyüklüğün ve güçlülüğün erdem ve &lt;a title="Hüner" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=H%C3%BCner&amp;amp;action=edit"&gt;hünere&lt;/a&gt; bağlı olduğu her fırsatta belirtilmektedir. &lt;a title="Düşman" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=D%C3%BC%C5%9Fman&amp;amp;action=edit"&gt;Düşmana&lt;/a&gt; karşı &lt;a title="Savaş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sava%C5%9F"&gt;savaşmak&lt;/a&gt; da &lt;a title="Yiğit" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yi%C4%9Fit&amp;amp;action=edit"&gt;yiğitliğin&lt;/a&gt;, büyüklüğün göstergesidir. Verilen dersler bu kadarla da kalmamaktadır. Bunların bir kısmı doğrudan &lt;a title="Devlet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Devlet"&gt;devlete&lt;/a&gt; ve yöneticilere, bir kısmı da &lt;a title="Millet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Millet"&gt;millete&lt;/a&gt; verilmek istenen derslerdir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Devlete_Verilen_.C3.96.C4.9F.C3.BCtler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlete Verilen Öğütler&lt;br /&gt;&lt;a title="Destan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Destan"&gt;Destanlarda&lt;/a&gt; genel bir ilke şeklinde &lt;a title="Oğuz Türkleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_T%C3%BCrkleri"&gt;Oğuz&lt;/a&gt; birliğini devam ettirme fikri işlenmiştir. Bu birliği devam ettirebilmek için devlete ve devlet adamlarına;&lt;br /&gt;Ekonomik güce sahip olma,&lt;br /&gt;Hüner ve erdem sahibi olma,&lt;br /&gt;Buyruk olmanın gereği anlatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a name="Alplere_Verilen_.C3.96.C4.9F.C3.BCtler"&gt;&lt;/a&gt;Alplere Verilen Öğütler&lt;br /&gt;Ok atmada ve &lt;a title="Yay (silah)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yay_%28silah%29"&gt;yay&lt;/a&gt; çekmede hünerli olmak&lt;br /&gt;Düşman ile savaşta üstün gelmek&lt;br /&gt;Ülkesine sahip çıkmak&lt;br /&gt;Zengin ve eli açık olmak (Aç doyurmak, yoksul donatmak şeklinde geçen halka karşı merhametli ve cömert olmak)&lt;br /&gt;Soylu olmak ve soyunu küçük düşürmemektir&lt;br /&gt;&lt;a name="Halka_Verilen_.C3.96.C4.9F.C3.BCtler"&gt;&lt;/a&gt;Halka Verilen Öğütler&lt;br /&gt;Destanlarda, halka Alpler kadar yer verilmese de çoban gibi kahramanlarla ve örnek Alplerle halka da bir takım dersler verilmiştir:&lt;br /&gt;Devlete sadık olmak ,&lt;br /&gt;Misafirperver olmak ,&lt;br /&gt;Dedikodu yapmamak ,&lt;br /&gt;Dürüst olmak ,&lt;br /&gt;Korkak olmamak ,&lt;br /&gt;Çocuğunu iyi yetiştirmek ,&lt;br /&gt;Üstüne düşen görevi yerine getirmek ,&lt;br /&gt;Eşine sadık olmak ,&lt;br /&gt;Ana babaya hürmet etmek ...&lt;br /&gt;&lt;a name="Dede_Korkut_Destanlar.C4.B1nda_Yer_Alan_"&gt;&lt;/a&gt;Dede Korkut Destanlarında Yer Alan Eski Türk Gelenekleri&lt;br /&gt;Ad Koyma: Oğuz Türklerinde han ailesi ve önemli kişilerin çocukları bir kahramanlık göstermekle ad almaya hak kazanırlardı. Bu yiğitliği gösterdikten sonra &lt;a title="Dede Korkut" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dede_Korkut"&gt;Dede Korkut&lt;/a&gt;'u çağırırlardı. Dede Korkut da dua edip gence yiğitliğiyle alakalı bir isim verirdi; "... Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin."&lt;br /&gt;Toy etme (Toplantı yapıp karar verme): Oğuzlar mühim konularda karar vermek için toplantı yaparlardı; "Kudretli Oğuz beylerini hep çağırdılar evlerine getirdiler. Ağır misafirlik eylediler."&lt;br /&gt;Düğün: Düğünler halen devam eden bir Türk geleneğidir. Düğünlerde ziyafet verilir şenlik yapılırdı.&lt;br /&gt;Kız İsteme: Kız babasından veya abisinden istenirdi. Kız istemeğe büyük ve saygın kişiler giderdi. Dede Korkut Deli Karçar'dan kız kardeşini Bamsı Beyrek'e şöyle istemiştir; "Tanrını buyruğu ile peygamberin kavli ile aydan arı, &lt;a title="Güneş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F"&gt;güneşten&lt;/a&gt; güzel kız kardeşin Banu Çiçek'i Bamsı Beyrek'e istmeğe gelmişim."&lt;br /&gt;Başlık Alma: Kız vermeye karşılık kızın ailesi başlık isterlerdi. Kitapta kız kardeşini vermek istemediği için aşırı miktarda başlık isteyen Deli Karçar anlatılmıştır. Deli Karçar "Dede, kız kardeşim yoluna ben ne istersem verir misin?" der. Dede: "Verelim dedi, görelim ne istersin?" der. Deli Karçar: "Bin erkek &lt;a title="Deve" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Deve"&gt;deve&lt;/a&gt; getirin dişi deve görmemiş olsun, bin de &lt;a title="Aygır" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ayg%C4%B1r&amp;amp;action=edit"&gt;aygır&lt;/a&gt; getirin ki hiç &lt;a title="Kısrak" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=K%C4%B1srak&amp;amp;action=edit"&gt;kısrakla&lt;/a&gt; çiftleşmemiş olsun, bin de koyun görmemiş &lt;a title="Koç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ko%C3%A7"&gt;koç&lt;/a&gt; getirin, bin de &lt;a title="Pire" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pire"&gt;pire&lt;/a&gt; getirin bana dedi. Eğer bu dediğim şeyleri getirirseniz pek ala veririm"&lt;br /&gt;Sövüş Etme: Misafir için hayvan kesmedir. Oğuzlar bir misafir geldiği zaman onun için bir hayvan kesip ikram ederlerdi.&lt;br /&gt;Düş Yorma: Rüyalarında gördükleri garip durumları Dede Korkut'a yorumlatıp anlam çıkarırlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-444801448181726284?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/444801448181726284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dede-korkut-hikayeleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/444801448181726284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/444801448181726284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/dede-korkut-hikayeleri.html' title='dede korkut hikayeleri'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-875198497231505127</id><published>2008-07-17T00:24:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:25:12.167-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='danişmentler'/><title type='text'>danişmentler</title><content type='html'>Danişmendliler(Danişmentliler)&lt;br /&gt; &lt;a title="1072" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1072"&gt;1072&lt;/a&gt; – &lt;a title="1178" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1178"&gt;1178&lt;/a&gt; yılları arasında &lt;a title="Sivas" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sivas"&gt;Sivas&lt;/a&gt; merkez olmak üzere &lt;a title="Çorum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87orum"&gt;Çorum&lt;/a&gt;,&lt;a title="Tokat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokat"&gt;Tokat&lt;/a&gt;,&lt;a title="Niksar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Niksar"&gt;Niksar&lt;/a&gt;,&lt;a title="Amasya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amasya"&gt;Amasya&lt;/a&gt;,&lt;a title="Malatya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Malatya"&gt;Malatya&lt;/a&gt;,&lt;a title="Kayseri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kayseri"&gt;Kayseri&lt;/a&gt; civarında kurulmuş bir &lt;a title="Anadolu Beylikleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_Beylikleri"&gt;Anadolu beyliğidir&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a title="11. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/11._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;11. yy.&lt;/a&gt; ve &lt;a title="12. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;12. yy.&lt;/a&gt;'larda hüküm sürmüş merkezi Sivas olan Boz-Ulus Türkmenlerinden &lt;a title="Danişmendli Türkmenleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dani%C5%9Fmendli_T%C3%BCrkmenleri"&gt;Danişmendli Türkmenlerinin&lt;/a&gt; oluşturduğu beylikdir.Danişment kelime manası &lt;a title="Farsça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fars%C3%A7a"&gt;Farsça&lt;/a&gt; da “öğretici adam”’dır.&lt;br /&gt;1063 yılından itibaren Sultan &lt;a title="Alp Arslan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alp_Arslan"&gt;Alparslan&lt;/a&gt;’ın hizmetine giren Danişmend; ilmi, cesareti ve yiğitliğiyle onun dikkatini çekmiş ve en güvenilir komutanları arasında yer almıştır. Malazgirt Savaşı 'na da katılan Danişmend Ahmed Gâzi, zaferin kazanılmasında önemli rol oynadı. Sultan Alparslan, savaşa katılan emirlerinden, Anadolu’da fetihlerde bulunmalarını istemiş ve fethedecekleri yerlerin kendilerine verileceğini bildirmişti. Zaferi müteâkip, fetihlere girişen beyler, Anadolu’nun muhtelif şehirlerini zaptederek, buralarda kendi adlarıyla anılan beylikler kurmuşlardı. Danişmend Ahmed Gâzi de, zaferden sonra Bizanslılardan Sivas’ı aldı ve Danişmendli Hanedânını kurdu (1071). Rivayete göre Türkmenlere öğretmenlik yaptığı için Dânişmend Gazi diye anılan Ahmed Bey, &lt;a title="Anadolu Selçukluları" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_Sel%C3%A7uklular%C4%B1"&gt;Anadolu Selçukluları&lt;/a&gt; Sultanı &lt;a title="Kutalmışoğlu Süleyman Şah" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kutalm%C4%B1%C5%9Fo%C4%9Flu_S%C3%BCleyman_%C5%9Eah"&gt;Kutalmışoğlu Süleyman Şah&lt;/a&gt;’ın ölümüyle nüfuzunu daha da artırdı. &lt;a title="Ankara" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara"&gt;Ankara&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kastamonu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kastamonu"&gt;Kastamonu&lt;/a&gt;, &lt;a title="Çankırı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ank%C4%B1r%C4%B1"&gt;Çankırı&lt;/a&gt;’yı ele geçirdi.&lt;br /&gt;Sivas’ı bir üs olarak kullanan Danişmend Gâzi; Çavuldur, Tursan, Kara Doğan, Osmancık, Iltekin ve Karatekin adlı emirleriyle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Develi ve Çorum’u fethederek, beyliğine kattı.&lt;a title="Birinci Haçlı seferi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_Ha%C3%A7l%C4%B1_seferi"&gt;I. Haçlı seferi&lt;/a&gt; sırasında &lt;a title="19 Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/19_Haziran"&gt;19 Haziran&lt;/a&gt; &lt;a title="1097" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1097"&gt;1097&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="I. Kılıçarslan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7arslan"&gt;I. Kılıçarslan&lt;/a&gt; başkenti &lt;a title="İznik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0znik"&gt;İznik&lt;/a&gt;'i kaybetmişti. &lt;a title="I. Kılıçarslan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7arslan"&gt;I. Kılıçarslan&lt;/a&gt; yalnız başkenti değil oradaki asker ve hazineleri de kaybederken haçlı kuvvetleri de &lt;a title="Eskişehir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eski%C5%9Fehir"&gt;Eskişehir&lt;/a&gt; istikametinde ileri harekete devam ettiler. &lt;a title="30 Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/30_Haziran"&gt;30 Haziran&lt;/a&gt; &lt;a title="1097" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1097"&gt;1097&lt;/a&gt;'de &lt;a title="Eskişehir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eski%C5%9Fehir"&gt;Eskişehir&lt;/a&gt; ovasında Haçlıları yeniden sıkıştıran &lt;a title="I. Kılıçarslan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7arslan"&gt;I. Kılıçarslan&lt;/a&gt; arkadan yetişen zırhlı şövalye birlikleri karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. &lt;a title="Anadolu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu"&gt;Anadolu&lt;/a&gt; içlerine çekilirken de muhtelif yörelerdeki &lt;a title="Anadolu Beylikleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_Beylikleri"&gt;Türk Beylikleri&lt;/a&gt;’ne kendisine katılmaya çağırdı. Bu arada &lt;a title="Danişment Gazi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Dani%C5%9Fment_Gazi&amp;amp;action=edit"&gt;Danişment Gazi&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Kayseri Emiri Hasan Bey" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kayseri_Emiri_Hasan_Bey&amp;amp;action=edit"&gt;Kayseri Emiri Hasan Bey&lt;/a&gt; ile ittifak yaptı.Bundan sonra, vur-kaç taktiğini kullanan Türkler, Antakya’ya ulaşıncaya kadar, Haçlıların büyük bölümünü yok ettiler. Danişmend Ahmed Gâzi, 1098 senesinde büyük bir orduyla Sivas’tan Malatya üzerine yürüdü ve şehri kuşattı. Üç yıl devam eden kuşatma sonunda Danişmend Gâzi’ye mukavemet edemeyeceğini anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond’dan yardım istedi. Karşılığında da, Malatya’yı ve güzelliğiyle meşhur kızı Morfia’yı vermeyi teklif etti.&lt;br /&gt;Bunu fırsat bilen Bohemond, pek çok Haçlı reisini ve bir kısım Ermeni prenslerini toplayıp, Malatya’ya hareket etti. Haçlıların topraklarına gelişlerini önce memnuniyetle karşılayan Ermeniler, zulümlerini görünce endişeye düştüler ve durumu Danişmend Ahmed Gâzî’ye haber verdiler. Bohemond kuvvetleri, Malatya’yı Aksu Vadisinden ayıran dağlık bölgeye girdiğinde, pusuda beklemekte olan Danişmend Gâzî’nin askerlerince kuşatıldı, çok kısa süren çetin bir savaştan sonra, Haçlı ordusu imha edilirken, Müslümanlara zulümleriyle meşhur olan Bohemond ve ileri gelen adamları esir alındı. &lt;a title="1104" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1104"&gt;1104&lt;/a&gt; yılında yerine geçen oğlu &lt;a title="Melik Gazi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Melik_Gazi"&gt;Gazi Bey&lt;/a&gt; zamanında devlet en güçlü devrini yaşamıştır. Öyle ki &lt;a title="Anadolu Selçuklu Devleti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_Sel%C3%A7uklu_Devleti"&gt;Anadolu Selçuklu Devleti&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Bizans" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bizans"&gt;Bizans&lt;/a&gt;’ın iç işlerine müdahale eder oldular. Gazi Bey, &lt;a title="1116" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1116"&gt;1116&lt;/a&gt; yılında Haçlılardan &lt;a title="Konya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt;’nın geri alınmasına ve taht mücadelesinde desteklediği &lt;a title="I. Mesud" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Mesud"&gt;I. Mesud&lt;/a&gt;’un burada sultan ilân edilmesine yardım etti.&lt;br /&gt;Danişmendlilerin, Haçlılara karşı kazandıkları bu muhteşem zafer, bütün Müslümanları çok sevindirdi. Bohemond gibi bir kontun, Müslüman Türkler tarafından esir edilmesi ise, Haçlıları derin bir üzüntüye soktu. Ayrıca, Danişmendlilerin şöhretini arttırdı. Gümüştekin Danişmend, 1100 senesinde kazandığı bu zaferden sonra, Sivas’a döndü.&lt;br /&gt;Gümüştekin Ahmed Gâzî, bundan sonra, Rumların elinde bulunan Malatya üzerine yürüdü ve kısa bir süre içerisinde şehri fethetti (1101). Ahmed Gâzî, sıkıntı içindeki Malatya halkına, kendi ülkesinden buğday ile ziraat için, öküz ve diğer ihtiyaçları getirterek halka dağıttı. Önceleri zulüm altında inleyen Malatya halkı, bu davranışa memnun ve hayran kaldılar. Pek çoğu Islâmiyet'i kabul etti. Danişmend Gâzî, elinde esir bulunan Bohemond’u iki yüz altmış bin dinar karşılığı serbest bıraktı. Ancak bu hareketi, Kılıç Arslan’la arasını açtı. Maraş civârında yapılan savaşta mağlûp olan Danişmend Ahmed Gâzî, 1105 yılında vefat etti. Beyliğin başına, 1105’ten 1134 senesine kadar hüküm süren oğlu Emir Gâzi geçti. Danişmend Gâzi’nin vefatından istifade eden Birinci Kılıç Arslan, Malatya’yı ele geçirdi. Emir Gâzi, Rükneddin Mesud ’un kızıyla evlenip damadı oldu. (Bir rivayette ise kayınpederi oldu.) Emîr Gâzi zamanında Danişmend ülkesi, Fırat ve Sakarya’ya kadar uzandı. Kısa zamanda Kastamonu’yu alıp, Bizans’ın eline geçen topraklarını kurtardı. Başarılarından dolayı Büyük Selçuklu Devleti sultanı Sencer ’in ve Abbasî halifesinin takdirlerini kazandı. Abbasî halifesi, onun melikliğini bir Fermanla tasdik edip, ayrıca dört siyah sancak, bir kös ve çeşitli hediyeler gönderdi. Bunları getiren elçiler, yanına ulaştıkları sırada, Emîr Gâzi ağır hastaydı. Emîr Gâzinin vefatından sonra, 1134 yılında, yerine oğlu Mehmed, emir oldu ve 1146 senesine kadar saltanat sürdü. Melik Mehmed, fetih hareketlerinden geri kalmadı ve Finike’ye kadar uzandı. Bizanslıları yendi, Sivas’ı başşehir yaptı. Vefat edince, Kayseri’de bir medreseye defnedildi ve yerine büyük oğlu Zünnûn geçti. Ancak, kardeşi Sivas Emîri Yağıbasan, emirliğini tanımadı ve kendi melikliğini ilan etti. Duruma hakim olan Yağıbasan, 1146’dan 1164 senesine kadar hüküm sürdü. Istanbul’a sefere çıktı, fakat başarılı olamadı. Yağıbasan zamanı, beyliğin Selçuklularla münasebetlerinin en bozuk olduğu bir dönemdir. Yağıbasan, dışta Selçuklularla, içte de kardeşleriyle çarpıştı. Ağabeyi Zünnûn, Kayseri’yi; Yağıbasan da Malatya’yı ele geçirmişti. Selçuklularla münasebetlerini bozan ve Saltuklular 'la da iyi geçinemeyen Yağıbasan, 1164 senesinde Kayseri’de vefat etti. Oldukça karışık bir dönem yaşayan Danişmendliler, yine de kültür faaliyetini devam ettirdiler. Sivas ve Niksar’da medreseler kurdular. Yaptıkları medreseler, tarihe ilk kubbeli medreseler olarak geçti.&lt;br /&gt;Danişmendli Hükümdarı Yağıbasan’dan sonra, kardeşi Ismail, gençliğinin ilk yıllarında bir müddet emirlik yaptı. Bundan sonra Zünnûn tekrar melik oldu. 1175 senesinde Danişmendliler beyliği sona erdi. Toprakları İkinci Kılıç Arslan tarafından Selçuklu topraklarına katıldı. Danişmendlilerden bir kol, Malatya’da bir müddet daha hüküm sürdü. Fakat bunlar da, 1178 senesinde Selçuklu sultanı Ikinci Kılıç Arslan tarafından, Selçuklu ülkesine katıldı. Böylece, Danişmendli Beyliği tarihe karışmış oldu. Ancak bu beylikten pek çok emir, Anadolu Selçuklularına itaat edip, onlar safında hizmete devam ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; şuayb ateş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-875198497231505127?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/875198497231505127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/danimentler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/875198497231505127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/875198497231505127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/danimentler.html' title='danişmentler'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8533032724299836339</id><published>2008-07-17T00:21:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:23:58.543-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çin seddi'/><title type='text'>çin seddi</title><content type='html'>Çin Seddi&lt;br /&gt;Uzaydan bakıldığında ince, uzun bir dere gibi görülebilen, insan eliyle yapılmış tek eser olan Çin Seddi, &lt;a title="Çin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in"&gt;Çin&lt;/a&gt;'in kuzeybatısı boyunca uzanan dünyanın en uzun savunma duvardır. Kalıntıları Po Hay körfezinde deniz kıyısında başlar. Pekin'in kuzeyinden geçerek batıya yönelir ve Huang-Ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanır. Gobi Çölü'nün güneyinden batıya yönelerek devam eder.&lt;br /&gt;Savaş ülkelerin çağında(战国时代)M.Ö.403～M.Ö.221, Çin seddinin temeli 20den fazla ayrı ayrı kırallık tarafından atılmıştı. Chu(楚国), Qi(齐国), Yan(燕国), Wei(魏国), Han(韩国), Zhao(赵国), Qin(秦国) kırallıkları birbirinden korumak için sınırlarında ilk setler inşa ettiler. Qin(秦国),Zhao(赵国),Yan(燕国) kıralıkları ise XiongNu(匈奴), DongHu(东胡), LinHu(林胡), LouFan(楼烦)ın saldırılarını durdurmak ve ülkenin kuzey sınırlarını koruma amacıyla da inşa ettiler. Çin'in ilk İmparator Shi-Huang-Ti, burayı boydan boya aşılmaz bir savunma duvarıyla kapatmaya karar verdi. M.Ö.221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirek uzattı. M.Ö.3. yüzyıldan M.S.17. yüzyıla kadar Çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir. Seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan Ming Hanedanı (1368-1644) olmuştur.&lt;br /&gt;Seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 10.000 kilometreyi bulur. Bugün ayakta duran kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 3.000 kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, M.Ö.221 ile M.S.608 yılları arasında yapılmıştır.&lt;br /&gt;Seddin kalınlık ve yüksekliği yer yer değişir. Sanılanın aksine Çin seddinin tamamı tuğlalardan oluşmaz. Bazı yerleri çok zayıf, kuvvetsiz maddelerden(kum, kerpiç) yapılmıştır ve bu duvarlar çok kısadır. Bu zayıf duvarların amacı devleti saldırılardan korumak değil kaçak düşmanı yavaşlatmaktır. Genellikle duvarın yüksekliği 4-6 metre, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Kalın olan yerlerin üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir. Kalın duvarlar boyunca siperlik ve okçu delikleri vardır. 200 metrede bir gözetleme kulesi veya kale ve 9 kilometrede bir fener kulesi bulunur. Duvar üzerinde yer yer saray ve tapınaklara da rastlanır. Bazı yerlerde setler, kademeli savunmaya imkan verecek şekilde birkaç sıra halinde yapılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8533032724299836339?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8533032724299836339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/in-seddi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8533032724299836339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8533032724299836339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/in-seddi.html' title='çin seddi'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2623812519542948658</id><published>2008-07-17T00:17:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:17:40.282-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çanakkale zaferi'/><title type='text'>çanakkale zaferi</title><content type='html'>ÇANAKKALE ZAFERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler.&lt;br /&gt;Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.&lt;br /&gt;24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.&lt;br /&gt;19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.&lt;br /&gt;İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan&amp;shy;mayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.&lt;br /&gt;Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.&lt;br /&gt;18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.&lt;br /&gt;İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.&lt;br /&gt;İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun&amp;shy;ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»&lt;br /&gt;Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.&lt;br /&gt;«Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla&amp;shy;mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»&lt;br /&gt;Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.&lt;br /&gt;İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı&amp;shy;yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.&lt;br /&gt;Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:&lt;br /&gt;— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ; — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.&lt;br /&gt;Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.&lt;br /&gt;Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.&lt;br /&gt;Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu.&lt;br /&gt;Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2623812519542948658?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2623812519542948658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/anakkale-zaferi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2623812519542948658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2623812519542948658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/anakkale-zaferi.html' title='çanakkale zaferi'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-7809709409430378424</id><published>2008-07-17T00:16:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:16:50.427-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cumhuriyert'/><title type='text'>cumhuriyet kavramı</title><content type='html'>Cumhuriyet (kavram)&lt;br /&gt;Cumhuriyet, hükümet başkanının, kamu tüzel kişiliğini temsil eden bir heyet tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu &lt;a title="Oligarşi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Oligar%C5%9Fi"&gt;oligarşi&lt;/a&gt; kavramının zıddıdır.&lt;br /&gt;Aynı zamanda, "&lt;a title="Türkiye Cumhuriyeti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Cumhuriyeti"&gt;Türkiye Cumhuriyeti&lt;/a&gt;" örneğinde olduğu gibi, cumhuriyetle yönetilen ülkelere de cumhuriyet adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Tarih.C3.A7e"&gt;&lt;/a&gt;Tarihçe&lt;br /&gt;Cumhuriyet kelimesi Arapça kökten 18. yüzyılda Osmanlı Türkçesinde türetilmiş bir isimdir. Arapça CMHR kökü "bir araya toplanma, topluluk oluşturma", bu kökten türeyen cumhūr ise "cemiyet, toplum, kamu" anlamına gelir. 18. yüzyıl Avrupa'sında monarşi ile yönetilmeyen Holanda, İsviçre (ve 1789 Devrimi sonrasında Fransa) gibi ülkeleri tanımlayan Latince respublica &gt; Fransızca république sözcüğünün Türkçe çevirisi olarak benimsenmiştir.&lt;br /&gt;Latince respublica, klasik kullanımda "Devlet" anlamındadır. Toplumun bütünü namına kamu otoritesini kullanan tüzel kişiliği ifade eder. Avrupa siyasi düşüncesinde respublica &lt;a title="Jean Bodin (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Jean_Bodin&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Jean Bodin&lt;/a&gt;'den (1530-1596) itibaren, egemenlik hakkını kullanan hükümdardan ayrı olarak "devletin soyut kişiliği" anlamında kullanılmış, 1640'lı yıllardan itibaren de popüler kullanımda "hükümdarsız devlet biçimini" ifade etmiştir.&lt;br /&gt;Osmanlı Devletinde cumhuriyet fikri ilk kez 1870'li yıllarda &lt;a title="Genç Osmanlılar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gen%C3%A7_Osmanl%C4%B1lar"&gt;Genç Osmanlılar&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Mithat Paşa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mithat_Pa%C5%9Fa"&gt;Mithat Paşa&lt;/a&gt; tarafından (açıkça savunulmaksızın) tartışılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a name="T.C3.BCrk_Anayasa_Hukukunda_Cumhuriyet"&gt;&lt;/a&gt;Türk Anayasa Hukukunda Cumhuriyet&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti'nin 1924, 1961 ve 1982 anayasalarının birinci maddelerinde, "Türkiye Devleti bir cumhuriyettir" ifadesiyle, cumhuriyet bir devlet biçimi olarak kabul edilmektedir. Oysa, Türkiye'de cumhuriyetin ilanına ilişkin 29 Ekim 1923 tarihli &lt;a title="Yasa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yasa"&gt;yasa&lt;/a&gt;, "Türkiye Devleti'nin şekli hükümeti cumhuriyettir" ifadesiyle cumhuriyeti bir hükümet biçimi olarak öngörüyordu. Fransız anayasaları da cumhuriyeti bir hükümet biçimi (forme de gouvernement) olarak kabul etmiştir.&lt;br /&gt;Türkiye'de 1924 Anayasası'nda cumhuriyetin bir devlet biçimi olarak yer alması, Osmanlı saltanatına dönüşü tasarlayan çevrelere karşı bir tepki niteliğindedir. Bu nedenle, 1924 Anayasası'nda devlet biçimi olarak cumhuriyetin, hukuksal olmaktan çok siyasal bir anlamı vardır; amaç, devlet başkanlığının bir hanedana ait olup soydan geçmesine, yani saltanata karşı çıkmaktır. 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında yer alan, "devlet şeklinin cumhuriyet olduğunun değişmezliği" ilkesi de bunun bir kanıtı olarak kabul edilebilir. Anayasa hukuku açısından devlet biçimi, devletin tek merkezli veya federal olmasıyla ilgili bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti anayasalarında yer alan "Türkiye Devleti, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür" ifadesiyle devlet biçiminin tek merkezli olduğu belirtilmektedir. Bu açıdan, teknik anlamda cumhuriyetin bir hükümet biçimi olarak anlaşılması gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-7809709409430378424?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/7809709409430378424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cumhuriyet-kavram.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7809709409430378424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7809709409430378424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cumhuriyet-kavram.html' title='cumhuriyet kavramı'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6666558012584057338</id><published>2008-07-17T00:15:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:15:49.483-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cumhurlar'/><title type='text'>cumhur başkanlarımız</title><content type='html'>CUMHURBAŞKANLARIMIZ Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan ve M. Kemal Atatürk' ün 29.10.1923'te Cumhurbaşkanı seçilmesinden günümüze kadar geçen sürede 10 Cumhurbaşkanı görev almıştır.&lt;br /&gt;29.10.1923'ten itibaren görev yapan Cumhurbaşkanlarının resimlerine tıklayarak biyografilerine ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/ata.htm"&gt;M.Kemal Atatürk &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;29 EKİM 192310 KASIM 1938&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/inonu.htm"&gt;İsmet İnönü &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;11 KASIM 193822 MAYIS 1950&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/bayar.htm"&gt;Celal Bayar &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ22 MAYIS 195027 MAYIS 1960&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/gursel.htm"&gt;Cemal Gürsel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ27 MAYIS 196028 MART 1966&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/sunay.htm"&gt;Cevdet Sunay &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;28 MART 196628 MART 1973&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/koruturk.htm"&gt;Fahri Korutürk &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;6 NİSAN 19736 NİSAN 1980&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/evren.htm"&gt;Kenan Evren &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;9 Kasım 1982&lt;br /&gt;9 Kasım 1989&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/ozal.htm"&gt;Turgut Özal &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;9 KASIM 198917 NİSAN 1993&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/demirel.htm"&gt;Süleyman Demirel &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;16 MAYIS 199316 MAYIS 2000&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/sezer.htm"&gt;Ahmet Necdet Sezer &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;16 MAYIS 200028 AĞUSTOS 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/gul.htm"&gt;Abdullah Gül &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;28 AĞUSTOS 2007../../....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Darbe Olgusu&lt;br /&gt;Türkiye çok partili hayata geçiş yaptığı dönemden sonra demokratik hayatı neredeyse her on yılda bir askeri müdahalelerle kesintiye uğradı.İlki &lt;a title="27 Mayıs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/27_May%C4%B1s"&gt;27 Mayıs&lt;/a&gt; &lt;a title="1960" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1960"&gt;1960&lt;/a&gt;'da olmak üzere; &lt;a title="12 Mart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Mart"&gt;12 Mart&lt;/a&gt; &lt;a title="1971" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1971"&gt;1971&lt;/a&gt;'de (&lt;a title="Muhtıra" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Muht%C4%B1ra"&gt;muhtıra&lt;/a&gt;), &lt;a title="12 Eylül" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Eyl%C3%BCl"&gt;12 Eylül&lt;/a&gt; &lt;a title="1980" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1980"&gt;1980&lt;/a&gt;'de, &lt;a title="28 Şubat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/28_%C5%9Eubat"&gt;28 Şubat&lt;/a&gt; &lt;a title="1997" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1997"&gt;1997&lt;/a&gt;'de (&lt;a title="Postmodern darbe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_darbe"&gt;postmodern darbe&lt;/a&gt;) arka arkaya askeri müdahalelere tanık oldu. Ayrıca 27 Nisan 2007'deki Cumhurbaşkanlığı krizi sonrası yayınlanan &lt;a title="27 Nisan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/27_Nisan"&gt;27 Nisan&lt;/a&gt; tarihli &lt;a title="Genelkurmay Başkanlığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Genelkurmay_Ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;Genelkurmay Başkanlığı&lt;/a&gt; Bildirisi de bazı kaynaklarca muhtıra olarak değerlendirilmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6666558012584057338?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6666558012584057338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cumhur-bakanlarmz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6666558012584057338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6666558012584057338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cumhur-bakanlarmz.html' title='cumhur başkanlarımız'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-1688153863707251212</id><published>2008-07-17T00:14:00.003-07:00</published><updated>2008-07-17T00:14:54.987-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cirit'/><title type='text'>cirit oyunu</title><content type='html'>Cirit&lt;br /&gt;Cirit, bir diğer deyimle &lt;a title="Çavgan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87avgan"&gt;Çavgan&lt;/a&gt;, &lt;a title="Türk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk"&gt;Türklerin&lt;/a&gt; yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur.&lt;br /&gt;&lt;a name="T.C3.BCrkler_ve_at"&gt;&lt;/a&gt;Türkler ve at&lt;br /&gt;&lt;a title="Türkler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkler"&gt;Türkler&lt;/a&gt;, &lt;a title="Orta Asya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orta_Asya"&gt;Orta Asya&lt;/a&gt;'dan &lt;a title="Anadolu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu"&gt;Anadolu&lt;/a&gt;'ya bu atlı oyunu da dolu dizgin beraberlerinde getirmişlerdir. Türkler için at, mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdur. &lt;a title="At" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/At"&gt;At&lt;/a&gt; sırtında doğar, at sırtında büyür, at sırtında savaşır, at sırtında ölürlerdi. &lt;a title="At sütü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/At_s%C3%BCt%C3%BC"&gt;At sütü&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Kımız" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1m%C4%B1z"&gt;kımız&lt;/a&gt; &lt;a title="Türk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk"&gt;Türklerin&lt;/a&gt; yegâne içkisi idi.&lt;br /&gt;&lt;a name="Cirit_oyunu"&gt;&lt;/a&gt;Cirit oyunu&lt;br /&gt;Cirit Oyunu, &lt;a title="Türk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk"&gt;Türklerin&lt;/a&gt; en büyük tören ve sportif oyunu idi.&lt;br /&gt;Daha sonra &lt;a title="16. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/16._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;16. yüzyılda&lt;/a&gt; &lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;Osmanlı&lt;/a&gt; &lt;a title="Türk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk"&gt;Türkleri&lt;/a&gt; tarafından bir &lt;a title="Savaş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sava%C5%9F"&gt;Savaş&lt;/a&gt; Oyunu olarak kabul edildi. &lt;a title="19. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/19._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;19. yüzyılda&lt;/a&gt; bütün &lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;Osmanlı&lt;/a&gt; ülkesi ve saraylarının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit, aynı zaman tehlikeli bir oyun olduğundan &lt;a title="1826" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1826"&gt;1826&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="II. Mahmut" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mahmut"&gt;II. Mahmut&lt;/a&gt; tarafından yasak edildi. Fakat daha sonra yine &lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;Osmanlı&lt;/a&gt; Ülkesi'nin başta gelen &lt;a title="Meydan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meydan"&gt;meydan&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Savaş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sava%C5%9F"&gt;savaş&lt;/a&gt; oyunu olarak her tarafa yayıldı.&lt;br /&gt;Cirit Oyunu, daha &lt;a title="40" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/40"&gt;40&lt;/a&gt;-&lt;a title="50" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/50"&gt;50&lt;/a&gt; yıl öncesine değin Anadolu'da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece &lt;a title="Balıkesir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bal%C4%B1kesir"&gt;Balıkesir&lt;/a&gt;, &lt;a title="Söğüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%B6%C4%9F%C3%BCt"&gt;Söğüt&lt;/a&gt;, &lt;a title="Konya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kars" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kars"&gt;Kars&lt;/a&gt;, &lt;a title="Erzurum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Erzurum"&gt;Erzurum&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Bayburt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bayburt"&gt;Bayburt&lt;/a&gt; yörelerinde yaşamaya devam etti. &lt;a title="20" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/20"&gt;20&lt;/a&gt;-&lt;a title="25" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/25"&gt;25&lt;/a&gt; yıldan beri &lt;a title="Konya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Balıkesir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bal%C4%B1kesir"&gt;Balıkesir&lt;/a&gt;'de tarihe karıştı.&lt;br /&gt;Buna rağmen halen &lt;a title="Anadolu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu"&gt;Anadolu&lt;/a&gt;'nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu'nu oynamaktadır. Büyük şehirlerimize karşı köy ve kasabalarımızda yaşamaktadır. &lt;a title="Sinop" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sinop"&gt;Sinop&lt;/a&gt; köylerinden &lt;a title="Gaziantep" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gaziantep"&gt;Gaziantep&lt;/a&gt;'e, &lt;a title="Bursa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bursa"&gt;Bursa&lt;/a&gt;'dan &lt;a title="Antalya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antalya"&gt;Antalya&lt;/a&gt;'ya kadar &lt;a title="Doğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu"&gt;Doğu&lt;/a&gt;, &lt;a title="Batı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bat%C4%B1"&gt;Batı&lt;/a&gt;, &lt;a title="Güney" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCney"&gt;Güney&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Kuzey Anadolu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Anadolu"&gt;Kuzey Anadolu&lt;/a&gt;'da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir. Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır. Ayrıca Yurtdışı &lt;a title="İran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran"&gt;İran&lt;/a&gt;, &lt;a title="Afganistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Afganistan"&gt;Afganistan&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Türkistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkistan"&gt;Türkistan&lt;/a&gt; Türkleri ile Türklerle meskûn diğer &lt;a title="Asya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Asya"&gt;Asya&lt;/a&gt; yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir.&lt;br /&gt;Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt'te, çeşitli şenlikler vesilesiyle de &lt;a title="Erzurum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Erzurum"&gt;Erzurum&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kars" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kars"&gt;Kars&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Bayburt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bayburt"&gt;Bayburt&lt;/a&gt; dolaylarında oynanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a title="1972" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1972"&gt;1972&lt;/a&gt; yılı eylül ayında &lt;a title="Konya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt; Turizm Derneği'nin teşebbüsüyle &lt;a title="Konya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt;'da bir Cirit Oyunları Şenliği düzenlenmiş, bu şenliğe &lt;a title="Erzurum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Erzurum"&gt;Erzurum&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Bayburt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bayburt"&gt;Bayburt&lt;/a&gt; Cirit Takımları katılmış ve büyük başarı sağlanmıştır. Cirit Oyunu &lt;a title="Konya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konya"&gt;Konya&lt;/a&gt;'da yeniden geleneksel olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Alpaslan (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Alpaslan&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Alpaslan&lt;/a&gt;'la beraber &lt;a title="Anadolu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu"&gt;Anadolu&lt;/a&gt;'ya girmiş olan cirit daha sonra &lt;a title="Avrupa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa"&gt;Avrupa&lt;/a&gt;'ya ve &lt;a title="Arabistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arabistan"&gt;Arabistan&lt;/a&gt; ülkelerine sıçramıştır. &lt;a title="17. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/17._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;17. yüzyılda&lt;/a&gt; &lt;a title="Fransa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa"&gt;Fransa&lt;/a&gt;'da, &lt;a title="Almanya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya"&gt;Almanya&lt;/a&gt;'da ve diğer ülkelerde de Cirit Oyunu yayılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a name="Cirit_Oyununda_Kullan.C4.B1lan_Terimler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-1688153863707251212?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/1688153863707251212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cirit-oyunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/1688153863707251212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/1688153863707251212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cirit-oyunu.html' title='cirit oyunu'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8544555265676194012</id><published>2008-07-17T00:14:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:14:24.797-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cengiz destanı'/><title type='text'>cengiz name destanı</title><content type='html'>CENGİZNAME&lt;br /&gt;Ortaasya'da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir. Cengiz nâme Moğol hükümdarı Cengiz'in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz'in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya'da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-nâme'de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;           Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi gün ışığı ile Kurt-Tanrı'nın çocuğu olarak doğar. Cengiz-nâme, Moğol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin değerli yazarı Ebü'l Gâzi Bahadır Han, "şecere-i Türk" adlı eserinde "Cengiz-Nâme"nin 17 varyantını tesbit ettiğini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya'daki Türkler arasındaki yaygınlığını göstermektedir.&lt;br /&gt;          Orta Asya Türkleri, Cengiz'i islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların Anadolu’ya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, Bağdat'ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk'in Yıldırım Beyazıd'la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz'in de diğer Moğollar gibi sevilmemesine sebeb olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler'in hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. "Cengiz-Nâme"nin Orta Asya Türkleri arasında bir diğer adı da " Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han"dır. Edige Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;          Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır'a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır'ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820'yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok başka destan örneği bulunmaktadır.&lt;br /&gt;        Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-8544555265676194012?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/8544555265676194012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cengiz-name-destan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8544555265676194012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/8544555265676194012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cengiz-name-destan.html' title='cengiz name destanı'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-7301240950651353770</id><published>2008-07-17T00:13:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:13:35.505-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cahit sıtkı'/><title type='text'>cahit sıtkı tarancı</title><content type='html'>Cahit Sıtkı Tarancı&lt;br /&gt;'&lt;a title="Otuz Beş Yaş" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Otuz_Be%C5%9F_Ya%C5%9F&amp;amp;action=edit"&gt;Otuz Beş Yaş&lt;/a&gt;' şiiriyle özdeşleşen Cahit Sıtkı Tarancı 13 Ekim 1956'da aramızdan ayrılmıştı. Şairin acısı yalnızlık...&lt;br /&gt;Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde bireysellikteki evrenselliği yakalayabilmiş olmasıyla, şiiri yararcı mecrasına çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteliğiyle yoğurarak kitlelere ulaştırmayı başarabildi. Bu politize olmamış dünyasal bir şiirdi.&lt;br /&gt;Cahit Sıtkı Tarancı, zaman, Türkçe, şiir, ölüm dolayımından ilerleyerek, üzerinde "divan şairi kokusuyla hece ve garip akımı ekseninde seyreder. O, "Türkçe ağzımda anamın sütü gibidir. Suda sabun gibi eriyor zaman. Ölüm bir at olmuş, kişner kapımda" ve "Şiir sözcüktür" dedi. Fakat, sözcük nedir? Gene kendi deyişiyle "Dost, kadeh, sevgili, özlem, düş, anlam gölgesi, arada rengi olan, insanoğlundan haber veren bir derinliktir" . Asıl önemlisi, doğayı, tüm yaşamı emerek usa indirir, gönle düşürür. Hele de söz, sanatlarla şerbetlendirilirse, dünyanın en varsıl açılımını o rtaya çıkartarak cevher olur, yüreğe akar gider. İlkokulu Diyarbakır'da bitirdikten sonra, Galatasaray Lisesi'nde okumaya başlaması, çok bilgili, görgülü, irfan sahibi laik öğretmenler elinde yetişmesi bir şanstır. Fransızcayı öğrendiğinden Baudelaire, Rimbaud, Mallarmê 'yi tanıdı, çözümledi. Mülkiye öğrenimini Türkiye ve Paris'te yaptı. 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı. Dağlarca ve A. İlhan , ilk üçe giren diğer şairlerdi.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0.C3.A7e_d.C3.B6n.C3.BCk_bir_.C5.9E"&gt;&lt;/a&gt;İçe dönük bir Şair]&lt;br /&gt;Masmavi gölgeler bile ses vermiyordu çığlığına. Kendini Haşim gibi çirkin bulması, kız arkadaş edinememesi, yalnızlığını katlıyordu. Kırılgan, ürpertili ve tedirgin oluşu, doğal ki, şiirini derinleştiriyordu.&lt;br /&gt;Bu yöne, tarih açısından bakıldığında, yaratı ve donatmak sanatının, yansıtma yoluyla yaşamın boşluklarını giderme konusunda, sanatın özüyle işlevine ters düşmeyen, birbirini tümleyen bir dolayım oluşturmak istediği görülebilir. Fakat, Tarancı şiirlerinde, olanı, sorularıyla tırtıklarken, olabilir olan şeyi pek de görüp söylememiştir. Çağa özgü az güvenilirliği, bozulmayı içerikle beslerken, doğuş koşullarını, temel kavramlar üzerinden sanat gerçeğinin yansısıyla duymuş olması gerekirken; aynalarda kendini daha çok görmek istememesi uğruna, bu korkuyla olsa gerek, öznelliğin iç dünyasından gene bu ikircikliğiyle vazgeçmektedir. Tarancı, esrarlı yollara kolayca sapmaz gözükse de, sürekli içe gider. Şiir içte gezdirilen bir aynadır da ona göre.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C3.96l.C3.BCm_korkusu"&gt;&lt;/a&gt;Ölüm korkusu&lt;br /&gt;turgut Uyar'a bakarsak, o hiçbir şeye, hiçbir şey katmamış, salt olanı vermiş, gelip geçmiş bir yaşamdır diyor. Yaşam zaman zaman insanla dalga geçer. Buysa kişiyi çok üzer. Bir yanı düşten güzel bu yaşamın, bir yanı da biçim ve içerik yetingenliği ve yetkinliğinin kanıtıdır. Sürer gider.Gizli, açık, kapalı havasının insanlarını yansıttı. Şiirinde bireysellikteki evrenselliği yakalayabilmiş olmasıyla, şiiri yararcı mecrasına çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteliğiyle yoğurarak kitlelere ulaştırmayı başarabildi. Bu politize olmamış dünyasal bir şiirdi. Söyleminde stepe denk gelen, sarkan yanları var mıydı, ölüm korkusunun?&lt;br /&gt;Gün Eksilmesin Penceremden&lt;br /&gt;Ne doğan güne hükmüm geçer,&lt;br /&gt;Ne halden anlayan bulunur;&lt;br /&gt;Ah aklımdan ölümüm geçer;&lt;br /&gt;Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.&lt;br /&gt;Ve gönül Tanrısına der ki:&lt;br /&gt;Pervam yok verdiğin elemden&lt;br /&gt;Her mihnet kabulüm, yeter ki&lt;br /&gt;Gün eksilmesin penceremden!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-7301240950651353770?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/7301240950651353770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cahit-stk-taranc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7301240950651353770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7301240950651353770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cahit-stk-taranc.html' title='cahit sıtkı tarancı'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-143218183345958466</id><published>2008-07-17T00:12:00.002-07:00</published><updated>2008-07-17T00:13:00.336-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cahit külebi'/><title type='text'>cahit külebi</title><content type='html'>Cahit Külebi&lt;br /&gt;Cahit Külebi (d. &lt;a title="1917" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1917"&gt;1917&lt;/a&gt; &lt;a title="Tokat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokat"&gt;Tokat&lt;/a&gt;- ö. &lt;a title="20 Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/20_Haziran"&gt;20 Haziran&lt;/a&gt; &lt;a title="1997" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1997"&gt;1997&lt;/a&gt; &lt;a title="Ankara" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara"&gt;Ankara&lt;/a&gt;), Türk şair.&lt;br /&gt;Halk şiirinden, türkülerden yararlanarak çağdaş bir şiir oluşturmuş, konu olarak yurt sevgisini, insan ve doğa sevgisini işlemiştir. Şiirlerinde çocukluğunun ve gençlik yıllarının geçtiği yörelerden izlenimlerini yansıtmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a name="Ya.C5.9Fam.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;Yaşamı&lt;br /&gt;20 Aralık 1917'de, Tokat’ın Zile ilçesinin Çeltek köyü’nde doğdu. İlkokulu Niksar'da, liseyi Sivas'ta bitirdi. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Antalya lisesi'nde, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda, Ankara Gazi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim müfettişi oldu. İsviçre’ye kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak atandı. Yurda dönünce Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1972'de emekliye ayrıldı. 1983 yılına kadar Türk Dil Kurumu'nda çalıştı. 1976'dan sonraki dönemde Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı’ydı. Şair 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da hayat gözlerini yumdu.&lt;br /&gt;&lt;a name="Eserleri"&gt;&lt;/a&gt;Eserleri&lt;br /&gt;Şiir&lt;br /&gt;Atatürk Kurtuluş Savaşında (&lt;a title="1952" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1952"&gt;1952&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Yeşeren Otlar (&lt;a title="1954" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1954"&gt;1954&lt;/a&gt;), &lt;a title="1955" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1955"&gt;1955&lt;/a&gt; &lt;a title="Türk Dil Kurumu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Dil_Kurumu"&gt;Türk Dil Kurumu&lt;/a&gt; Edebiyat Ödülü&lt;br /&gt;Süt (&lt;a title="1965" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1965"&gt;1965&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Şiirler (&lt;a title="1969" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1969"&gt;1969&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Türk Mavisi (&lt;a title="1973" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1973"&gt;1973&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Sıkıntı ve Umut (&lt;a title="1977" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1977"&gt;1977&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Yangın (&lt;a title="1980" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1980"&gt;1980&lt;/a&gt;), &lt;a title="Yeditepe Şiir Armağanı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeditepe_%C5%9Eiir_Arma%C4%9Fan%C4%B1"&gt;Yeditepe Şiir Armağanı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bütün Şiirleri (&lt;a title="1982" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1982"&gt;1982&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Güz Türküleri (&lt;a title="1991" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1991"&gt;1991&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Bütün Şiirleri (&lt;a title="1997" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1997"&gt;1997&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Güzel Yurdum (&lt;a title="1996" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1996"&gt;1996&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Anı&lt;br /&gt;İçi Sevda Dolu Yolculuk (&lt;a title="1986" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1986"&gt;1986&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Düz Yazı&lt;br /&gt;Şiir Her Zaman (&lt;a title="1985" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1985"&gt;1985&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Deneme kitapları&lt;br /&gt;Ecem'in günlüğü (1972)&lt;br /&gt;Ödülleri&lt;br /&gt;1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü Yeşeren Otlar ile&lt;br /&gt;1981 Yeditepe Şiir Armağanı Yangın ile&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-143218183345958466?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/143218183345958466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cahit-klebi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/143218183345958466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/143218183345958466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/cahit-klebi.html' title='cahit külebi'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-7576374197361766481</id><published>2008-07-17T00:12:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:12:24.112-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='b.hunlar'/><title type='text'>büyük hun imp.</title><content type='html'>BÜYÜK HUN İMPARATORLUĞU&lt;br /&gt;Türkler'in ilk kurdukları imparatorluk Hun İmparatorluğu'dur. Türkler'in daha eskiden de devletler kurduklarını biliyoruz, ama Hun Devleti çok geniş bir saha üzerinde başka milletleri de idaresi altına alan büyük bir devlet olduğu için, ona imparatorluk adını veriyoruz.&lt;br /&gt;Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafından M.Ö. 220 yılında kuruldu. Hunlar bugünkü Moğolistan bölgesinde, yâni Çin'in kuzey-batısında yaşıyorlardı. Bu bölgede hâkimiyet kurdukları ve genişlemeye başladıkları için Çinliler onları büyük bir tehlike sayıyorlardı. Gerçekten Hunlar, askerlikteki üstünlükleri sayesinde Çin ordularını devamlı bozguna uğratıyorlardı. Bu yüzden Çin Devleti, Hun saldırılarını önleyebilmek için Hun-Çin sınırı boyunca büyük bir duvar örmeye başladı. Çin Şeddi veya Büyük Çin Duvarı denen savunma hattı işte böyle ortaya çıkmıştır (M.Ö. 214). Sonraları Ming Hanedanı zamanında yenilenen bu büyük duvarın bâzı kısımları çok sağlam bir şekilde günümüze kadar ayakta kalmıştır.&lt;br /&gt;İlk büyük Hun hükümdarı Teoman Yabgu'dur (M.Ö- 220). O zamanlarda Türk hükümdarlarına "Yabgu" deniyordu. Teoman Yabgu birbirinden ayrı yaşayan Türk boylarını birleştirerek ilk Türk birliğini gerçekleştirmişti. Bu çağda Türkler'in askerî üstünlüklerinde süvarilerin pek önemli bir yeri vardı. Çinliler atla çekilen savaş arabaları kullanıyorlardı, ama süvârî orduları yoktu. Türk atlıları çok sür'atli hareket kaabiliyetine sahip oldukları için Çin birliklerini istedikleri yerde çeviriyorlar, düşman olunca da çabucak çekiliyorlardı. Onlara ummadıkları anda birdenbire hücum ediyorlardı. Çinliler bu yüzden ordularını Hunlar gibi donatmak zorunda kaldılar; askerlerini Hunlar gibi giydirdiler. Ama ne Çin Duvarı, ne Çin orduları, Hunlar'ın Çin içlerine kadar girmelerini engelleyebildi.&lt;br /&gt;Teoman Yabgu'dan sonra Hun tahtına oğlu Mete Yabgu geçti. Mete zamanında Hun İmparatorluğu'nun toprakları Japon Denizi'nden Hazar Denizi'ne kadar uzanıyordu. Bu topraklarda çeşitli Türk kavimlerinin yanısıra öbür Altaylı kavimler de yaşıyorlardı. Mete devri, Hun İmparatorluğu'nun en parlak devridir (M.Ö. 209-174).&lt;br /&gt;Hunlar zamanında Çinliler medeniyet bakımından çok ileri bir durumdaydılar. Hem nüfusları ve orduları çok kalabalık, hem medeniyetleri parlak olduğu hâlde Hunlar'la başa çıkamadılar. Bu da gösteriyor ki, Hun başarısının sebebi yalnızca askerî güç değildi. Gerçekten Hunlar teşkilâtçılık ve idare bakımından çok gelişmişlerdi. O sırada Çin'in ayrı ayrı prenslikler hâlinde bulunmasından da faydalanarak, Kuzey Çin'de sık sık iktidarı ele alıyorlardı. Fakat Çinliler'in şehir hayâtına kapılan sınır boyu Türkleri yavaş yavaş Çinlileşiyor. Çinli prenseslerle evlenen Hun hükümdarlarının saraylarında Çin âdet ve gelenekleri yerleşiyordu.&lt;br /&gt;Mete'den sonra gelen Yabgular zamanında Çinliler'le ilişkiler arttı. Özellikle evlenme yoluyla Türk ve Çin hükümdar âileleri arasında yakınlıklar doğdu. Bu yakınlıklar ise Hunlar'ın iç işleri bakımından birçok karışıklıklara yol açtı. Yine de Hun İmparatorluğu Milâttan Önce Birinci Yüzyıl'a kadar üstünlüğünü devam ettirdi. Bu yüzyılda ise Türk beyleri arasında taht kavgaları artabildiğine arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak, Türkler'i zayıflatmayı bildiler. Ancak Çinliler'in Hohan-Şu dedikleri Yabgu'nun 27 yıllık imparatorluğu zamanında ve Çiçi Yabgu devrinde devlet eski gücünü biraz olsun toparlayabildi.&lt;br /&gt;Milâttan sonraki ilk yüzyılda Hun İmparatorluğu Doğu ve Batı Hunları olmak üzere iki ayrı devlete bölündüler. Bunlara Güney ve Kuzey Hunları da denir. Milattan sonra üçüncü yüzyılın başlarında (220) başka bir Türk kavmi olan Siyenpi'ler Hunlar'la iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda Moğollar'ın ve bazı Türk boylarının da yardımıyla Hunlar'ın hâkimiyetine son verdiler. Büyük Hun İmparatorluğu târihte bilinen eski imparatorlukların en büyüğü idi. Hun hükümdarlarından Mete, Hohanşu ve Cici Yabgular, dahî denecek kadar büyük birer kumandan ve devlet adamı idiler. Bu büyük şahsiyetler hakkında Çin târihlerinde verilen bilgiler, en büyük düşmanlarının bile onlara hayran kaldıklarını gösterir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-7576374197361766481?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/7576374197361766481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/byk-hun-imp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7576374197361766481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/7576374197361766481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/byk-hun-imp.html' title='büyük hun imp.'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-5258340385287630052</id><published>2008-07-17T00:11:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:11:32.763-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bosna'/><title type='text'>bosna hersek</title><content type='html'>Bosna-Hersek (&lt;a title="Boşnakça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnak%C3%A7a"&gt;Boşnakça&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Hırvatça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1rvat%C3%A7a"&gt;Hırvatça&lt;/a&gt;:Bosna i Hercegovina, &lt;a title="Sırpça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rp%C3%A7a"&gt;Sırpça&lt;/a&gt;:Босна и Херцеговина), &lt;a title="Balkanlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Balkanlar"&gt;Balkanlar&lt;/a&gt;'da 51.129 km²'lik yüzölçümü ve yaklaşık 4.500.000 kişilik nüfusu olan bir &lt;a title="Ülke" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clke"&gt;ülkedir&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Ülke bir bütünü oluşturan üç etnik gruba ev sahipliği yapmaktadır: &lt;a title="Boşnaklar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnaklar"&gt;Boşnaklar&lt;/a&gt;, &lt;a title="Sırplar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rplar"&gt;Sırplar&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Hırvatlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1rvatlar"&gt;Hırvatlar&lt;/a&gt;. &lt;a title="İngilizce" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngilizce"&gt;İngilizce&lt;/a&gt;'de ve daha birçok dilde etnik kimlik göz önünde tutulmadan tüm Bosna-Hersek halkına &lt;a title="Boşnak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnak"&gt;Bosnalı&lt;/a&gt; denir. Ancak &lt;a title="Türkçe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e"&gt;Türkçe&lt;/a&gt;'de tarihten gelen yakınlıktan dolayı Bosnalı denildiği anda &lt;a title="Boşnaklar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnaklar"&gt;Boşnaklar&lt;/a&gt; yani &lt;a title="Boşnak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnak"&gt;Bosnalı Müslümanlar&lt;/a&gt; terimi kastedilir. Ayrıca ülkede Bosnalı veya Hersekli olmak da ayrı etnik kimliği vurgulamak için kullanılır. Bosnalıyım demek Müslümanım demektir. Hersekliyim demek Hırvatım demektir. Ülke yönetim açısından iki entiteye yani devletçiğe bölünmüş durumdadır. Bunlar, &lt;a title="Bosna-Hersek Federasyonu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna-Hersek_Federasyonu"&gt;Bosna-Hersek Federasyonu&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Sırp Cumhuriyeti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rp_Cumhuriyeti"&gt;Sırp Cumhuriyeti&lt;/a&gt;'dir.&lt;br /&gt;Ülkeyi, kuzey, batı ve güneyden &lt;a title="Hırvatistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1rvatistan"&gt;Hırvatistan&lt;/a&gt;, doğudan &lt;a title="Sırbistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rbistan"&gt;Sırbistan&lt;/a&gt;,yine güneyden &lt;a title="Karadağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karada%C4%9F"&gt;Karadağ&lt;/a&gt; çevirmekte, &lt;a title="Adriyatik Denizi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Adriyatik_Denizi"&gt;Adriyatik Denizi&lt;/a&gt; ’ne ise &lt;a title="Neum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Neum"&gt;Neum&lt;/a&gt; şehrinin bulunduğu yerde yalnızca 20 km'lik (limanı olmayan) bir kıyısı bulunmaktadır. Ülkenin coğrafyası merkez ve güneyde dağlık, kuzeybatıda tepelik, kuzeydoğuda düzlük bir karakter sergiler. Devletin başkenti ve en büyük şehri &lt;a title="Sarayova" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sarayova"&gt;Sarayova&lt;/a&gt;, birçok yüksek dağla çevrelenmiştir. Bu coğrafî özelliğinden dolayı şehir kış turizmine elverişlidir ve &lt;a title="1984 Kış Olimpiyatları" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1984_K%C4%B1%C5%9F_Olimpiyatlar%C4%B1"&gt;1984 Kış Olimpiyatları&lt;/a&gt;'na ev sahipliği yapmıştır.&lt;br /&gt;Ülkenin çoğunluğunu kaplayan Bosna bölgesinde ılıman &lt;a title="Karasal iklim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karasal_iklim"&gt;karasal iklim&lt;/a&gt; görülür, bu bölgede yazları sıcak, kışları kar yağışlı ve soğuktur. Ülkenin güney kıyılarındaki daha küçük Hersek bölgesinde ise tipik Akdeniz iklimi görülür. Bosna-Hersek doğal kaynaklar açısından da zengin bir görünüm arz eder.&lt;br /&gt;Eski Sosyalist &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt;'nın altı federe cumhuriyetinden biri olan Bosna-Hersek, bağımsızlığını &lt;a title="1990" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1990"&gt;1990&lt;/a&gt;'lı yıllardaki Yugoslavya'nın-SSCB gibi-çözüldüğü yıllarda kazanmıştır. &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt; yılında Yugoslavya'dan ayrılan &lt;a title="Slovenya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Slovenya"&gt;Slovenya&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Hırvatistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1rvatistan"&gt;Hırvatistan&lt;/a&gt;'ın bağımsızlığını tanıyan &lt;a title="AB" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AB"&gt;AB&lt;/a&gt; ve &lt;a title="BM" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/BM"&gt;BM&lt;/a&gt;, &lt;a title="Makedonya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Makedonya"&gt;Makedonya&lt;/a&gt; ve Bosna-Hersek'in bağımsızlığını referandum şartına bağlamıştı. Bu nedenle 1992 yılında Bosna-Hersek'te yapılan referandumda halk bağımsızlıktan yana oy kullanınca yeni devlet kuruldu. Ancak bu devleti ülkedeki Sırplar tanımadı ve Boşnaklar ve Hırvatlara karşı savaş açtı. 1995 yılına kadar süren &lt;a title="Bosna Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;Bosna Savaşı&lt;/a&gt;'ndan sonra &lt;a title="Dayton Barış Antlaşması" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dayton_Bar%C4%B1%C5%9F_Antla%C5%9Fmas%C4%B1"&gt;Dayton Barış Antlaşması&lt;/a&gt; imzalandı. Buna göre ülkede barışı uygulayacak uluslararası bir konsey kuruldu. Bu konsey bir &lt;a title="Bosna-Hersek Yüksek Temsilciği (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bosna-Hersek_Y%C3%BCksek_Temsilci%C4%9Fi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Bosna-Hersek Yüksek Temsilciği&lt;/a&gt; kurdu. Sonuçta ülkede bulunan bu yüksek temsilcilik şu anda cumhurbaşkanını görevden alma dahil birçok yetkiyle donatılmıştır.&lt;br /&gt;Günümüzde gelinen noktada Bosna-Hersek'in bölünmüşlüğü devam etmektedir. Az da olsa bazı bakanlıkların (Savunma, Gümrük vb) birleştirilmesi çalışmaları sürmektedir.&lt;br /&gt;Tarihi&lt;br /&gt;&lt;a title="1878 yılında Bosna için kullanılan bayrak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Flag_of_Independent_Bosnia_%281878%29.svg"&gt;&lt;/a&gt;          &lt;a title="Bosna-Hersek'in eski bayrağı (1992-1998)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Flag_of_Bosnia_and_Herzegovina_%281992-1998%29_%28bordered%29.svg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Flag_of_Independent_Bosnia_%281878%29.svg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1878 yılında Bosna için kullanılan bayrak         Bosna-Hersek'in eski bayrağı (1992-1998&lt;br /&gt;&lt;a title="Akdeniz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akdeniz"&gt;Akdeniz&lt;/a&gt; kıyısındaki diğer şehirler gibi &lt;a title="Bosna" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna"&gt;Bosna&lt;/a&gt;'da tarih sahnesindeki yerini &lt;a title="Roma İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roma_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Roma İmparatorluğu&lt;/a&gt; içerisinde almıştır. &lt;a title="Roma İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roma_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Roma İmparatorluğu&lt;/a&gt;'nun çöküşünden sonra Bosna'nın yönetimi 1200'lü yıllarda bağımsızlığını elde edene kadar çeşitli kereler el değiştirmiştir. Bağımsızlığını 260 yılı aşkın bir süre koruyan Bosna Krallığı bu süre boyunca &lt;a title="Macarlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Macarlar"&gt;Macarlar&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Sırplar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rplar"&gt;Sırplar&lt;/a&gt;'a karşı topraklarını savunmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a title="1463" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1463"&gt;1463&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;Osmanlı&lt;/a&gt; idaresi altına geçen &lt;a title="Boşnaklar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnaklar"&gt;Boşnaklar&lt;/a&gt; aynı zamanda &lt;a title="Müslüman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsl%C3%BCman"&gt;Müslümanlığı&lt;/a&gt; da benimsemiştir. &lt;a title="Müslüman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsl%C3%BCman"&gt;Müslümanlığı&lt;/a&gt; benimsemeyen Boşnakların dini vecibelerini yerine getirmesine izin veren &lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;Osmanlı&lt;/a&gt; idaresi Bosna topraklarında inşa ettiği yapılar ve camilerle aynı zamanda Boşnakların gelenekleri ile kültürüne de etki etmiştir. &lt;a title="1878" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1878"&gt;1878&lt;/a&gt; yılına kadar devam edecek olan Osmanlı idaresi altındaki dönemde pek çok Boşnak Osmanlı idaresinde, devlet yönetiminde önemli görevlere getirilmiştir. Zayıflayan &lt;a title="Osmanlı İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Osmanlı İmparatorluğu&lt;/a&gt;'nu parçalamaya karar veren müttefiklerin finansal sıkıntılar içerisindeki &lt;a title="İstanbul" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;'a baskısı sonucu Bosna'daki Osmanlı idaresi savaşılmadan, masa başında son bularak &lt;a title="Avusturya-Macaristan İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avusturya-Macaristan_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Avusturya-Macaristan İmparatorluğu&lt;/a&gt;'nun kontrolüne geçmiştir.&lt;br /&gt;1918 yılına kadar sürecek olan &lt;a title="Avusturya-Macaristan İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avusturya-Macaristan_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Avusturya-Macaristan İmparatorluğu&lt;/a&gt; idaresi altındaki dönemde ülke yeniden yapılandırılarak çökmekte olan &lt;a title="Osmanlı İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Osmanlı İmparatorluğu&lt;/a&gt; idaresi altındaki dönemin sonlarında yaşadığı sıkıntılardan uzaklaşarak refaha kavuşacaktır. Bu gelişmelerin büyük &lt;a title="Sırbistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rbistan"&gt;Sırbistan&lt;/a&gt; kurulmasını amaçlayan &lt;a title="Rusya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya"&gt;Rusya&lt;/a&gt;'nın finansal desteği ile gerçekleştiği kuşkusuzdur. Bosna'daki &lt;a title="Müslüman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsl%C3%BCman"&gt;Müslüman&lt;/a&gt; nufüsun &lt;a title="Osmanlı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1"&gt;Osmanlı&lt;/a&gt; idaresi altındaki diğer topraklara göçü ve onların terk ettiği yerlere Sırpların yerleşmesiyle Bosna'daki etnik yapının değişmesi bu dönemde yaşanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a title="1918" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1918"&gt;1918&lt;/a&gt; - &lt;a title="1941" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1941"&gt;1941&lt;/a&gt; yılları arasındaki dönem &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt;'nın iç karışıklıkları ve savaşla geçmiştir. &lt;a title="1941" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1941"&gt;1941&lt;/a&gt; - &lt;a title="1945" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1945"&gt;1945&lt;/a&gt; yılları arasındaki &lt;a title="İkinci Dünya Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;İkinci Dünya Savaşı&lt;/a&gt; sırasında &lt;a title="Naziler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Naziler"&gt;Naziler&lt;/a&gt; &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt;'yı işgal ederek &lt;a title="Slovenya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Slovenya"&gt;Slovenya&lt;/a&gt;'yı &lt;a title="Almanya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya"&gt;Almanya&lt;/a&gt;'ya, &lt;a title="Hırvatistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1rvatistan"&gt;Hırvatistan&lt;/a&gt;'ı &lt;a title="İtalya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya"&gt;İtalya&lt;/a&gt;'ya ve &lt;a title="Makedonya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Makedonya"&gt;Makedonya&lt;/a&gt;'yı &lt;a title="Bulgaristan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bulgaristan"&gt;Bulgaristan&lt;/a&gt;'a bağlayarak özellikle &lt;a title="Yahudi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yahudi"&gt;Yahudi&lt;/a&gt; ve çingenelere karşı bir etnik temizlik hareketine girişerek toplama kamplarında binlerce insanı öldürdüler.&lt;br /&gt;&lt;a title="1945" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1945"&gt;1945&lt;/a&gt; - &lt;a title="1990" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1990"&gt;1990&lt;/a&gt; yılları arasındaki soğuk savaş döneminin 35 yıllı Tito'nın liderligi altında geçti. Bu dönemde Bosna - Hersek'in sınırları &lt;a title="1918" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1918"&gt;1918&lt;/a&gt; öncesi döndü ve Boşnak'lar kültürel kimliklerine yeniden kavuştular. Batı'nın desteği ile Yugoslavya'da savaşın izleri çabuk silindi. Batılı ülkeler &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt;'yı sadece ekonomik değil aynı zamanda askeri ve siyasi alanda da destekledi. 1970'li yıllarda Sovyet müdahelesi riski ile karşılaşıldığında &lt;a title="Amerika Birleşik Devletleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika_Birle%C5%9Fik_Devletleri"&gt;Amerika Birleşik Devletleri&lt;/a&gt; &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt;'yı savunmak için nükleer güce başvurabileceğini açıkladı. Soğuk savaşın son bulması ve sona eren komünist rejimle birlikte parçalanan &lt;a title="Sovyetler Birliği" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyetler_Birli%C4%9Fi"&gt;Sovyetler Birliği&lt;/a&gt;'nden &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt;'da etkilendi.&lt;br /&gt;&lt;a title="1986" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1986"&gt;1986&lt;/a&gt; - &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt; yılları arasında yaşanan kanlı iç savaşların sonrasında &lt;a title="Yugoslavya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yugoslavya"&gt;Yugoslavya&lt;/a&gt; parçalandı. Aşırı milliyetçi &lt;a title="Slobodan Miloshevich (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Slobodan_Miloshevich&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Slobodan Miloshevich&lt;/a&gt; ve onun desteklediği militanlarca büyük Sırbistan'ı kurma hayalleri ile sistematik bir soykırım gerçekleştirildi. Bu dönemde 10.000'nin üzerinde &lt;a title="Boşnak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnak"&gt;Boşnak&lt;/a&gt; yaşamını kaybetti. Sırpların başta &lt;a title="Sarayova" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sarayova"&gt;Sarayova&lt;/a&gt; olmak üzere kuşatma altında tuttuğu şehirleri bombalamasına, sniper ateşi ile masum sivilleri öldürmesine, başta aydınlar olmak üzere seçilmiş kişilerin toplama kamplarında öldürülmesi ile gerçekleştirilen etnik temizlik hareketine batılı ülkeler uzun süre gereken tepkiyi göstermeyerek soykırıma seyirci kaldı.&lt;br /&gt;&lt;a title="Şubat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eubat"&gt;Şubat&lt;/a&gt; &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt;'de bağımsızlığını ilan eden Bosna - Hersek &lt;a title="7 Nisan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/7_Nisan"&gt;7 Nisan&lt;/a&gt; &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt;'de &lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt; ve diğer batılı ülkelerce tanındı ve &lt;a title="22 Mayıs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/22_May%C4%B1s"&gt;22 Mayıs&lt;/a&gt; &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt;'de &lt;a title="Birleşmiş Milletler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler"&gt;Birleşmiş Milletler&lt;/a&gt;'e yaptığı üyelik başvurusu kabul edildi.&lt;br /&gt;Bosna'daki savaş &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt; yılının ilkbaharında başladı. Bosna'nın kuzeyini hedef alan saldırıların amacı bu bölgelerden &lt;a title="Boşnak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C5%9Fnak"&gt;Boşnak&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Hırvat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1rvat"&gt;Hırvatları&lt;/a&gt; uzaklaştırarak Sırp devletini kurmaktı. Sırpların bu saldırıları bölgedeki diğer etnik gruplar için tam bir felakete dönüştü. Kuşatma altındaki şehirler ve mülteci kamplarında pek çoğu öldürüldü ve işkenceye uğradı.&lt;br /&gt;Savaşın ilk aylarında doğudaki pek çok Boşnak şehri sırpların saldırıları sonucu kolayca düştü. Ancak şehri çeviren tepelerinde yardımıyla Srebrenizka saldırılara karşı kendisini başarıyla savundu.&lt;br /&gt;&lt;a title="1993" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1993"&gt;1993&lt;/a&gt;'te &lt;a title="Birleşmiş Milletler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler"&gt;Birleşmiş Milletler&lt;/a&gt; 6 yerleşim birimini "güvenli bölge" ilan etti, &lt;a title="Srebrenitsa (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Srebrenitsa&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Srebrenitsa&lt;/a&gt;'da bunlardan birisiydi. Amaç sınırları korunabilir hale getirerek barış için görüşülebilir bir zemin yaratmaktı. Yardımların güvenli bölgelere ulaştırılması gündeme gelince bu uygulama işgalci-saldırgan güçlerle Birleşmiş Milletler askerlerinin işbirliği yapmasını gerektirerek amacı ile tam bir tezat oluşturur hale geldi.&lt;br /&gt;&lt;a title="Mayıs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/May%C4%B1s"&gt;Mayıs&lt;/a&gt; &lt;a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995"&gt;1995&lt;/a&gt;'te Sırplar Sarayova'daki kuşatmayı şiddetlendirdi ve &lt;a title="Nato" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nato"&gt;Nato&lt;/a&gt; &lt;a title="Sırp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rp"&gt;Sırplara&lt;/a&gt; karşı hava saldırısı düzenlendi. Buna missilleme olarak Sırplar 6 güvenli bölgeyi bombalayarak 300 &lt;a title="Birleşmiş Milletler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler"&gt;Birleşmiş Milletler&lt;/a&gt; askerini rehin aldı. &lt;a title="Temmuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Temmuz"&gt;Temmuz&lt;/a&gt; &lt;a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995"&gt;1995&lt;/a&gt;'te general Mladic komutasındaki Sırp güçleri Srebrenizka'daki &lt;a title="Hollandalı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hollandal%C4%B1"&gt;Hollandalı&lt;/a&gt; &lt;a title="Birleşmiş Milletler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler"&gt;Birleşmiş Milletler&lt;/a&gt; güçlerini etkisiz hale getirerek şehri hedef aldı. Yaklaşık 25,000 Boşnak Sırp tehdidi üzerine şehri terk ederek bir başka güvenli bölge olan Potocari'ye ulaştı. 5000 mültecinin kampa girmesinin ardından Hollandalı barış gücü askerleri kampın dolduğunu bildirerek kampın girişini kapattı. Bu olay, kampın yakınlarındaki yaklaşık 20,000 Boşnağın Sırpların ölüm tehdidine karşı savunmasız kalmasına yolaçtı. Sırplar bölgedeki Boşnakları tahliye etmeye başladığında Hollandalı birlikler müdahale bulunmadı, hatta işlemlerin düzgün bir şekilde gerçekleştirilmesi için organizasyonda yardımcı bile oldu. Kadın ve çocuklar ayrıldıktan sonra askerlik çağına gelmiş olan erkekler otobüslere bindirildikten sonra kampın yakınında kurşuna dizilerek öldürüldü. &lt;a title="İkinci Dünya Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;İkinci Dünya Savaşı&lt;/a&gt;'ndan sonraki bu en büyük soykırımda 10 - 15 bin Boşnak'ın katledildiği iddia edilmektedir. Kızılhaç yetkilileri bu olaylar sırasında 7.500 kişinin kaybolduğunu bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Srebrenitsa Katliamı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Srebrenitsa_Katliam%C4%B1"&gt;Srebrenitsa Katliamı&lt;/a&gt;'nın ardından o güne kata olaylara kayıtsız kalan batı kamuoyunda Sırplara karşı baskılar arttı ve &lt;a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995"&gt;1995&lt;/a&gt; yılı sonlarında savaş son buldu.&lt;br /&gt;Siyasi yapı [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Siyasi yapı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bosna-Hersek&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=6"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;&lt;a title="Günümüzde Bosna Hersek iki alt-devletten oluşur. Boşnak ve Hırvatların oluşturduğu Bosna Hersek Federasyonu (FBiH) ve Sırpların oluşturduğu Sırp Cumhuriyeti (RS)." href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Bosniadivisions1.PNG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Bosniadivisions1.PNG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde Bosna Hersek iki alt-devletten oluşur. Boşnak ve Hırvatların oluşturduğu Bosna Hersek Federasyonu (FBiH) ve Sırpların oluşturduğu &lt;a title="Sırp Cumhuriyeti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rp_Cumhuriyeti"&gt;Sırp Cumhuriyeti&lt;/a&gt; (RS).&lt;br /&gt;&lt;a title="Bosna Hersek Federasyonunun kantonları" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Bosniadivisions2.PNG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Bosniadivisions2.PNG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bosna Hersek Federasyonunun kantonları&lt;br /&gt;Bosna-Hersek Cumhuriyeti iki devletten oluşmaktadır:&lt;br /&gt;Toprakların %51'una sahip Hırvat ve Boşnaklardan oluşan Bosna-Hersek Federasyonu,&lt;br /&gt;Toprakların %49'ine sahip Sırplardan oluşan Sırp Cumhuriyeti.&lt;br /&gt;Bosna-Hersek Devletinin yapısı &lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt;-&lt;a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995"&gt;1995&lt;/a&gt; yılları arasında cereyan eden &lt;a title="Bosna Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;iç savaşı&lt;/a&gt; sona erdiren &lt;a title="Dayton Barış Antlaşması" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dayton_Bar%C4%B1%C5%9F_Antla%C5%9Fmas%C4%B1"&gt;Dayton Barış Antlaşmasıyla&lt;/a&gt; (DBA) belirlenmiş olup ülke Bosna-Hersek Federasyonu (Federasyon da kendi içinde 10 Kantona ayrılmıştır) ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska-RS) olarak iki birime (devletçiğe) ve bir küçük özerk bölgeye (Brcko) bölünmüştür.&lt;br /&gt;Her birimin siyasi ve ekonomik yapılanması birbirinden farklıdır. Bosna-Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslav Federal Cumhuriyeti’nin yanısıra, &lt;a title="AB" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AB"&gt;AB&lt;/a&gt;, &lt;a title="Fransa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa"&gt;Fransa&lt;/a&gt;, &lt;a title="Almanya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya"&gt;Federal Almanya&lt;/a&gt;, &lt;a title="Rusya Federasyonu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya_Federasyonu"&gt;Rusya Federasyonu&lt;/a&gt;, &lt;a title="İngiltere" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiltere"&gt;İngiltere&lt;/a&gt; ve &lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt; temsilcilerinin de gözlemci olarak imzaladıkları &lt;a title="Dayton Barış Antlaşması" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dayton_Bar%C4%B1%C5%9F_Antla%C5%9Fmas%C4%B1"&gt;Dayton Barış Antlaşması&lt;/a&gt; bir ana metin ile 11 ekten oluşmakta ve sivil ve askeri alanlarda düzenlemeler içermektedir. Anlaşmanın askeri yönlerinin uygulanması ilk bir yıllık süre için IFOR (Implementation Force) adı altında &lt;a title="NATO" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/NATO"&gt;NATO&lt;/a&gt; liderliğinde, bazı NATO dışı ülkelerin de katılımıyla oluşturulan yaklaşık 60.000 kişilik kuvvetin sorumluluğuna verilmiştir.&lt;br /&gt;Bir yıllık görev süresi &lt;a title="20 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/20_Aral%C4%B1k"&gt;20 Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="1996" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1996"&gt;1996&lt;/a&gt;’da biten bu kuvvetin yerini daha az personele sahip SFOR (Stabilization Force) almıştır. Türkiye her iki kuvvete de &lt;a title="Zenica" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zenica"&gt;Zenica&lt;/a&gt;’da konuşlanmış bulunan bir Tugay ile katılmıştır. &lt;a title="2001" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2001"&gt;2001&lt;/a&gt; yılı sonu itibarıyle SFOR’daki asker sayısı 17.700’e, Türk Tugayı ise Tabur düzeyine indirilmiştir.&lt;br /&gt;8-9 Aralık &lt;a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995"&gt;1995&lt;/a&gt; tarihlerinde &lt;a title="Londra" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Londra"&gt;Londra&lt;/a&gt;'da düzenlenen Barışı Uygulama Konferansı'nda &lt;a title="Dayton Barış Antlaşması" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dayton_Bar%C4%B1%C5%9F_Antla%C5%9Fmas%C4%B1"&gt;Dayton Barış Antlaşması&lt;/a&gt;'nın imzalanmasıyla Uluslararası Eski Yugoslavya Konferansı'nın (ICFY) başlıca hedeflerine ulaşılmış olduğu ve barışın uygulanmasından sorumlu olacak yeni bir yapıya ihtiyaç duyulduğu tesbit edilerek, ICFY'nin yerini almak üzere Londra Konferansı'na katılan tüm devletlerin, Uluslararası Örgütlerin ve Kuruluşların katılımıyla bir Barışı Uygulama Konseyi'nin (Peace Implementation Council-PIC) kuruluşuna karar verilmiş, Konseye siyasi yönlendirmede bulunmak üzere de bir Yönlendirme Kurulu (Steering Board-SB) kurulmuş ve üyeleri belirlenmiştir. &lt;a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt; Yönlendirme Kurulu'nda &lt;a title="İslam Konferansı Örgütü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam_Konferans%C4%B1_%C3%96rg%C3%BCt%C3%BC"&gt;İslam Konferansı Örgütü&lt;/a&gt;'nü temsilen yer almaktadır.&lt;br /&gt;Anlaşmanın sivil yönlerinin uygulanması “Yüksek Temsilcilik”in (Office of the High Representative) sorumluluğundadır. Yüksek Temsilcilik görevini halen &lt;a title="İngiliz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiliz"&gt;İngiliz&lt;/a&gt; Liberal Demokrat Partinin eski lideri Paddy Ashdown, yardımcılıklarını ise &lt;a title="Amerikalı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerikal%C4%B1"&gt;ABD’li&lt;/a&gt; Ralph Johnson ve &lt;a title="Alman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alman"&gt;Alman&lt;/a&gt; Matthias Sonn yürütmektedir. Sarayova’daki Yüksek Temsilcilik Ofisi'nde ülkemizden de Dışişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü mensubu görev yapmaktadır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Uluslararası Polis Görev Gücü - United Nations International Police Task Force - UNIPTF- bünyesinde Türk Polis gücü başkanlığında Türkiye İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nden personel görev yapmaktadır. Sözkonusu görevde değişik tarihlerde Emniyet Müdürlerinden Ömer GURULKAN, Metin MEYDAN UNIPTF- Türk Grubu Başkanı olarak görev yapmışlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-5258340385287630052?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/5258340385287630052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bosna-hersek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5258340385287630052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5258340385287630052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bosna-hersek.html' title='bosna hersek'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2620563014830338836</id><published>2008-07-17T00:10:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:10:55.629-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bor'/><title type='text'>bor madeni ve önemi</title><content type='html'>Bulunduğu bölgeler&lt;br /&gt;&lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;, &lt;a title="Şili" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eili"&gt;Şili&lt;/a&gt;, &lt;a title="Arjantin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arjantin"&gt;Arjantin&lt;/a&gt;, &lt;a title="Peru" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Peru"&gt;Peru&lt;/a&gt;, &lt;a title="Bolivya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bolivya"&gt;Bolivya&lt;/a&gt;, &lt;a title="İtalya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya"&gt;İtalya&lt;/a&gt;, &lt;a title="Rusya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya"&gt;Rusya&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;’de yüksek miktarda bor maden rezervleri bulunmaktadır. Türkiye’deki bor madenleri, ki bunlar dünya rezervlerinin %72 sı, dünyanın en büyük bor bileşiği tedarikçisi olarak bilinen &lt;a title="Eti Maden" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Eti_Maden&amp;amp;action=edit"&gt;Eti Maden&lt;/a&gt; tarafından işletilmektedir. Dünyanın yerkabuğundaki bor yüzdesinin 0,001-0,0003 civarında olduğu varsayılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a name="Bor_kimyas.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;Bor kimyası&lt;br /&gt;Borun temel cevherleri; kernit (Na2B4O7.4H2O), boraks (Na2B4O7.10H2O), kolemanit (Ca2B6O11.5H2O) ve uleksit (NaCaB5O9.8H2O) gibi boratlardır.&lt;br /&gt;Bor bileşiklerinin yaygın kullanımları ve borun element olarak erken tanımlanmış olmasına karşın, bor kimyası çalışmaları nispeten kısıtlı bir alanda sürdürülmüştür. Bunun nedenleri; temel olarak bor bileşiklerinin hidroliz veya oksidasyona yönelik stabil olmayan nitelikleri ve malzemelerin birçoğunun kullanımındaki yapısal zorluklarıydı. Nihayet &lt;a title="Stock" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Stock&amp;amp;action=edit"&gt;Stock&lt;/a&gt; ünlü deneysel vakum tekniğini geliştirince bor kimyasının araştırılmasında yeni bir kapı aralandı.&lt;br /&gt;Grup IIIA elementlerinden sadece bor bir ametaldir. Bu gruptaki diğer elementler; &lt;a title="Alüminyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Al%C3%BCminyum"&gt;alüminyum&lt;/a&gt;, &lt;a title="Galyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Galyum"&gt;galyum&lt;/a&gt;, &lt;a title="İndiyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ndiyum"&gt;indiyum&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Talyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Talyum"&gt;talyumdur&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Grup IIIA elementlerinin elektronik dizilimi Tablo 1.’de listelenmiştir ve elementlerin özellikleri ise Tablo 2.’de belirtilmektedir. Bor, gruptaki diğer elementlerden çok daha küçük bir &lt;a title="Atom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Atom"&gt;atomdur&lt;/a&gt;. Bu durum, &lt;a title="Ametal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ametal"&gt;ametal&lt;/a&gt; bor ve &lt;a title="Metal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Metal"&gt;metal&lt;/a&gt; özellikteki diğer grup elemanları arasında belirli farklılıklara neden olur.&lt;br /&gt;Ga, In ve Tl’un atom büyüklükleri periyodik sınıflandırmada kendilerinden hemen önce gelen elementlerin elektronik iç yapılarından etkilenir (özellikle &lt;a title="Lantanit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lantanit"&gt;lantanitten&lt;/a&gt; sonra gelen talyum örneğinde görüleceği gibi). Bu nedenle de atom yarıçapı ani şekilde veya standart olarak bu elementlerin artan atom numaralarıyla birlikte artmaz. Bu elementlerin göreceli şekilde küçük oluşları gruptan aşağı inerken bile beklenen şekilde azalmayan nispeten yüksek &lt;a title="İyonizasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0yonizasyon"&gt;iyonizasyon&lt;/a&gt; potansiyeli içermelerine neden olur.&lt;br /&gt;Bu elementlerin hiçbiri en ufak şekilde bile basit bir anyon oluşturma eğiliminde değillerdir. Elementlerin &lt;a title="Elektronik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektronik"&gt;elektronik&lt;/a&gt; konfigürasyonlarının da mantıklı kıldığı biçimde en sık rastlanır oksidasyon seviyesi +3’tür. Nispeten yüksek olan bu değer, göreceli olarak küçük iyonik yarıçaplarla biraraya gelerek üstün polarize nitelikleri olan tipler ortaya çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;Buna bağlı olarak, +3 değerli bileşiklerin elementleri baskın şekilde &lt;a title="Kovalent" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kovalent&amp;amp;action=edit"&gt;kovalenttir&lt;/a&gt;; bu kovalent nitelik ayrıca göreceli olarak elementlerin yüksek ilk üç iyonizasyon potansiyelinden de kaynaklanmaktadır. İstisnai olarak kendi kimyasında ametal olan bor haricindeki diğer IIIA elementleri su çözeltisinde +3 değerlikli iyon olarak bulunurlar. Bu iyonlar yüksek oranda su içerirler, ancak &lt;a title="Hidrasyon" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hidrasyon&amp;amp;action=edit"&gt;hidrasyon&lt;/a&gt; &lt;a title="Isı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Is%C4%B1"&gt;ısıları&lt;/a&gt; çok yüksektir.&lt;br /&gt;Çok yüksek &lt;a title="Sıcaklık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1cakl%C4%B1k"&gt;sıcaklıkta&lt;/a&gt; (2000°C) bor birçok metalle raksiyona girerek borürler oluşturur. Bu madde çok serttir, kimyasal olarak stabildir ve metalik &lt;a title="İletkenlik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0letkenlik"&gt;iletkenliği&lt;/a&gt; gelişmiştir. Bazı metalik borürlerin kristallerinde bor atomları aralıklıdır, diğerlerinde zincirler veya bor atomu katmanları (tabakaları) mevcuttur. &lt;a title="Magnezyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Magnezyum"&gt;Magnezyum&lt;/a&gt; borür (MgB2), diğer borürlerden farklı olarak bor hidrür karışımları üretecek şekilde hidrolize formda mevcuttur.&lt;br /&gt;Bor, &lt;a title="Amonyak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amonyak"&gt;amonyak&lt;/a&gt; veya &lt;a title="Nitrojen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nitrojen"&gt;nitrojen&lt;/a&gt; ile yüksek sıcaklıklarda bor nitrür (BN) oluşturacak şekilde reaksiyona girer. Bu malzeme karbonla izoelektroniktir ve grafite benzerdir, fakat farklı olarak bor ve nitrür atomları içeren kristal bir yapısı vardır. Çok yüksek sıcaklık ve basınçta BN’ün bu modifikasyonu elmas türü kafes (latis) formuna dönüşür ve elmas kadar serttir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'DE MADENLER Başlıca Maden Çeşitleri UYARI : Madenlerin oluşumu, çeşidi ve rezervleri arazinin jeolojik yapısına ve oluştuğu jeolojik zamana bağlıdır. Türkiye'de 1. zamandan, 4. zamana kadar oluşmuş araziler vardır. Volkanik faaliyetlerin sık olduğu 3. zamanda oluşan arazi geniştir. Bu nedenle krom, demir, bakır, kurşun, pirit gibi volkanik oluşumlu madenler çoktur. Demir : Demir - çelik endüstrisinin en önemli hammaddesidir. Türkiye demir cevheri rezervleri bakımından oldukça zengindir. Hemen her bölgemizde demir cevherine rastlanmıştır. Ancak bu yataklardan 60 kadarı işletilebilmektedir. Bakır : Tarih öncesi çağlarda insanların ilk kullandığı madenlerden biridir. Bakır rezervleri yerkabuğunun volkanik oluşum gösteren bölgelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Saf bakır üretimi ülke gereksinimini karşılamadığı için dışarıdan saf bakır alınır. Krom : Çok sert, iyi cilalanabilen ve paslanmayan bir madendir. Volkanik alanlarda yaygındır. Makine ile motor endüstrisinde ve paslanmaz çelik yapımında kullanılan önemli bir madendir. Günümüz verilerine göre, Dünya krom üretiminde Türkiye 4. sıradadır. Yurtdışına satılan önemli bir madenimizdir. Bor Mineralleri (Boraks) : Kimya endüstrisinin en önemli hammaddesidir. Türkiye rezerv bakımından Dünya'da ilk sırada yer alır. Ancak üretimi ve dış satımı az olduğundan ekonomiye katkısı da azdır. Kükürt : Yapay gübre üretimi ve tarım ilaçları başta olmak üzere kimya endüstrisinde kullanılır. En büyük rezervlerimiz Göller Yöresi'ndedir. Üretim, tüketimin az bir bölümünü karşılayamaz. Bu nedenle yurtdışından da alınmaktadır. Boksit : Ülkemizin en zengin rezerve sahip olduğu madenlerden biridir. Boksit işlendikten sonra alüminyum elde edilir. Endüstride demir cevheri ürünlerinden sonra en fazla tüketilen maden durumundadır. Özellikle uçak gövdelerinin yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır. Volfram (Tungstein) : Uzay ve savaş endüstrisinde kullanılan, az bulunan madendir. En zengin rezervler Uludağ'dadır. Manganez : Türkiye'de dağınık yataklar halindedir. Saf olarak bulunmaz. Üretim tüketimi karşılamadığından dışarıdan satın alınır. Civa : Doğada sıvı halde bulunan tek madendir. Tıpta ve fotoğrafçılık alanında kullanılır. Zımpara Taşı : Metamorfik taşlar içinde bulunan, kullanım alanı geniş olan bir madendir. En zengin rezervler Ege Bölgesi'ndedir. Tuz : Tat vermek için yemek tuzu ve bakterilerin çoğalmasını önlemek için tuzlama tuzu olarak kullanılır. Ancak son yıllarda kimya endüstrisinin önemli bir hammaddesi konumuna gelmiştir. Tuz Gölü ve İzmir-Çamaltı, tuz rezervlerinin en fazla olduğu yerlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2620563014830338836?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2620563014830338836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bor-madeni-ve-nemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2620563014830338836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2620563014830338836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bor-madeni-ve-nemi.html' title='bor madeni ve önemi'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-5655074877100728351</id><published>2008-07-17T00:09:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:10:19.337-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bohr atom teorisi'/><title type='text'>bohr atom teorisi</title><content type='html'>Bohr Atom Modeli&lt;br /&gt;&lt;a title="Niels Henrik David Bohr" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Niels_Bohr.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a title="Niels Henrik David Bohr" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Niels_Bohr.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a title="Niels Bohr" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Niels_Bohr"&gt;Niels Hendrik Bohr&lt;/a&gt; 1919 yılında kendinden önceki &lt;a title="Rutherford Atom Modeli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rutherford_Atom_Modeli"&gt;Rutherford Atom Modeli&lt;/a&gt; &lt;a title="Atom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Atom"&gt;atom&lt;/a&gt; modellerinden yaralanarak yeni bir atom modeli fikrini öne sürdü.&lt;br /&gt;Çekirdeğe en yakın enerji seviyesine dairesel hareket yapan &lt;a title="Elektron" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektron"&gt;elektron&lt;/a&gt; kararlıdır, ışık yaymaz. Elekron'a yeterli enerji verilirse elektron bulunduğu enerji seviyesinden daha yüksek enerji seviyesine sıçrar. Atom bu durumda kararsızdır. Kararlı hale gelmek için elektron tekrar eski enerji seviyesine dönerken almış olduğu enerji seviyesini eşit enerjide bir &lt;a title="Foton" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Foton"&gt;Foton&lt;/a&gt; (ışın taneciği) fırlatır. Atom bu şekilde ışıma yapar.&lt;br /&gt;Bohr Atom Teorisi&lt;br /&gt;Buraya kadar anlatılan atom modellerinde, atomun çekirdeğinde, (+) yüklü proton ve yüksüz nötronların bulunduğu, çekirdeğin etrafında dairesel yörüngelerde elektronların dolaştığı ifade edildi. Bu elektronların çekirdek etrafında nasıl bir yörüngede dolaştığı, hız ve momentumlarının ne olduğu ile ilgili bir netice ortaya konmadı. Bohr ise atom teorisinde elektronların hareketini bu noktadan inceledi.&lt;br /&gt;1913 yılında Neils Bohr, hidrojen atomunun spektrum çizgilerini ve Planck'ın kuvantum kuramını kullanarak Bohr kuramını ileri sürdü. Bu bilgiler ışığında Bohr postulatları şöyle özetlenebilir.&lt;br /&gt;1. Bir atomdaki elektronlar çekirdekten belli uzaklıktaki yörüngelerde hareket eder ve bu yörüngelerdeki açısal momentumu h/2pi'nin tam katlarıdır. Her kararlı hâlin sabit bir enerjisi vardır.&lt;br /&gt;2. Her hangi bir kararlı enerji seviyesinde elektron dairesel bir yörüngede (orbitalde) hareket eder. Bu yörüngelere enerji düzeyleri veya kabukları denir.&lt;br /&gt;3. Elektron kararlı hâllerden birinde bulunurken atom ışık (radyasyon) yayınlamaz. Ancak, yüksek enerji düzeyinden daha düşük enerji düzeyine geçtiğinde, seviyeler arasındaki enerji farkına eşit bir ışık kuantı yayınlar. BuradaE = Eson-Eilk) bağıntısı geçerlidir.&lt;br /&gt;4. Elektron hareketinin mümkün olduğu kararlı seviyeler, K, L, M, N, O gibi harflerle veya en düşük enerji düzeyi l olmak üzere, her enerji düzeyi pozitif bir tam sayı ile belirlenir ve genel olarak "n" İle gösterilir, (n: 1,2,3 .....¥)&lt;br /&gt;Bugünkü bilgilerimize göre; Bohr kuramının, elektronların dairesel yörüngelerde hareket ettikleri, ifadesi yanlıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-5655074877100728351?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/5655074877100728351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bohr-atom-teorisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5655074877100728351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5655074877100728351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bohr-atom-teorisi.html' title='bohr atom teorisi'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-1999908927002698846</id><published>2008-07-17T00:08:00.000-07:00</published><updated>2008-07-17T00:09:12.181-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri'/><title type='text'>BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri</title><content type='html'>BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Özel nedenler" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=3"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;Devletlerin izledikleri politikalar ve çeşitli çıkarlar özellikle bu devletleri karşı karşıya getirmiştir. Rekabet ittifak ve itilaf devletleri arasında meydana gelmiştir. Savaş öncesi devletlerin durumdaki sebepler şöyle sıralanılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Almanya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya"&gt;Almanya&lt;/a&gt;: Siyasal birliklerini kurduktan sonra (1871) ekonomisinde büyük bir canlanma meydana gelmiştir. Birliğini geç kurduğundan dolayı sömürgeciliğe geç başlamıştır. Yeni sömürgeler elde etme ve denizlere hakim olma konularında İngiltere ile rekabete girişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a title="İngiltere" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiltere"&gt;İngiltere&lt;/a&gt;: Almanya'nın siyasal ve ekonomik açıdan güçlenmesinden rahatsız olmuştur. Kendisine rakip olabilecek güçlerden kurtulmak ve Alman birliği ile bozulan &lt;a title="Avrupa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa"&gt;Avrupa&lt;/a&gt;'daki güç dengesini tekrar kurmak istemektedir. Almanya'nın denizlerde güçlenmesinden de fazlaca rahatsız olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;a title="Fransa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa"&gt;Fransa&lt;/a&gt;: &lt;a title="1870" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1870"&gt;1870&lt;/a&gt; &lt;a title="Sedan Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sedan_Sava%C5%9F%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;Sedan Savaşı&lt;/a&gt; ile Almanya'ya kaptırdığı kömür yataklarıyla ünlü &lt;a title="Alsace" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alsace"&gt;Alsace&lt;/a&gt;-&lt;a title="Lorraine" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lorraine"&gt;Loren&lt;/a&gt; bölgesini geri almak istemektedir. Bundan dolayı Almanya'ya karşı bir düşmanlık içindedir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Rusya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya"&gt;Rusya&lt;/a&gt;: &lt;a title="Panslavizm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Panslavizm"&gt;Panslavizm&lt;/a&gt; ilkesi ile &lt;a title="Balkanlar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Balkanlar"&gt;Balkanlara&lt;/a&gt; yayılmak istemektedir. Ayrıca Rusya, boğazları ele geçirerek &lt;a title="Akdeniz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akdeniz"&gt;Akdeniz&lt;/a&gt;'e inmek amacındaydı.&lt;br /&gt;&lt;a title="İtalya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya"&gt;İtalya&lt;/a&gt;: Sömürgecilikte geri kalmıştır. Amacı yeni sömürgeler ele geçirmenin yanında, eski &lt;a title="Roma İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roma_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Roma İmparatorluğu&lt;/a&gt; gibi Akdeniz'e hakim olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Avusturya-Macaristan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avusturya-Macaristan"&gt;Avusturya-Macaristan&lt;/a&gt;: En büyük tehlikesi Rusya ve onun destekçisi olduğu Sırbistan'dır. Panslavizme ve Balkanlar'daki Rus etkisine karşı mücadele etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Osmanlı Devleti" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_Devleti"&gt;Osmanlı Devleti&lt;/a&gt;: Osmanlı Devleti'nin yönetiminde ileri gelen isimlerden olan Enver Paşa ve arkadaşları oldukça Alman hayranıydılar.Almanların herşeyine çok güvenirdiler.İşte bu yüzden onların yanında savaşa girmek için gizli bir &lt;a title="Antlaşma" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antla%C5%9Fma"&gt;antlaşma&lt;/a&gt; yapıldı.Böylece Osmanlı savaşa dahil oldu.Osmanlı'nın savaşa girmesindeki bir diğer amaç ise son yüzyılda kaybedilen toprakları geri kazanmaktı.Savaş,bozulan Osmanlı ekonomisinin düzelmesi için tek çare olarak görülüyordu.&lt;br /&gt;Daha çok bilgi için: &lt;a title="Osmanlı-Alman İttifakı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1-Alman_%C4%B0ttifak%C4%B1"&gt;Osmanlı-Alman İttifakı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bulgaristan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bulgaristan"&gt;Bulgaristan&lt;/a&gt;: &lt;a title="Çanakkale Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87anakkale_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;Çanakkale Savaşı&lt;/a&gt;'nın &lt;a title="İttifak Devletleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttifak_Devletleri"&gt;İttifak Devletleri&lt;/a&gt; lehine sonuçlanmasının ardından Doğu Avrupa'da daha etkin olmak amacıyla Almanya'nın yanında savaşa girmiştir.Bulgaristan'ın savaşa girmesiyle bütün İttifak devletlerinin birbirleriyle kara sınırı oluşmuş,ortak cephelere iletilecek silah ve mühimmatın nakliyesi daha ekonomik bir hale dönüşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;a title="Japonya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Japonya"&gt;Japonya&lt;/a&gt;: Asıl amacı &lt;a title="Asya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Asya"&gt;Asya&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Büyük Okyanus" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Okyanus"&gt;Büyük Okyanusta&lt;/a&gt; daha fazla toprak ele geçirerek hızla genişleyen sanayisi için hammadde sağlamaktır.Kendi anakarasına en yakın ve en verimli topraklar Alman sömürgesi durumunda olduğu için savaşın İtilaf devletlerine döndüğü anda Almanya'ya savaş ilan etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;: Savaş öncesinde, Avrupa'daki savaşa katılma eğilimi içinde olmamıştır. Ancak &lt;a title="1917" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1917"&gt;1917&lt;/a&gt; yılında yaşanan bazı gelişmeler ABD'nin de savaşa katılma kararında etkili olmuştur. 1917 yılından itibaren İngiliz ve Fransız deniz ablukasına karşı Almanya'nın giriştiği denizaltı savaşı, &lt;a title="Kuzey Atlantik" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kuzey_Atlantik&amp;amp;action=edit"&gt;Kuzey Atlantik&lt;/a&gt;'de Amerikan ticari ve yolcu gemilerini de hedef almaya başlamış, Amerika'nın Avrupa ticaretine katlanılmayacak ölçüde zarar vermeye başlamıştır. Öte yandan Almanya'nın &lt;a title="Meksika" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meksika"&gt;Meksika&lt;/a&gt; hükümetini ABD'ye savaş açmaya teşvik etmesi de ABD'nin Avrupa'daki savaşa katılmasında etken olmuştur.Dünya siyasetinde etkin güç olmak isteyen ABD,Almanya'nın kışkırtıcı politikalarının ardından İtilaf devletleri bloğunda savaşa girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Sırbistan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1rbistan"&gt;Sırbistan&lt;/a&gt;: Rusya'nın panislavist politikaları sonucunda Rus güdümü altında kalan Sırbistan,Büyük Sırbistan ülküsüyle haraket etmiştir.Sırbistan,Avusturya-Macaristan ve Almanya'nın savaş ilanından sonra Rusya'dan yardım istemiş.Sırbistan'ın yardım istediği geri çevirmeyen Çarlık Rusya'sı Almanya ve Avusturya-Macaristan'a savaş ilan ederek Birinci Dünya Savaşı'nın başlatmıştır.&lt;br /&gt;Avusturya Büyük Sırbistan'ı kurmak isteyenlere gücünü göstermek üzere 1914 yılı Haziran ayında Bosna da bir manevra yapmaya karar vermiştir. Buna katılmak üzere veliaht Ferdinand da &lt;a title="Saraybosna" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Saraybosna"&gt;Saraybosna&lt;/a&gt;'ya gelmiştir. Ancak veliaht 28 haziran 1914 günü bir Sırplı tarafından öldürülür. Bu da I. Dünya savaşına yol açan olayın başlangıcı olur. Avusturya bu olaya Sırbistan'a savaş açarak karşılık verir. Bunun üzerine Almanya, Avusturya-Macaristan'ın, Rusya da Sırbistan'ın yanında yer alır. Böylece savaş kısa bir zaman içinde bütün Avrupa'yı etkilemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-1999908927002698846?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/1999908927002698846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/birinci-dnya-savaindaki-devletler-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/1999908927002698846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/1999908927002698846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/birinci-dnya-savaindaki-devletler-ve.html' title='BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAKİ DEVLETLER VE Özel nedenleri'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-2163143923156290523</id><published>2008-07-17T00:07:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:07:55.261-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgisayar'/><title type='text'>bilgisayar</title><content type='html'>Bilgisayar&lt;br /&gt;Bilgisayar, belirli komutlara göre veri işleyen ve depolayan bir &lt;a title="Makine" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Makine"&gt;makinedir&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Bilgisayarlar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilirler. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk bilgisayarlar büyük bir oda büyüklüğünde olup, günümüz bilgisayarlarından yüzlerce kat daha fazla enerji tüketiyorlardı. 21. yüzyılın başına varıldığında ise bilgisayarlar bir kol saatine sığacak ve küçük bir pil ile çalışacak duruma geldiler. Toplumumuz &lt;a title="Kişisel bilgisayar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ki%C5%9Fisel_bilgisayar"&gt;kişisel bilgisayarı&lt;/a&gt; ve onun taşınabilir eşdeğeri, &lt;a title="Dizüstü bilgisayar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Diz%C3%BCst%C3%BC_bilgisayar"&gt;dizüstü bilgisayarını&lt;/a&gt;, &lt;a title="Bilgi çağı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bilgi_%C3%A7a%C4%9F%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;bilgi çağının&lt;/a&gt; simgeleri olarak tanıdılar ve bilgisayar kavramı ile özdeşleştirdiler.&lt;br /&gt;İstenilen programı kayıt edip istenilen zamanda çalıştırabilmeleri bilgisayarları çok yönlü kılıp &lt;a title="Hesap makinesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hesap_makinesi"&gt;hesap makinelerinden&lt;/a&gt; ayıran ana özellikleridir. Church-Turing tezi bu çok yönlülüğün matematiksel ifadesidir, ve herhangi bir bilgisayarın bir diğer bilgisayarın görevlerini yerine getirebileceğinin altını çizer. Dolayısıyla, karmaşıklıkları ne düzeyde olursa olsun, &lt;a title="Cep bilgisayarı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cep_bilgisayar%C4%B1"&gt;cep bilgisayarından&lt;/a&gt; &lt;a title="Süper bilgisayar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCper_bilgisayar"&gt;süper bilgisayarlara&lt;/a&gt; kadar, bellek ve zaman kısıtı olmadığı takdirde hepsi aynı görevleri yerine getirebilirler.&lt;br /&gt;Bilgisayar tanımının esnekliği ve zaman içerisindeki değişim süreci dolayısıyla ilk bilgisayarı saptamak güçtür. Geçmişte bilgisayar olarak bilinen birçok aygıt günümüz ölçütlerine göre bu tanımı hak etmemektedirler.&lt;br /&gt;Başlangıçta bilgisayar sözcüğü hesaplama sürecini kolaylaştıran nesnelere verilen bir ad konumundaydı. Bu ilk dönemin bilgisayar örnekleri arasında &lt;a title="Sayı boncuğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Say%C4%B1_boncu%C4%9Fu"&gt;sayı boncuğu&lt;/a&gt; (abaküs) ve &lt;a title="AntiKitira Makinesi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=AntiKitira_Makinesi&amp;amp;action=edit"&gt;AntiKitira Makinesi&lt;/a&gt; (M.Ö. 150-100) sayılabilir. Yüzyıllar sonra, &lt;a title="Ortaçağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orta%C3%A7a%C4%9F"&gt;Ortaçağ&lt;/a&gt; sonundaki yeni bilimsel keşifler ışığında, Avrupalı mühendisler tarafından geliştirilen bir dizi makinesel hesaplama aygıtlarının ilki ise, &lt;a title="Wilhelm Schickard" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Wilhelm_Schickard&amp;amp;action=edit"&gt;Wilhelm Schickard&lt;/a&gt;'a (&lt;a title="1623" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1623"&gt;1623&lt;/a&gt;) aittir.&lt;br /&gt;Ancak, programlanabilir (veya kurulabilir) olmamaları nedeniyle bu aygıtların hiçbiri günümüz bilgisayar tanımına uymamaktadır. &lt;a title="1801" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1801"&gt;1801&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Joseph Marie Jacquard" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Joseph_Marie_Jacquard&amp;amp;action=edit"&gt;Joseph Marie Jacquard&lt;/a&gt;'ın dokuma tezgâhındaki işlemi otomatikleştirmek adına ürettiği &lt;a title="Delikli kart" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Delikli_kart"&gt;delikli kartlar&lt;/a&gt; ise bilgisayarların gelişme sürecindeki, kısıtlı da olsa, ilk programlanabilme (kurulabilme) izlerinden sayılır. Kullanıcının sağladığı bu kartlar sayesinde, dokuma tezgâhı kart üzerindeki delikler ile tarif edilen çizime işleyişini uyarlayabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;a title="1837" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1837"&gt;1837&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Charles Babbage" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Babbage"&gt;Charles Babbage&lt;/a&gt;, adını Analytical Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu, ilk tam programlanabilir makinesel bilgisayarı kavramsallaştırıp tasarladı. Ancak parasal nedenler ve üzerindeki çalışmalarının sonlanamaması nedeniyle bu makineyi geliştirmedi.&lt;br /&gt;Delikli kartların ilk büyük ölçekli kullanımı ise &lt;a title="Herman Hollerith" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Herman_Hollerith"&gt;Herman Hollerith&lt;/a&gt; tarafından, &lt;a title="1890" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1890"&gt;1890&lt;/a&gt; yılında muhasebe işlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanan &lt;a title="Hesap makinesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hesap_makinesi"&gt;hesap makinesidir&lt;/a&gt;. Hollerith'in o dönemde bağlı olduğu işletme ise sonraki yıllarda küresel bilgisayar devine dönüşecek &lt;a title="IBM" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/IBM"&gt;IBM&lt;/a&gt;'dir. 19. yüzyılın sonlarına varıldığında, gelecek yıllarda bilişim donanım ve kuramlarının gelişimine büyük katkıda bulunacak uygulayımlar (teknolojiler) ortaya çıkmaya başlamıştılar: &lt;a title="Delikli kartlar" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Delikli_kartlar&amp;amp;action=edit"&gt;delikli kartlar&lt;/a&gt;, &lt;a title="Boole cebiri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Boole_cebiri"&gt;Boole cebiri&lt;/a&gt;, &lt;a title="Boşluk tüpü" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bo%C5%9Fluk_t%C3%BCp%C3%BC&amp;amp;action=edit"&gt;boşluk tüpleri&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Teletip" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Teletip&amp;amp;action=edit"&gt;teletip&lt;/a&gt; aygıtları.&lt;br /&gt;20. yüzyılın ilk yarısında ise, birçok bilimsel gereksinim, gittikçe karmaşıklaşan &lt;a title="Örneksel bilgisayar" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96rneksel_bilgisayar&amp;amp;action=edit"&gt;örneksel (analog) bilgisayarlar&lt;/a&gt; ile giderildiler. Ancak günümüz bilgisayarlarının yanılmazlık düzeyinden hâlâ uzaktılar.&lt;br /&gt;&lt;a title="1930" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1930"&gt;1930&lt;/a&gt;'lar ve &lt;a title="1940" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1940"&gt;1940&lt;/a&gt;'lar boyunca bilgisayar uygulayımı gelişmeye devam etti, ve sayısal elektronik bilgisayar'ın ortaya çıkışı ancak &lt;a title="Elektronik devreleri" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Elektronik_devreleri&amp;amp;action=edit"&gt;elektronik devrelerinin&lt;/a&gt; buluşundan (&lt;a title="1937" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1937"&gt;1937&lt;/a&gt;) sonra gerçekleşebildi. Bu dönemin önemli çalışmaları arasında aşağıdakiler sayılabilir:&lt;br /&gt;&lt;a title="EDSAC" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/EDSAC"&gt;EDSAC&lt;/a&gt;, &lt;a title="Von Neumann mimarisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Von_Neumann_mimarisi"&gt;von Neumann mimarisini&lt;/a&gt; uygulayan ilk bilgisayarlardandır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Konrad Zuse" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konrad_Zuse"&gt;Konrad Zuse&lt;/a&gt;'nin "Z makineleri". &lt;a title="Z3" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Z3&amp;amp;action=edit"&gt;Z3&lt;/a&gt; (&lt;a title="1941" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1941"&gt;1941&lt;/a&gt;) &lt;a title="İkili sayı tabanı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kili_say%C4%B1_taban%C4%B1"&gt;ikili sayı tabanına&lt;/a&gt; dayalı işleyip, &lt;a title="Gerçel sayılar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ger%C3%A7el_say%C4%B1lar"&gt;gerçel sayılar&lt;/a&gt; ile işlem yapabilen ilk makinedir. &lt;a title="1998" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1998"&gt;1998&lt;/a&gt; yılında Z3'ün Turing uyumlu olduğu kanıtlanmış ve böylece ilk bilgisayar unvanını edinmiştir.&lt;br /&gt;Atanasoff-Berry Bilgisayarı (&lt;a title="1941" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1941"&gt;1941&lt;/a&gt;) boşluk tüplerine dayalı olup, ikili sayı tabanının yanı sıra, sığaç tabanlı bellek donanımına sahipti.&lt;br /&gt;İngiliz yapımı &lt;a title="Colossus Bilgisayarı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Colossus_Bilgisayar%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;Colossus Bilgisayarı&lt;/a&gt; (&lt;a title="1944" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1944"&gt;1944&lt;/a&gt;), kısıtlı programlanabiliriğine (kurulabilirliğine) karşın, binlerce tüp kullanımının yeterince güvenilir bir sonuç verebileceğini göstermiştir. &lt;a title="2. Dünya Savaşı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;2. Dünya Savaşı&lt;/a&gt;'nda Alman silahlı kuvvetlerinin gizli iletişimlerini çözümlemek için kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Harvard Mark I" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Harvard_Mark_I&amp;amp;action=edit"&gt;Harvard Mark I&lt;/a&gt; (&lt;a title="1944" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1944"&gt;1944&lt;/a&gt;), kısıtlı kurulabilirliğe sahip bir bilgisayar.&lt;br /&gt;&lt;a title="Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika_Birle%C5%9Fik_Devletleri_Silahl%C4%B1_Kuvvetleri"&gt;ABD Ordusu&lt;/a&gt; tarafından geliştirilen &lt;a title="ENIAC" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ENIAC"&gt;ENIAC&lt;/a&gt; (&lt;a title="1946" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1946"&gt;1946&lt;/a&gt;), &lt;a title="Onluk sayı tabanı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Onluk_say%C4%B1_taban%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;onluk sayı tabanına&lt;/a&gt; dayalı olup ilk genel kullanım amaçlı eletronik bilgisayar unvanına sahiptir.&lt;br /&gt;ENIAC'ın olumsuz yanlarını saptayan geliştiricileri, daha esnek ve zarif bir çözüm üzerinde çalışıp, artık saklı program mimarisi veya daha çok &lt;a title="Von Neumann mimarisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Von_Neumann_mimarisi"&gt;von Neumann mimarisi&lt;/a&gt; olarak tanınan tasarımı önerdiler. Bu tasarımdan ilk olarak &lt;a title="John von Neumann" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_von_Neumann"&gt;John von Neumann&lt;/a&gt; (&lt;a title="1945" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1945"&gt;1945&lt;/a&gt;) yılında gerçekleştirdiği bir yayında söz etmesinden sonra, bu mimariye dayalı olarak geliştirilen bilgisayarlardan ilki &lt;a title="İngiltere" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiltere"&gt;İngiltere&lt;/a&gt;'de tamamlandı (SSEM). Aynı mimariye bir yıl sonra kavuşan ENIAC'a ise EDVAC adı verildi.&lt;br /&gt;Günümüz bilgisayarlarının neredeyse tamamının bu mimariye uyumlu duruma gelmesi ile bilgisayar sözcüğünün tanımı olarak da kullanılmaktadır. Dolayısı ile bu tanıma göre geçmişteki aygıtlar bilgisayar olarak sayılmasalar da, tarihsel bağlamda yine de o biçimde anılmaktadırlar. Her ne kadar &lt;a title="1940" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1940"&gt;1940&lt;/a&gt;'lardan bu yana bilgisayar uygulayımı köklü değişiklikler geçirmiş olsa da, çoğunluğu &lt;a title="Von Neumann mimarisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Von_Neumann_mimarisi"&gt;von Neumann mimarisine&lt;/a&gt; sadık kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Mikroişlemci" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mikroi%C5%9Flemci"&gt;Mikroişlemci&lt;/a&gt; &lt;a title="Von Neumann mimarisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Von_Neumann_mimarisi"&gt;von Neumann mimarisinin&lt;/a&gt; temel öğelerindendir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Boşluk tüpü" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bo%C5%9Fluk_t%C3%BCp%C3%BC&amp;amp;action=edit"&gt;Boşluk tüpüne&lt;/a&gt; dayalı bilgisayarlar &lt;a title="1950" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1950"&gt;1950&lt;/a&gt;'ler boyunca kullanımda kaldıktan sonra, &lt;a title="1960" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1960"&gt;1960&lt;/a&gt;'larda daha hızlı ve ucuz olan &lt;a title="Geçirgeç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ge%C3%A7irge%C3%A7"&gt;geçirgeç&lt;/a&gt; (transistör) tabanlı bilgisayarlar yaygınlık kazandı. Bu etkenlerin sonucunda bilgisayarların daha önce görülmemiş bir düzeyde toplu üretimine geçirildi. &lt;a title="1970" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1970"&gt;1970&lt;/a&gt;'lere varıldığında &lt;a title="Tümleşik devre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCmle%C5%9Fik_devre"&gt;tümleşik devre&lt;/a&gt; uygulayımı ve &lt;a title="Intel 4004" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Intel_4004"&gt;Intel 4004&lt;/a&gt; gibi &lt;a title="Mikroişlemci" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mikroi%C5%9Flemci"&gt;mikroişlemcilerin&lt;/a&gt; geliştirilmesi sayesinde bir kez daha büyük bir başarım ve güvenilirlik artışının yanı sıra, maliyet düşüşü de yaşandı. &lt;a title="1980" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1980"&gt;1980&lt;/a&gt;'lerde artık bilgisayarlar, &lt;a title="Çamaşır makinesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ama%C5%9F%C4%B1r_makinesi"&gt;çamaşır makinesi&lt;/a&gt; gibi günlük hayat kullanımındaki birçok makinesel aygıtın denetleyici donanımlarındaki yerlerini almaya başlamışlardı. Yine aynı dönemde, &lt;a title="Kişisel bilgisayar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ki%C5%9Fisel_bilgisayar"&gt;kişisel bilgisayarlar&lt;/a&gt; yaygınlık kazanıyorlardı. Son olarak &lt;a title="1990" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1990"&gt;1990&lt;/a&gt;'lardaki Internet'in gelişimi ile de bilgisayarlar artık &lt;a title="Televizyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Televizyon"&gt;televizyon&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Telefon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Telefon"&gt;telefon&lt;/a&gt; gibi alışılmış birer aygıt hâline gelmişlerdir.&lt;br /&gt;Ayrıca bakınız:&lt;a title="Türkiye'de bilgisayarın geçmişi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_bilgisayar%C4%B1n_ge%C3%A7mi%C5%9Fi"&gt;Türkiye'de bilgisayarın geçmişi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="Yap.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;Yapı [&lt;br /&gt;von Neumann mimarisine göre bilgisayarlar başlıca dört bileşenden oluşurlar: &lt;a title="Aritmetik mantık birimi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Aritmetik_mant%C4%B1k_birimi"&gt;aritmetik mantık birimi&lt;/a&gt; (AMB), &lt;a title="Denetim birimi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Denetim_birimi&amp;amp;action=edit"&gt;denetim birimi&lt;/a&gt; (DB), &lt;a title="Bellek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bellek"&gt;bellek&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Giriş/çıkış" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Giri%C5%9F/%C3%A7%C4%B1k%C4%B1%C5%9F&amp;amp;action=edit"&gt;giriş/çıkış&lt;/a&gt; (G/Ç). Bu dört kesim kendi aralarında &lt;a title="Taşıt" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ta%C5%9F%C4%B1t&amp;amp;action=edit"&gt;taşıt&lt;/a&gt; (veya &lt;a title="Yollar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yollar"&gt;yollar&lt;/a&gt;) ile bağlıdırlar. Aritmetik mantık birimi ile denetim biriminin yanı sıra &lt;a title="Yazmaçlar" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yazma%C3%A7lar&amp;amp;action=edit"&gt;yazmaçlar&lt;/a&gt;, &lt;a title="İşlemci" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0%C5%9Flemci"&gt;işlemciyi&lt;/a&gt; (ayrıca &lt;a title="Ana işlem birimi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ana_i%C5%9Flem_birimi&amp;amp;action=edit"&gt;Ana işlem birimi&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Merkezi işlem birimi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Merkezi_i%C5%9Flem_birimi"&gt;Merkezi işlem birimi&lt;/a&gt;) oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:VonNeumannMimarisi.PNG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Von Neumann mimarisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Von_Neumann_mimarisi"&gt;von Neumann mimarisine&lt;/a&gt; göre bilgisayar yapısı.&lt;br /&gt;&lt;a name="Aritmetik_mant.C4.B1k_birimi_.28AMB.29"&gt;&lt;/a&gt;Aritmetik mantık birimi (AMB) [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Aritmetik mantık birimi (AMB)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bilgisayar&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=3"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;Aritmetik mantık birimi işlemci içerisinde iki tür işlemi yerine getirmek ile yükümlüdür, sayısal ve mantıksal işlemler. Herhangi bir AMB tarafından desteklenen sayısal işlemlerin sayısı ve türü işlemciye göre farklılık gösterir. Bazıları sadece toplama ve çıkarma ile sınırlıyken, diğerleri &lt;a title="Trigonometrik işlevler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Trigonometrik_i%C5%9Flevler"&gt;trigonometrik işlevler&lt;/a&gt; bile destekleyebilirler. Ancak en karmaşık görevler bile basit adımlara indirgenebildiğinden en basit işleçleri bile destekleyen bir AMB bunları hesaplamayı başarabilir.&lt;br /&gt;Sayısal işlemler dışında AMB, mantıksal &lt;a title="İşleç" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0%C5%9Fle%C3%A7&amp;amp;action=edit"&gt;işleçler&lt;/a&gt; de kullanabilir. &lt;a title="Boole cebiri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Boole_cebiri"&gt;Boole cebiri&lt;/a&gt;'nin temel işlevleri (VE, VEYA, ÖZEL VEYA, DEĞİL) sayesinde karmaşık mantıksal önermeleri hesaplayabilir. Yeni nesil AMB'ler ise doğrudan &lt;a title="Yöney" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C3%B6ney"&gt;yöney&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Dizey" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dizey"&gt;dizeyler&lt;/a&gt; üzerinde işlem yapmayı desteklemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;a name="Denetim_birimi_.28DB.29"&gt;&lt;/a&gt;Denetim birimi (DB) [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Denetim birimi (DB)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bilgisayar&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=4"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;Denetim birimi (veya denetçi), işlemci içerisindeki yer alan kesimlerin doğru çalışmaları için yönlendirilmeleri ile yükümlüdür. Birincil görevi, çalıştırılan programın her komutunu çözmek ve işlemci içerisinde kullanılabilecek &lt;a title="Sinyal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sinyal&amp;amp;action=edit"&gt;sinyallere&lt;/a&gt; çevirmektir. Bunun dışında çalıştırılan programın hangi komutunda bulunulduğunu da tutan &lt;a title="Program sayacı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Program_sayac%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;program sayacının&lt;/a&gt; içerir. Son dönem bilgisayarların denetim birimleri, söz konusu programın komut sırasını değiştirip hızlandırabilen yapılara sahiptirler.&lt;br /&gt;&lt;a name="Bellek"&gt;&lt;/a&gt;Bellek [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Bellek" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bilgisayar&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=5"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;Bir bilgisayarın belleği, sayılar içeren bir hücreler bütünü olarak düşünülebilir. Her hücreye yazılabilir ve içeriği okunabilir. Her hücrenin kendisine özel bir bulunağı (adresi) vardır. Bir komut örneğin 34 sayılı hücrenin içeriğini 5.689 sayılı hücre ile toplayıp 78. hücreye yerleştirmek olabilir. İçerdikleri sayılar herhangi bir şey olabilir, sayı, komut, bulunak, harf, vb. İçeriğinin doğasını ancak onu kullanan program belirler. Günümüz bilgisayarlarının çoğunluğu veriyi kaydetmek için &lt;a title="İkili sayılar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kili_say%C4%B1lar"&gt;ikili sayıları&lt;/a&gt; kullanır ve her hücre 8 &lt;a title="Bit (bilişim)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bit_%28bili%C5%9Fim%29"&gt;bit&lt;/a&gt; (yani bir &lt;a title="Bayt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bayt"&gt;bayt&lt;/a&gt;) içerebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Personal_computer%2C_exploded_5.svg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kişisel bilgisayar: (1) Ekran, (2) Ana kart (3) İşlemci (CPU) (4) Bellek (RAM) (5) Genişletme Kartları (PCI-X, AGP, vb.) (6) Güç Kaynağı (7) Optik Disk Sürücü (DVD, CD, vb.) (8) Sabit Disk (9) Klavye (10) Fare&lt;br /&gt;Dolayısıyla bir bayt 255 farklı sayıyı ifade edebilir, bunlar ancak 0 dan 255'e veya -128 den +127'ye olabilirler. Yan yana yerleşmiş birden fazla bayt kullanıldığında ise (genelde 2, 4 veya 8) çok daha büyük sayıların kaydedilmesi mümkün olur. Çağımız bilgisayarlarının bellekleri milyarlarca bayt içermektedirler.&lt;br /&gt;Bilgisayarlarda üç adet bellek türü bulunur. İşlemci içerisinde yer alan &lt;a title="Yazmaç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yazma%C3%A7"&gt;yazmaçlar&lt;/a&gt;, son derece hızlı ancak çok sınırlı sığaya sahiptirler. İşlemcinin çok daha yavaş olan ana belleğe olan erişim gereksinimini gidermek için kullanılırlar. Ana bellek ise &lt;a title="Rastgele erişimli bellek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rastgele_eri%C5%9Fimli_bellek"&gt;Rastgele erişimli bellek&lt;/a&gt; (REB veya RAM, Random Access Memory) ve &lt;a title="Salt okunur bellek" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Salt_okunur_bellek&amp;amp;action=edit"&gt;Salt okunur bellek&lt;/a&gt; (SOB veya ROM, Read Only Memory) olmak üzere ikiye ayrılır. RAM'a istenildiği zaman yazılabilir ve içeriği ancak güç sürdüğü sürece korunur. ROM ise sadece okunabilen ve önceden yerleştirilmiş bilgiler içerir. Bu içeriği güçten bağımsız olarak korur. Örneğin herhangi bir veri veya komut RAM'da bulunurken, bilgisayar &lt;a title="Bilgisayar donanımı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgisayar_donan%C4%B1m%C4%B1"&gt;donanımını&lt;/a&gt; düzenleyen &lt;a title="BIOS" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/BIOS"&gt;BIOS&lt;/a&gt; ROM'da yer alır.&lt;br /&gt;Son bir bellek alt türü ise &lt;a title="Önbellek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96nbellek"&gt;önbellektir&lt;/a&gt; (cache memory). İşlemci içerisinde yer alır ve yazmaçlardan büyük sığaya sahip olmanın yanı sıra ana bellekten de hızlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:HDDspin.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Sabit disk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabit_disk"&gt;Sabit diskler&lt;/a&gt; bilgisayarların en çok tanınan G/Ç birimlerindendirler.&lt;br /&gt;G/Ç bir bilgisayarın dış dünyadan veri alışverişinde bulunmak için kullandığı araçtır. Yaygın olarak kullanılan giriş birimleri arasında &lt;a title="Klavye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Klavye"&gt;klavye&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Fare (bilgisayar)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fare_%28bilgisayar%29"&gt;fare&lt;/a&gt;, çıkış için ise &lt;a title="Ekran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekran"&gt;ekran&lt;/a&gt; (veya &lt;a title="Görüntüleyici" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCleyici&amp;amp;action=edit"&gt;görüntüleyici&lt;/a&gt;, &lt;a title="Monitör" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Monit%C3%B6r"&gt;monitör&lt;/a&gt;) ve &lt;a title="Yazıcı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yaz%C4%B1c%C4%B1"&gt;yazıcı&lt;/a&gt; sayılabilir. &lt;a title="Sabit disk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabit_disk"&gt;Sabit&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Optik disk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Optik_disk"&gt;optik diskler&lt;/a&gt; ise her iki görevi de üstlenirler.&lt;br /&gt;&lt;a name="Bilgisayar_a.C4.9Flar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;Bilgisayar ağları [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Bilgisayar ağları" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bilgisayar&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=6"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;&lt;a title="1970" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1970"&gt;1970&lt;/a&gt;'lerde &lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;'li mühendisler ordu içerisinde yürütülen bir tasarı çerçevesinde bilgisayarları birbirleri ile bağlayıp (&lt;a title="ARPANET" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=ARPANET&amp;amp;action=edit"&gt;ARPANET&lt;/a&gt;), günümüzde &lt;a title="Bilgisayar ağı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgisayar_a%C4%9F%C4%B1"&gt;bilgisayar ağı&lt;/a&gt; olarak bilinen yapının temellerini attılar. Zaman içerisinde bu bilgisayar ağı, ordu ve akademik birimler ile de sınırlı kalmayıp genişledi ve bugün milyonlarca bilgisayar içerden &lt;a title="Bilgisunar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgisunar"&gt;Bilgisunar&lt;/a&gt; (Internet veya Genel ağ) oluştu. &lt;a title="1990" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1990"&gt;1990&lt;/a&gt;'lara gelindiğinde ise, &lt;a title="İsviçre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0svi%C3%A7re"&gt;İsviçre&lt;/a&gt;'nin &lt;a title="CERN" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/CERN"&gt;CERN&lt;/a&gt; araştırma merkezinde geliştirilen &lt;a title="Küresel ağ" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=K%C3%BCresel_a%C4%9F&amp;amp;action=edit"&gt;Küresel ağ&lt;/a&gt; (World Wide Web, WWW) adlı iletişim kuralları, &lt;a title="E-posta" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/E-posta"&gt;e-posta&lt;/a&gt; gibi uygulamalar ve &lt;a title="Ethernet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ethernet"&gt;ethernet&lt;/a&gt; gibi ucuz donanımsal çözümler ile bilgisayar ağları yaygınlık kazandılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-2163143923156290523?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/2163143923156290523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bilgisayar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2163143923156290523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/2163143923156290523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bilgisayar.html' title='bilgisayar'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-6080284582231987057</id><published>2008-07-17T00:06:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:06:58.988-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beyin geliştirme'/><title type='text'>beyin geliştirme</title><content type='html'>Beyin Geliştirme&lt;br /&gt;1)Kitap okumak en faydalı beyin geliştirme yöntemidir.Kitap okumak sağ ve sol lobu beraber geliştirir.Çünkü kitap okurken sol tarafla takip edilen ve kavranan kavramlar sağ tarafta hayal edilir.Bunun için televizyon izlemek sağ lobu pasif bırakır.2)Sık sık bulmaca çözme beyin için yapılacak en iyi egzersizdir.3)Okunan bilgilerin uygulanmaya geçirilmesi ve görsel olarak görülmesi okullardaki deneyler sonucunda dersler daha iyi anlaşılır.4)Öğrencilikte ve çalışma hayatı içinde resim,müzik veya el işi gibi sağ tarafı geliştirecek hobiler edinme.5)Bol bol spor yapmak,yeterli uyumak ve beslenmeye özen göstermek özellikle spor beynin dinç ve güçlü kalmasını sağlar,olumsuz düşünceleri yok ederek beynin daha kolay öğrenmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir ve  Stres&lt;br /&gt;Sinir ve  strese sebep olabilecek olaylarla karşılaşıldığı zaman şunları yapmak gerekir.1- Bulunan ortamdan uzaklaşmak gerekir2- Özellikle orta yaş grubunda görülen şeker ve tansiyon hastalığı gibi etkenler sinir stresin oluşmasına zemin oluşturur.Sinir ve streste tansiyon ve şekerin yükselmesine neden olur ve beyinde geri dönüşümü mümkün olmayan veya sakatlıkla sonuçlanan hasarlar(yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması vs.) meydana getirir.3- Temiz havaya çıkmak ve derin nefes alıp vermek ve düşünceyi başka tarafa çevirmek gerekir.4- Kontrol altına alınamayan duygular sonucunda beyin işleyişi bozulup diğer sistemlerede zarar vereceği için bir doktor tedavisine başlamakta fayda vardır.BEYNİN BÖLÜMLERİ VE FONKSİYONLARI NELERDİR?     Beyin 5 bölümden oluşur.Her bir bölüme lob denir.Sağ ve sol olarakta ikiye ayrılır.Sağ ve sol beyin yarımları bir sinir ağı ile birbirine bağlanır ve iletişim halindedir.SAĞ VE SOL BEYNİN FONKSİYONLARI NELERDİR?      Beynin sağ tarafı,ritim,hayal kurma,renkler,boyut,hacim,müzik gibi fonksiyonları icra eder.Sol tarafı konuşma,matematiksel işlemler,diziler,sayılar ve analiz gibi konularda üstündür.      Sol taraf bilgileri mantıklı ve doğru bir şekilde işler.Sağ taraf ise artistik tarafı oluşturur.Detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenir ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle algılar.&lt;br /&gt;BEYNİ OLUŞTURAN LOBLARIN FONKSİYONLARI NELERDİR?       Beynin 5.ana bölüme ayrıldığını yukarıda söylemiştim.Bunlardan çok kısa bahsetmek istiyorum.1)Frontal lob: Bilinçli düşünme ile görevlidir.Oluşan hasara bağlı olarak hissiyat değişikliği ve düşünme kabiliyeti bozulur.2)Temporal lob: Ses ve kokunun algılanması aynı zamanda da yüzler nekanlar gibi karmaşık uyaranların işlenmesi bu bölüm tarafından sağlanır.3)Parietal lop: Eşyaları kullanma becerisini ve duyu organlarından  gelen, uyaranların birleştirilmesini ve yorumunu sağlar.4)Occipıtal lob: Görme ile ilgili bilgilerin işlendiği bölümdür.Zarar görmesi halinde görmede bozukluk ve görülmeyen nesneler görülüyormuş gibi algılanır.5)Cerebellum: Dengenin sağlanması ve hareketlerin koordinasyonu ile ilgilidir.Duyu organlarından gelen bilgileri değerlendirir ve bu bilgileri hareketle ilişkilendirir.&lt;br /&gt;Kadının beyni erkeğe göre biraz daha küçüktür.Fakat yapı olarak bir fark yoktur.İşleyişi farklıdır.Tabiattaki her canlının dişisi erkeğine göre daha narindir.Erkek vücudunun gelişmiş olması daha zeki ,beyni daha iyi çalışıyor anlamına gelmez.Dişilik hormonunun etkisindeki kadında analık iç güdüsü,daha fazla duygusallık…gibi özellikler olmasına karşın zeka açısından erkek beyni ile arasında hiçbir fark yoktur.Zekayı erkek veya dişi olmak belirlemez.Zeka genetik ve çevrenin etkisiyle oluşan bir kavramdır.Dünyanın kurulduğu tarihten itibaren çocuk doğurmayı ve çocuklarına bakmayı üstlenen kadının aksine erkek mücadeleci dişisini ve yavrusunu koruyucu,onları besleyici rolü üstenmiştir.Erkeklik hormonun etkisindeki erkeğin,daha az duygusallığının olması ,kadın kadar ince düşünmemesi.sulu göz olmaması beklide doğayla mücadele etme kabiliyetini arttırmak içindir.Sorularınız için&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-6080284582231987057?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/6080284582231987057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/beyin-gelitirme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6080284582231987057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/6080284582231987057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/beyin-gelitirme.html' title='beyin geliştirme'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-5148101523137122981</id><published>2008-07-17T00:05:00.002-07:00</published><updated>2008-07-17T00:06:06.988-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='behram kurşunoğlu'/><title type='text'>behram kurşunoğlu</title><content type='html'>Behram Kurşunoğlu&lt;br /&gt;&lt;a title="Albert Einstein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Einstein"&gt;Albert Einstein&lt;/a&gt;'ın genel görelilik kuramının elektromanyetizma ile birleştirilmesi üzerine çalışmalar yapmış bir &lt;a title="Fizikçi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fizik%C3%A7i"&gt;fizikçidir&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a title="Ankara Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_%C3%9Cniversitesi"&gt;Ankara Üniversitesi&lt;/a&gt; ve &lt;a title="İngiltere" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiltere"&gt;İngiltere&lt;/a&gt;'deki &lt;a title="Edinburgh Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Edinburgh_%C3%9Cniversitesi"&gt;Edinburgh Üniversitesi&lt;/a&gt;'ndeki eğitiminin ardından fizik doktorasını gene İngiltere'deki &lt;a title="Cambridge Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cambridge_%C3%9Cniversitesi"&gt;Cambridge Üniversitesi&lt;/a&gt;'nde tamamlayan Kurşunoğlu, &lt;a title="Albert Einstein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Einstein"&gt;Albert Einstein&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Erwin Schrödinger" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Erwin_Schr%C3%B6dinger"&gt;Erwin Schrödinger&lt;/a&gt; ile birlikte simetrik olmayan yerçekimi kuramları üzerinde önemli çalışmalarda bulunmuştur. Genç yaşında dünya fizikçileri arasında saygın konum kazanan Prof. Kurşunoğlu, &lt;a title="1965" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1965"&gt;1965&lt;/a&gt; yılında Miami Üniversitesin'deki Teorik Araştırmalar Merkezi'nin kurulmasında rol almış, 1992'de kapanmasına kadar bu merkezde bulunmuştur. Daha sonra araştırma kuruluşu Global Foundation’ın direktörü olmuştur.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu, &lt;a title="1950" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1950"&gt;1950&lt;/a&gt;'li yıllarda Atom Enerjisi alanında çalışmalarını Türkiye'de sürdürmüş ve aynı zamanda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun Kurucu üyesiydi. Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığı'na danışmanlık yapmış, bir dönem &lt;a title="Birleşmiş Milletler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler"&gt;Birleşmiş Milletler&lt;/a&gt; Bilim Komisyonunda çalışmıştır. &lt;a title="Kuantum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuantum"&gt;Kuantum&lt;/a&gt; Fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle "Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisini" ortaya atan kişi olarak bütün dünyaca tanınıyordu. &lt;a title="1964" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1964"&gt;1964&lt;/a&gt; yılından beri organize etmekte olduğu Coral Gables Konferans serisi ile de tanınan Kurşunoğlu, &lt;a title="2003" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2003"&gt;2003&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Miami" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Miami"&gt;Miami&lt;/a&gt; de vefat etmiştir.&lt;br /&gt;Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan kişi&lt;br /&gt;                                   Behram N. Kurşunoğlu&lt;br /&gt;Miami Üniversitesi’nin prestijli Teorik Fizik Araştırma Merkezi’ni kurmuş olan Behram N. Kurşunoğlu, 1965 yılında emekliye ayıldığı Carl Gables’deki merkezde 1992 yılına kadar doktora sonrası çalışmalar düzenleyerek bilim adamları eğitmiş ve fikir alışverişinde bulunmak üzere dönem dönem merkeze gelen bilimcilere bir forum oluşturmuştur. Merkezin yürütülmesine ardım etmiş olan emekli fizik profesörü Dr. Arnodl Perlmutter’in ifadesine göre merkeze çalışmaya gelen bilim adamlarının 35’i Nobel ödülü almıştı.&lt;br /&gt;Behram Kurşunoğlu, Ankara Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra, İngiltere’ye yerleşmiş ve eğitimine burada devam etmiştir. Miami Üniversitesi Teorik Fizik Araştırma Merkezi’ni (Center for Theorical Studies) ve Global Foundation adlı enstitüyü kuran Prof. Behram Kurşunoğlu, kuantum fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle genelleştirilmiş izafiyet teorisi’ni ortaya atan kişi olarak tüm dünyaca tanınmaktaydı. Prof. Behram Kurşunoğlu, TAEK in kuru üyelerindendi. Prof. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığı yapmış, bir dönem Birleşmiş Komisyon’da çalışmıştır&lt;br /&gt;Miami Üniversitesi’nin prestijli Teorik Fizik Araştırma Merkezi’ni kurmuş olan Behram N. Kurşunoğlu, 25 Ekim 2003’te Florida’nın Coral Gables beldesinde arkadaşları ve sevgili eşiyle öğlen yemeği yerken aniden kalp krizi geçirmiş ve aramızdan ayrılmıştır. Vefatından iki gün sonra yapılan cenaze törenine Miami Üniversitesi’nin önemli yöneticileri ve sağlığında da kendisini bırakmamış vefakâr dostları katılmış, aynı gün Miami Üniversitesi’nde bayraklar yarıya indirilmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-5148101523137122981?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/5148101523137122981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/behram-kurunolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5148101523137122981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5148101523137122981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/behram-kurunolu.html' title='behram kurşunoğlu'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-5333959381529497796</id><published>2008-07-17T00:05:00.001-07:00</published><updated>2008-07-17T00:05:24.862-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayrak'/><title type='text'>bayrak</title><content type='html'>BAYRAK&lt;br /&gt;Devletleri temsil eden renk ve sekli özellestirilmis millî alamet. Arapça raye ve liva kelimelerinin karsiligi olan bayrak ve sancak, umumiyetle dikdörtgen biçiminde ve kumastan yapilir. Bayrak bir milletin varliginin ve bagimsizliginin sembolü, tarihinin hatirasidir. Degeri; pamuk, atlas ve ipekten yapilmasina bagli olmayip, temsil ettigi milletin kiymeti ile ölçülür. Devletin hakimiyetini, bagimsizligini ve serefini temsil ettigi için bayraga saygi gösterilir. Çok eski zamanlarda kurulan devletler ve kavimler, bayrak veya bayraga benzeyen semboller kullandilar. Islam tarihinde ise hicretin birinci yilindan itibaren bayrak kullanilmaya baslandi. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hicretin birinci senesinde Sam'dan dönmekte olan Kureys kervanina karsi gönderdigi hazret-i Hamza komutasindaki otuz kisilik kuvvete bayrak seklindeki sembolü ilk defa kendi elleriyle bir mizragin ucuna beyaz bir bez baglayarak askerlerden Ebü Mersed'in eline verdi. Liva-ül-Beyda ismiyle anilan bu bayrak, Hayber gazasina kadar kullanildi. Hayber'den sonra Raye denilen siyah bir bayrak kullanildi. Dört halîfe devri, Emevîler, Abbasîler, Endülüs Emevîleri zamanlarinda da çesitli renk ve sekilde bayraklar kullanildi.Türklerin ilk kullandiklari bayragin rengi ve sekli hakkinda kesin bir malumat yoktur. Ancak Orta Asya tarihi hakkindaki bilgilere dayanarak Islamiyet'ten önceki Türklerde Tug adi verilen bayrak veya sembollerin kullanildigi bir gerçektir. Siyahtan kirmiziya kadar; mavi, sari, yesit, beyaz gibi çesitli renklerde semboller kullanmis olan eski Türkler, bir mizragin ucuna bagladiklari, umumiyetle ipekten yapilmis bu alametlere batrak, badruk, bayrak gibi isimler verdiler. Dokuzuncu asirdan Itibaren kitleler halinde müslümanligi kabul eden Türkler de çesitli bayraklar kullandilar. Bu bayraktaki en büyük özellik, Islamî motif ve unsurlarin ön plana geçmesiyle birlikte, millî motif ve sembollere de yer verilmesi idi. Ilk müslüman Türk devletlerinden olan Gaznelilerin bayraklarinda, yesil zemin üzerinde beyaz hilal ve kus resimleri vardi. Karahanlilarin bayraklarinda al renk üzerinde dokuz tug resmi bulunuyordu. Diger müslüman Türk devletleri de çesitli renk ve sekilde bayraklar kullandilar. Büyük Selçuklu Devleti'nin ilk yillarinda mavi zemin üstüne beyaz çift kartal sembolü ve siyah çizgili gerilmis yay ve ok resimleri varken, daha sonra siyah renkli bayrak kullandilar. Bu bayrak Anadolu Selçuklulari tarafindan da benimsenmisti. Selçuklularda hanedan rengi olarak kabul edilen al renkti bayraklar da vardi. Haçli seferlerine kahramanca gögüs geren Selahaddîn-I Eyyübî'nin bayragi san renkli olup, üzerinde hilal bulunuyordu. Bu sekil hem bu devletin bayragi, hem de Avrupalilar tarafindan Islamiyetin sembolü olarak kabul edilmistir.Osmanlilar zamaninda da çesitli renk ve sekillerde bayraklar kullanildi. Osmanlilarda bayrak; padisahi, dolayisiyle devleti temsil ederdi. Zira padisah, devleti temsil etmekteydi Padisah bayrak ve sancaklarim, Emîr-i Alem denilen pasa Ile bunun maiyyetindeki saltanat sancaklanyla mehterhane takimim ihtiva eden bölükler tasirdi. Ayrica her ocagin, her birligin hatta her ortanin (taburun) ayri sancagi vardi. Sancaklar da çesitli renklerde kullanilmistir. Yesil ve kirmizi renklerin hakim oldugu bayrak ve sancaklarda, Osmanogullarinin hanedan rengi kirmizi daha dogrusu al idi. Al renk, dogrudan dogruya Osmanogullarini Isaret ederdi. Sultanlar yani padisah kizlari bile beyaz renkte degil al renkte gelinlik giyerlerdi. Padisahin yorgani, çarsafi, yastigi al renkteydi. Al renk esasinda Selçuklularda da hanedan rengi olarak kabul ediliyordu. Osmanogullari, Selçukogullarinin mesru varisleri olarak bu rengi devralmislardir. Bu husus al renge tamamen bir millî karakter vermistir ki, bugün de devam etmektedir. Selçuklular da bu rengi selefleri olan Karahanlilardan almislardi. Kirmiziyi süsleyen ayin mensei ise destanlar dönemine kadar dayanir. Yildiz ise daha sonraki devirlerde konulmustur.Osmanlilarin ilk bayragi, Anadolu Selçuklu hükümdari Giyaseddîn Mes'üd tarafindan Osman Bey'e gönderilen hediyeler arasindaki beyaz renkli bayrak idi. On dördüncü asirdan itibaren çesitli renk ve sekilde bayraklar kullanildi. Kamüs-ül-a'lam'da bildirildigine göre, Osmanli sancaginin rengini ve (bugünkü ayyildizli Türk bayraginin) seklini tayin eden, sultan birinci Murad ve Yildirim Bayezîd Handevirlerinde yasayan Tîmürtas Pasa'dir. Bu asirda Osmanli donanmasinda ve azap Kit'alarinda kirmizi; yeniçeri kit'alarinda beyaz bayraklar kullanildigi, Fatih Sultan Mehmed Han' in muasiri olan tarihçi Türsün Bey'in ifadelerinden anlasilmaktadir. On besinci asirda Osmanlilarin kirmizi bayraklar kullandiklari, Asikpasazade'nin Alasehir'de dokunan bir nevî al kumastan bayrak ve hil'at yapildigi hakkindaki kaydinda yer almaktadir. Muhtelif kaynaklarin incelenmesinden anlasildigina göre, Osmanlilar kurulustan Itibaren diger islam ve Türk devletlerinde oldugu gibi, çesitli bayraklar kullandilar. On besinci asirda padisaha aid sancaklardan baska çesitli askerî birliklere ve büyük devlet adamlarina, beylerbeyi, sancakbeyi, donanma kumandani ve reisleriyle azap ocaklari na ve ticaret gemilerine mahsus türlü renklerde bayrak ve sancaklar vardi. Bu bayraklarin ve sancaklarin üzerinde muhtelif sekil ve yazilar bulunurdu. Yeniçeri ocaginin muhtelif ortalarinin (tabur) kendileri ne mahsus nisanlari vardi. Kislalarin kapilarina asilan ortalarin bayraklarina bu alametler naksedilirdi. Bu asirda yeniçerilere ak, sipahîlere kirmizi, silahdar bölügüne san, orta ve asagi bölüklere alaca renkli olarak verilen bayraklar bu birliklere verilen sancak mahiyetinde idi. Çünkü Osman Gazi'den Itibaren Kanunî devri de dahil olmak üzere padisahlara mahsus olan bayrak beyaz renkli idi. Yavuz Sultan Selîm Han'in Çaldiran ve Misir seferlerinde, otaginin önüne hakimiyet alameti olan beyaz ve kirmizi renkli bayraklar dikilmisdi. Ayrica Yavuz Sultan Selim Han zamaninda, bugün Topkapi Sarayi mukaddes emanetler dairesinde bulunan, Peygamber efendimize satlallahü aleyhi ve sellem aid olan Sancak-i serîf Osmanlilara geçti. Çok büyük hürmet ve ihtimam gösterilerek asirlardir muhafaza edilen Sancak-i serif kilif içinde bulundurulur, asla açilmazdi. Sefer-i hümayunlarda padisahlar beraberlerinde götürürlerdi. Halifelik alametlerinden biri olan Sancak-i serif, devleti son derece tehdîd eden hallerde ve isyanlarda padisahin emriyle çikarilir, millet, asilere karsi Sancak-i serifin altinda toplanmaya çagrilirdi. Bu suretle millet birlik içinde hareket ederek isyani bastirirdi.Yavuz Sultan Selim zamaninda Çaldiran seferinde ilk defa olarak kullanilan yesil renkli bayrak, bu devirden sonra da hemen her zaman sik sik kutlanilmistir. Osmanlilarin, hilafeti de haiz olduklarini göstermek ve Peygamber efendimizin mesru halefleri olduklarini belli etmek için kullandiklari yesil renkli sancak, Barbaros Hayreddîn Pasa ve Utuç Ali Reis'in donanmalarinda da kullanildi. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mensüb oldugu Hasimîlere aid olan yesil renkli sancak, sultan birinci Mahmüd Han devrinde donanmanin bayragi kabul edildi.Kanunî Sultan Süleyman Han devrinde de beyaz, alaca, kirmizi ve san bayraklara siyah ve yesil renkliler de ilave edildi. Dogrudan dogruya padisahin hassa kuvvetini teskil eden kapikulu ocaklarinin tasidiklari bayraklar, umumiyetle saltanat sancaklari sayilirdi. Macaristan seferine çikan ve orduya kumandan tayin edilen sadrazam Ibrahim Pasa' ya; beyaz, yesil ve sari renkte üç sancakla iki kirmizi, iki de alaca bayrak verilmesi bu hususu isbat etmektedir. Toprakli süvarinin yukansi yesil, asagisi kirmizi renkte olmak üzere iki renkli bayragi vardi.Osmanli ordusunda oldugu gibi, donanmasinda da türlü renk ve sekillerde bayraklar kullanildi. On besinci asirda genellikle kirmizi renkli bayraklar kullanildigi halde on altinci asirda kumandana mahsus bayragin yesil, derya beylerinin ise beyaz, kirmizi, sari, sarikirmizi, ufkî çizgili alaca bayraklar kullandiklari görülmektedir. Bu asirda ticaret gemilerinin beyaz bayraklar tasidiklari da bazi kaynaklardan anlasilmaktadir. Daha sonraki asirlarda da kapdan pasalara mahsus olan bayrak yesil idi. Gemi sancaklarinda en ziyade kirmizi (al) renk kullanilmakla beraber, yesil bayraklar da çöktü. Bunlarin kimlere aid oldugu üzerlerindeki sekillerden anlasilirdi. Sultan birinci Mahmüd Han devrinden sonra donanmada daha çok yesil sancaklar kullanilmaya baslandi.Kalyonlarin kiç sancaklari yesil oldugu gibi, amirallere mahsus forslar da yesil zemin üzerinde zülfikar ve hilal sekillerini ihtiva ederdi. Sultan üçüncü Selîm Han zamaninda ordu ve donanmada yapilan yeni düzenlemeler esnasinda bayraklar üzerindeki hilal sekline, sekiz köseli yildiz ilave edildi. Bayrak mes'elesinin muayyen esaslara baglandigi bu devirde, büyük gemilerin muhtelif direklerine çekilecek bayraklar tesbit edildi. Padisaha mahsus gemiye (taht gemisi) çekilecek kirmizi sancagin üstünde sultan üçüncü Selim Han'in tugrasi vardi. Ticaret gemilerinin tasidigi bayraklarin renk ve sekillerinin tesbit edildigi bu dönemde, Cezayir beylerbey inin, üst kösesinde beyaz renkte sarikli bir insan basi bulunan kirmizi bayragi vardi. Bu dönemde kumandan forslari yesit olup, beylerbeylige aid ticaret gemilerinin bayragi; yesil, beyaz, kirmizi üç ufkî parçadan meydana gelmisdi. Tunus ve Cezayir ticaret gemileri ortasi yesil olmak üzere iki mavi, iki kirmizi, bes ufkî parçadan meydana gelen bayraklar tasiyordu, Trablus beylerbeyi île istanbul limanina mahsus sancak, üç hilalli olup yesildi. Sultan üçüncü Selîm Han devrinde kurulan Nizam-i cedîd ordusu kit'alari için ihdas edilen, ortasina sari. sirma ile bir hilal, yahut ortadaki hilalden baska dört kösesine de hilaller islenmis kirmizi veya fes rengi bayraklar kullanildi.Sultan ikinci Mahmod Han zamaninda da bayrak sekilleri hemen hemen ayniyle devam etti. Ancak bu devirde kalelere ve hükümet binalarina ayyildizli al sancak çekildigi görülmektedir. Yeniçeri ocaginin kaldirîlmasi üzerine bunlara aid hususî bayraklarin kullanilmasina son verildi. Yeniçeriler arasinda çok yayilmis olan yeniçeriligi ve bektasiligi hatirlatan bir takim kelimelerle birlikte bayrak kelimesinin kullanilmasi da yasak edildi. Bunun yerine sancak kelimesinin kullanilmasi için her tarafa emirler verildi.Yeniçerilerin son zamanlarinda daha ziyade kirmizi renkte, üzerinde beyaz bir pençe, bir zülfikar ve bir daire sekli bulunan çatal uçlu bayraktar kullanildi.Sultan ikinci Mahmüd Han tarafindan kurulan Asakir-i Mansüre-i Muhammediyye'ye mahsus olarak üzerinde kelime-i sehadet veya fetih ayetleri bulunan siyah bayraklar yapildi. Siyah rengin tercihi Peygamber efendimizin Ukab adli meshur siyah sancaginin rengini taklid etmek maksadiyladir.Ikinci mesrutiyetin îlanina kadar orduda üzerinde ayetler yazili ve hükümdarlarin ortasi tugrali armalarini tasiyan sirma saçakli çesitli alay sancaktan kullanildi ve ondan sonra da bu adet devam etti. Bu sancaklarin rengi umumiyetle kirmizi idi.Kirmizi zemin üzerine hilal ve yildiz bulunan bayrak, Osmanlilarda Ilk defa 1793'de devletin resmî bayragi olarak kabul edildi. Ancak bu bayraktaki yildiz, sekiz köseli idi. Bu bayrak Osmanli Devleti'nin resmi ve umumî sembolü olarak kullanildi Sultan birinci Abdülmecîd Han zamaninda 1842'de yildizin bes köseli olmasi kararlastirildi ve Osmanli bayraginin sekli kesinlesti. Bu devirde padisaha aid tugrali sancaktan baska hükümdarin gemileri ziyaretinde kullanilan, ortasinda günes ve dört kösesinde de sualar bulunan bir sancak daha vardi. Kapdan pasaya mahsus sancakta; bir hilal ile sekiz köseli yildiz mevcutlu. Osmanli hakimiyetinde bulunan, Tunus, Eflak, Bogdan beyleri île Sirp prensliginin özet bayraklarinda, Osmanli bayraginin kirmizi rengiyle birlikte mavi, beyaz, san gibi mahallî renkler de kullanilirdi. Tunus beyinin sancaginin, ortasinda kirmizi zemin üzerindeki bir beyaz daire içinde kirmizi hilal ve yildiz sekli mevcuddu. Sirp, Eflak ve Bogdan beylerbeyleriyle Sisam adasina aid hususî bayraklarin üst köselerinde, Osmanli hakimiyetinin sembolü olmak üzere, kirmizi zemin üzerinde beyaz üç yildiz bulunan sari Eflak bayragi Ile mavi Bogdan bayraginda, birincisinde çifte kartal, ikincisinde de bir öküz baci mevcuddu.Sultan Abdülazîz Han zamanindan baslayarak, padisahlara mahsus kirmizi renkli bayraklarin ortasindaki tugralarin beyaz renkte sekiz suali bir günes içinde alinmasi adet oldu. Sonradan bu bayragin rengi visne çürügü olarak degistirildi ve saltanat sancagi kabul edilen bu bayrak, saltanatin kaldinîmasina kadar devam etti.Sultan ikinci Abdülhamîd Han zamaninda Cuma namazi münasebetiyle yapilan selamlik resminde hilafete mahsus bir bayrak kullanilirdi. Bu, kirmizi atlas zemin üzerine etrafi beyaz kitapdan ile islenmis dört köse bir çerçeve içinde; bir tarafinda Fetih süresi, diger tarafta ise günes resmi bulunan sirma saçakli ve ucu hilalli bir sancakli.1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafindan saltanatin kaldirilarak, hilafet makami ihdas edilmesi üzerine halîfeye mahsus olarak, yesil zemin ortasinda sekiz suali beyaz bir günes içindeki kirmizi zeminde beyaz ay yildizi ihtiva eden bir sancak kabul edildi ve saltanata mahsus bayrak kaldirildi. Lakin daha önceki millî bayrak muhafaza edildi. Cumhuriyet idaresinin kurulmasindan ve halifeligin kaldirilmasindan sonra 25 Tesrin-i Evvel 1925'de bir sancak talimatnamesi çikari larak, harb ve ticaret gemileri hakkinda muayyen esaslar kabul olundu. Bu talimatname millî bayragin seklini tesbit etmekle beraber, daha ziyade donanmanin ihtiyaçlarina göre yapildigindan, az çok hususî bir mahiyet arz ediyordu Bunun üzerine 29 Mayis 1936 tarih ve 2994 sayili kanunla Türk bayraginin sekli ve ölçüleri kesin bir sekilde tesbit edildi. 28 Temmuz 1937 tarih ve 2/7175 sayili kararnameye ilisik 45 maddelik bir tüzük (Türk bayragi nizamnamesi) ile de Türk bayraginin kullanilisi nizam altina alindi.Osmanlilar döneminde, devleti, hanedani, milletin hükümranligim temsil eden bayrak kesin olarak kutsal sayilirdi. Yere düsürmemek, düsmana birakmamak, manevi haysiyetine dokunacak bir duruma sokmamak için ölüm dahil her türlü fedakarlik göze alinirdi. Bayrak ve sancagina hakaret ettirmek en büyük milli serefsizlik olarak kabul edilirdi. Bayraga hakaret, padisaha hakaret suçu ile ayni derecede tutulurdu. Bayragin kutsalligi muharebe meydaninda en yüksek mertebesini bulur, bayragi düsürmemek için nice vezirlerin en küçük bir tereddüd göstermeden sehîdligi göze aldiklari ve ard arda sehîd olduklari görülürdü. Zîra bayragin düsmesi hezîmete ugrama ve maglüb olma alameti idi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/184130856119145698-5333959381529497796?l=dadassuaybates.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/feeds/5333959381529497796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bayrak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5333959381529497796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/184130856119145698/posts/default/5333959381529497796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dadassuaybates.blogspot.com/2008/07/bayrak.html' title='bayrak'/><author><name>ŞUAYB ATEŞ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05963369276856272334</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-aJniw1coK3o/TgUMoSXR4uI/AAAAAAAAAcY/s2kimbqcqX0/s220/DSCN0954.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-184130856119145698.post-8159755444864988348</id><published>2008-07-17T00:03:00.002-07:00</published><updated>2008-07-17T00:04:28.755-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakteri'/><title type='text'>bakteri</title><content type='html'>Yersinia pestis, &lt;a title="Enterobacteriaceae" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Enterobacteriaceae"&gt;Enterobacteriaceae&lt;/a&gt; ailesine mensup bir &lt;a title="Gram-negatif" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gram-negatif"&gt;Gram-negatif&lt;/a&gt; &lt;a title="Bakteri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri"&gt;bakteri&lt;/a&gt; türüdür.&lt;a title="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yersinia_pestis#dipnot_1" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yersinia_pestis#dipnot_1"&gt;[1]&lt;/a&gt; &lt;a title="Veba" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Veba"&gt;Bubonik vebanın&lt;/a&gt; enfeksiyöz ajanıdır. Aynı zamanda septisemik ve pnömonik veba türlerinin de etkenidir. Y. pestis tarih boyunca birçok &lt;a title="Pandemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pandemi"&gt;pandemilere&lt;/a&gt; (&lt;a title="1347" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1347"&gt;1347&lt;/a&gt;-&lt;a title="1353" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1353"&gt;1353&lt;/a&gt; arasındaki &lt;a title="Kara Ölüm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_%C3%96l%C3%BCm"&gt;Kara Ölüm&lt;/a&gt; gibi) sebep olmuştur. Yersinia cinsine mensup bakteriler, Gram-negatif kokobasillerden oluşmuştur ve diğer Enterobacteriaceae cinslerinde olduğu gibi, &lt;a title="Fermentasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fermentasyon"&gt;fermentatif&lt;/a&gt; bir metabolizmaya sahiptir. Organizma izole halde hareketliyken (motil), memeli konağa geçtiğinde hareketsiz (non-motil) hale geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Tarih.C3.A7e"&gt;&lt;/a&gt;Tarihçe [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Tarihçe" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yersinia_pestis&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=1"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;Y. pestis, &lt;a title="1894" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1894"&gt;1894&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Pasteur Enstitüsü (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Pasteur_Enstit%C3%BCs%C3%BC&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Pasteur Enstitüsü&lt;/a&gt;'nden &lt;a title="Bakteriyolog" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteriyolog"&gt;bakteriyolog&lt;/a&gt; &lt;a title="Alexandre Yersin (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Alexandre_Yersin&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Alexandre Yersin&lt;/a&gt; tarafından, &lt;a title="Hong Kong" href="h
